Arşiv

  • Aralık 2020 (3)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)

    Güdük sanayi sektörünün düşündürdükleri

    Fatih Özatay, Dr.08 Şubat 2017 - Okunma Sayısı: 2118

    2010-15 dönemine ait birkaç rakam vererek başlayayım: İmalat sanayinde yaratılan katma değerin gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı yüzde 16.1. Buna karşılık, inşaat sektörü katma değerinin GSYH’ye oranı yüzde 7.2, gayrimenkul hizmetlerinde yaratılan katma değerin GSYH’ye oranı ise yüzde 8.9. Farklı bir ifadeyle, 2010-15 döneminde, Türkiye’nin GSYH’sinin yüzde 16.1’i imalat sanayinde yaratılırken, bir o kadarı da inşaat ve gayrimenkul hizmetlerinde yaratılmış (2010-15 döneminin özelliği şu: Yeni GSYH verileri hesaplanırken kullanılan yeni yöntemler ve bilgi kaynakları asıl olarak bu dönem için var. Yoksa bu dönemin bir orijinalliği yok. 2010 yerine 2002’den başlasaydım da çok değişmeyecekti bu oranlar.)

    İki nokta dikkat çekici. Birincisi, imalat sanayi (ya da sanayi) katma değerinin GSYH içindeki payı oldukça düşük. Özellikle, gelişmiş ülkeler arasında olmadığımız dikkate alındığında, “neden sanayi sektörümüz güdük kaldı” diye sorgulamamız gerekiyor. İkincisi, sanayide yarattığımız katma değer, ancak inşaat ve gayrimenkul hizmetlerinde yaratılan katma değer kadar. Bunu da düşünmemiz gerekiyor: Neden sanayi sektörünün boyutu inşaat ve ona bağlı gayrimenkul hizmetleri sektöründen fazla değil? GSYH’nin üretim tarafını bir yana bırakıp bir de harcama tarafında bakayım. Aynı dönemde inşaat yatırımlarının GSYH içindeki payı yüzde 14.5 düzeyinde. Buna karşılık, makine ve teçhizat yatırımlarının GSYH içindeki payı bu oranın üçte ikisi kadar: Yüzde 10.2. Neden Türkiye’de hiç olmazsa inşaata yapılan yatırım kadar makine ve teçhizat yatırımı yapılmıyor? Bu da üzerinde düşünmemiz gereken üçüncü soru.
    Ortada bir “model” varmış izlenimi verecek ama olsun öyle diyeyim: “Mevcut ekonomik modelin” tıkandığını söylüyor bu veriler. Üstelik bu tıkanma yeni de değil; hatırı sayılır bir süredir bizimle birlikte. Ekonomik sistemimiz sanayi ülkesi olmamıza yol vermiyor. Bu bir iki yıllık bir olgu da olmadığından, güncel dış ya da iç durumla da ilgili değil. Elbette iç ve dış gelişmeler ekonomiyi yakından etkiliyor ama sanayi sektörümüzün mevcut boyutu asıl olarak bu faktörlerin dışındaki faktörlerce şekillenmiş durumda.

    Soruna böyle bakınca devletin ekonomideki rolünden tutun, gümrük ve ticaret anlaşmalarına, patent ve mülkiyet hakları anlaşmalarından tutun inşaat rantının vergilendirilmesine kadar bir dizi konuyu yeniden düşünmekte yarar var. Mesela “devletin tekrar sanayi sektörüne dönmesi ve özel sektörün yapamadığını yapmaya çalışması” üzerinde kafa patlatmak gerekiyor. Yapılabilir mi? Yoksa yine eski hatalar mı hortlar? Eski hatalara düşmemek için nasıl bir kurumsal yapı tasarlanmalı? Böyle bir yapı oluşturulabilir mi? Bu kurumsal yapı, özel sektörü de sanayiye çekecek şekilde tasarlanabilir mi?

    Bu köşe yazısı 08.02.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır