Arşiv

  • Kasım 2019 (7)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)

    Etiketler

    BİT endeksinde 57’den 70’e geriledik

    Güven Sak, Dr.20 Şubat 2017 - Okunma Sayısı: 2361

    Ülkeler ikiye ayrılıyor: Yeni sanayi devrimine hazırlık yapanlar ve yapmayanlar. Türkiye halen ne yazık ki ikinci grupta yer alıyor. Türkiye, yeni sanayi devriminin farkındaymış gibi konu üzerine konuşuyor ama ortada ses var görüntü yok. Ben yöneticilerimizin halen dünyanın nereye doğru gitmekte olduğunu tahayyül edebildikleri kanaatinde değilim doğrusu. Tahayyül edebiliyor olsalardı, burada olmazdık. İlk olarak, Türkiye, aleme nizam verme konusunda büyük mesafeler aldığını iddia ettiği 2007-2016 döneminde, Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) endeksinde 56’ncı sıradan 70inci sıraya gerilemezdi. İkinci olarak ise, yöneticilerimiz ekonomimizin doğru yolda olduğunu anlatmak için her ağızlarını açtıklarında, akıllarına 21’inci yüzyılın 17’nci yılında hala köprü ve havaalanı projeleri gelmezdi. Ama geliyor. Biz daha dünyanın nereye doğru gitmekte olduğunu tahayyül bile edemediğimiz için, anlatacak başka bir hikayemiz, yeni çağa ait bir başarı öykümüz, ne yazık ki, halen yoktur. Gelin bir derdimi anlatayım.

    Önce BİT endeksinden bir başlayayım. Birleşmiş Milletler (BM)’in BİT’ten sorumlu kuruluşu Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) her yıl bir BİT endeksi yayımlayarak ülkeleri karşılaştırıyor. Bir nevi, dünyada dijital bölünmenin serencamını izlememize imkan sağlıyor. Türkiye, 2007 yılında bu endekste 56’ncı sıradaydı. 2016 yılında 175 ülke arasında 70’inciliğe geriledi.

    BİT endeksi esas itibariyle üç ana bölümden oluşuyor. Öncelikle ülkenin  sabit ve mobil telefon altyapısı, internet altyapısı gibi BİT altyapısına ilişkin göstergeleri inceleniyor. İkinci bölümde bilgi ve iletişim teknolojilerinin ilgili ülkede ne kadar yaygın kullanıldığına bakılıyor. Üçüncü olarak ise, ülke nüfusunun beceri setine ilişkin eğitim gibi göstergelere yer veriliyor.

    Tam bir resim çiziyor mu bu endeks? Bana kalırsa hayır. Mesela altyapı açısından baktığınızda, ülke içinde, fiber optik kablolamanın ne kadar yapıldığı konusunda bize veri sağlamıyor. Biz bu açıdan da pek iyi bir noktada değiliz doğrusu. Memleketin toplam karayolu ağı 1,1 milyon kilometre, fiber optik kablo ağı ise 240 bin kilometre. Kore’de kilometrekareye 6 kilometre fiber optik kablo düşerken Türkiye’de bu oran 300 metre civarında. Kore, BİT endeksinde zaten 1’inci sırada, biz ise 70.

    Halbuki işin uzmanları, yeni sanayi devriminde makineler birbirleriyle konuşmaya başladığında, iletim hatlarından nakledilmesi gereken malumat geometrik olarak arttığında, etkin iletişim için fiber optik kabloların öneminin artacağını söylüyorlar. Buradaki hazırlık da önemli. 20’nci yüzyılda karayolu yapmak sanayi için ne kadar önemliyse, 21’inci yüzyılda artık cam liflerden yol yapmak sanayi için o kadar önem taşıyor. Son 10 yıldır sağa sola beton dökmek için harcadığımız enerjinin onda birini fiber optik kablolama için harcasaydık şimdi yeni sanayi devrimine daha bir hazır olurduk.

    Fiber optik kablolamayı kapsamasa da BİT endeksi bir değerlendirme yapmak için fikir veriyor. İlk 10 ülkeye bakınca, içinde Batılı olmayan yalnızca iki ülke var: Kore ve Hong Kong. İlk 20’ye genişletince listeyi, bir de Singapur ekleniyor. İlk 30’a doğru inerseniz, Çin’in Macao’su ile bizim buralardan Bahreyn listeye ekleniyor. İlk 30’da yalnızca 5 ülke çökmekte olan Batı’nın dışında yani.

    Listeye bir de portföy yöneticilerinin Türkiye ile karşılaştırmayı sevdikleri ülkeler açısından bakarsanız, durum şöyle: Türkiye 70’inci sıradayken, Rusya 43’üncü, Brezilya 63’üncü sırada duruyor. Güney Afrika, neyse ki 88’inci sırada yer alarak bizi biraz kurtarıyor. Benim son günlerde her açıdan Türkiye ile kıyaslayarak bakmayı sevdiğim Polonya ise, 50’nci sırada yer alıyor BİT endeksinde.

    Son olarak bir de Orta Doğu’da neredeyiz onun altını çizeyim. İlk 5’in içinde değiliz. Bahreyn 29, İsrail 30’uncu sırada yer alıyor öncelikle. Birleşik Arap Emirlikleri 38, Suudi Arabistan 45, Katar ise 46’ncı sırada. Bu ne demek? Bilgi ve iletişim teknolojileri açısından bakıldığında, bölgemizde Türkiye, 2007’den 2016’ya Suriye, İran ve Mısır’a yaklaşmış gibi duruyor. Mısır 2007’de 96’dan şimdi 100’üncü sıraya gelmiş. Suriye 93’ten 122’ye gerilemiş. İran, 84’ten 89’a gelmiş. Türkiye ise, 57’nci sıradan ilk gruba doğru gitmemiş, 70’e doğru gerilemiş. Ben bakınca sevmedim doğrusu.

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu BİT işi neden önemli. Yeni sanayi devrimi denildiğinde, aslında 3 yatay teknolojiden bahsediyoruz: Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT), Biyoteknoloji ve Nanoteknoloji. Buradaki yataydan kasıt şu: Bunlar tek bir sektörü değil, bütün geleneksel sektörlerde değişimi ve verimlilik kazançlarını tetikleyecek teknolojiler olarak önemliler. Türkiye’de kentleşme oranının yüzde 75’e ulaşması ile birlikte bütün geleneksel sektörlerde değişimi tetikleyecek teknolojilere odaklanmamız gerekiyor. Türkiye’nin artık projeler üzerine düşünürken, sektör değil, teknoloji seçmeye yönelmesi gerekiyor.  İşte BİT bu yatay teknolojilerden bir tanesi. Buradaki hazırlık, işte o sektörel değişimi tetiklemek için gerekli kapasiteye sahip olmakla ilgili bir bakıma. BM’nin endeksi işte bunu diyor, Türkiye’nin BİT kapasitesi 2007’den 2016’ya geriliyor. 2007’den 2016’ya dünyanın en büyük şirketleri listesi değişiyor. Ama Türkiye’de bir şey değişmiyor. 20’nci yüzyıl bitiyor. 21’inci yüzyılın ilk 16 yılı da bitiyor. Biz hala bildiğiniz inşaatları yapmakla öğünüyoruz.

    Doğrusu ya ben, 21’inci yüzyılda, yeni sanayi devrimi çağında, 20’nci yüzyıldan kalma projelerle övünüyor olmaktan şikayetçiyim. Başkalarının yaptıklarını biz de yapabiliyoruz diye öğünmeyi bırakıp, başkalarının yapamadıklarını yapabiliyor olmayı diliyorum. İnovasyona dayalı büyüme demek, başkalarının zaten yaptığı sıradan malların yanına, artık kendine özgü malların üretimini de ekleyebilmek demektir. Geleneksel sektörlerindeki üretim süreçlerini yeni teknolojilerle dönüştürebiliyor olmak demektir. Böyle olduğunda, hem ülke daha hızlı zenginleşiyor hem de bölüşüm daha hakça olabiliyor. Not etmiş olayım.

     

    Bu köşe yazısı 20.02.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.