Arşiv

  • Eylül 2019 (11)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    Riyad’da da Über

    Güven Sak, Dr.06 Nisan 2017 - Okunma Sayısı: 2374

    Geçen gün Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daydım. İlk gün, gitmek istediğim binayı sokakta her yerden görebildiğimi anlayınca, istediğim yere yürüyerek gitmeye karar verdim. Buyrun ilk Riyad dersine: Riyad, yürünebilir bir şehir değil. Otelin önünden çıkıp yürümeye başladım. Gideceğim binayı da ötelerde görebiliyorum bir yandan. Bir süre gittikten sonra, birden üzerinde yürüdüğüm kaldırım ortadan kalktı,  Kral Fahd caddesinde yolun ortasından yürümeye başladım. Her yanı trafik. Binayı görüyorum ama hâlim pek iyi durmuyor doğrusu. Etraftan taksiler geçiyor ama Riyad’da hiç taksi deneyimim de yok.

    Bir yandan gideceğim binaya uzaktan bakarken, bir yandan da Über uygulamasını açayım dedim. Hani şu taksicilerin nefret ettiği, taksiciliğin manasını değiştiren, her otomobil sahibine taksici olabilme imkanı sağlayan, bir kendiliğinden örgütlenme modeli olan Über’in cep telefonu uygulaması. İkinci Riyad dersi de bu olsun isterseniz. Etrafta vızır vızır dolaşan Über taksileri olduğunu böylece öğrendim doğrusu. Bakıp, görüyorsunuz hemen. Evvelki yıl, Beijing’de de Über kullanabileceğimi yanlışlıkla öğrenmiştim aynı şekilde. Sevindim ve bir Über çağırdım elbette. Kimin önümde duracağını önceden biliyordum. Taksi gelmeden önce ne kadar para ödeyeceğim ile ilgili bir fikrim de vardı  ve en önemlisi cebimden para çıkarmak zorunda değildim. Çin’de en son böyle bir taksiye bindiğimde, bir avuç sahte Ren Min Bi sahibi olmuştum.  Elinizdeki paraları sahtesiyle o kadar ustaca değiştirebiliyorlar ki şaşırırsınız. Bunu gördükten sonra Über’den şaşmamaya karar vermiştim doğrusu.

    Suudi Arabistan’da neyin değişmekte olduğunu da, bindiğim ilk Über takside fark ettim doğrusu. Gelin şimdi üçüncü Riyad dersine: Suudiler artık değişiyorlar. Bindiğim kocaman arabanın şoförünün aslında bir pilot olduğunu yolda giderken öğrendim. Uzun yıllar pilotluk yaptıktan sonra emekli olmuş. Önce birkaç ay evde oturmuş. Sonra bakmış iki çift lakırdı edecek kimse yok, SUV’sini Über’e taksi olarak kaydettirmiş ve çalışmaya başlamış . “Eskiden Amerika’ya filan uçunca, oradaki pilotlar  emekli olunca nasıl taksicilik yapmaya başlayacaklarını anlatırlardı” diye lafa girdi ve bir berber muhabbetine başladık. Ben de dediklerini şaşırarak izler, dışımdan “tabii, tabii” derken, içimden de “Yahu insan hiç kendi seviyesinin altında süfli işlerle uğraşır mı?” diye geçirirdim. Emekli olursun, alırsın paranı evinde oturursun diye düşünürdüm. “Ama şimdi ben de onlar gibi oldum” diyordu. Kimse artık tembelliğine sosyal bahaneler uydurmuyor Suudi Arabistan’da, havada bir değişim kokusu var. İnsanlar değişeni ayıp bulmuyorlarlar. Ben bunu önemsedim.

    Neden? Gayet basit bir nedenle aslında. Herkes mevcut hayat tarzlarının sürdürülebilir olmadığının farkında gibi geldi bana doğrusu. Petrol fiyatları düştüğünden beri yaklaşık iki yıldır Suudi Arabistan  75-80 milyar dolar bütçe açığı veriyor. İki yıl üst üste ne demek? 150 milyar dolardan fazla bütçe açığı demek. Suudi Arabistan’ın Varlık Fonu’nun büyüklüğü ne kadar? Yaklaşık 700 milyar dolar gibi bir şey. O nedenle, Suudiler şimdi devlet petrol şirketi Aramco’yu halka açmanın planlarını yapıyorlar. İlk değerlemede, 2 trilyon dolarlık bir değer belirlemişler ama piyasalar pek mutlu gözükmüyor bu ilk rakamdan. 1 trilyon dolar yeter yazıları çıkıyor bu ara. Yalnız Suudi Arabistan değil, Körfez ülkelerinin tamamı aynı durumda. O nedenle yalnızca Suudi Arabistan’ın değil, Kuveyt’in, Katar’ın, Bahreyn’in Umman’ın da  vizyon dokümanları var hep. Suudi Arabistan’ınkinin adı “Vizyon 2030”. Bunun miladi 2030 olduğuna dikkatinizi çekerim. Aslında 2030’da hicri takvime göre 1452 yılında olacağız. Kimsenin aklına Krallığın vizyon belgesine Vizyon 1452 demek gelmemiş. Bakın bu da bir şey gösteriyor.

    Ben en çok, Türkiye’yi kurtaracak Körfez sermayesi yatırımları mevzuu açıldığında, eğleniyorum. Körfez ülkelerinin tamamı önümüzdeki dönemde yeni teknolojilere yapacakları yatırımları planlıyor. Korelilerle ortak bir teknoloji fonu da kurmuş Suudiler. Ama Türkiye’de değil; Körfez’de, kendi ülkelerinde bu yatırımları nasıl yapacaklarını düşünüyorlar benim gördüğüm. Nasıl yeni bir iş modeli yaratabileceklerini ciddi ciddi düşünüyorlar Krallık için. Peki, Türkiye’ye buraya doğrudan yatırım gelmez mi? Gelir elbette. Akşam  yemek yediğim kamu görevlilerinden biri, İstanbul’da bir oda bir salon bir apartman dairesi almıştı. Türkiye’nin geleceğine yaptığı yatırımı anlattı. İşte o kadar gelir.

    Ben Körfez’i gördükten sonra aslında yatırımcılarımız için bölgede çok iş olduğunun da farkına vardım ama sanırım öncelikle Körfez’e yönelik düşünme biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bu yıl TOBB’un düzenlediği toplantılarda Bahreyn ve Katar’da da aynı şeyi düşünmüştüm. Körfez’in iktisadi dönüşüm sürecine Türk sermayesinin nasıl katkı verebileceğini acilen düşünmeye başlamamız gerekiyor. Aksi takdirde, Körfez Türkiye’li ya da Türkiye’siz dünyanın bir parçası olmaya karar vermiş gibi duruyor sanki. Biz istesek de istemesek de. Ben Suudi Arabistan’dan umutlu döndüm. Bir ara daha uzun anlatırım.

    Şimdi şöyle bir düşünün, orada Über’ler vızır vızır işliyor. Burada her gün İstanbul polisi Über taksilerine yeni bir problem çıkarıyor. Bir nevi rekabet kısıtı yani. Orada Booking.com sitesi çalışıyor. Burada mahkemenin biri çıkıyor, Booking.com sitesinin işleyişine problem çıkarıyor. Booking.com ile ilgili meseleler olmaz mı? Elbette olur. Über ile ilgili sorunlar olmaz mı? Elbette olur. Ama bunların rekabet kısıtı yaratıp yaratmadığına karar verecek olan Rekabet Kurulu’dur. Nitekim Rekabet Kurulu daha bu Ocak ayında Booking.com sitesine 2,5 milyon lira ceza kesmiştir. Doğrusu ya ben bunun ötesi olmadığını düşünüyorum. Yapılması gereken, Rekabet Kurulu’nun internet tabanlı talep toplama yönetimlerinin yol açtığı rekabet kısıtı hadisesi üzerine daha kapsamlı düşünmeye başlamasıdır bana sorarsanız. Avrupa Birliği ülkelerinde de olan budur. Bizde de öyle olmalıdır. Ne yapacağız? Booking.com’un turizm acentesi belgesi alıp, TÜRSAB’a üye olması mı gerekecek?

    Bu köşe yazısı 06.04.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.