Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Enflasyonu dert etmeli (2)

    Fatih Özatay, Dr.17 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 1728

    Bulunduğumuz noktada durum şöyle: Enflasyon 2006’dan bu yana etrafında salındığı yüzde 8.3’lük ortalamanın çok üzerine çıktı ve yüzde 12’ye yaklaştı. Üstelik, enflasyon yükselirken işsizlik de yükseldi. 2006’dan bu yana geçen sürede ortalaması yüzde 10’du işsizlik oranının. Bir yıldır o da yükseliyor; ocak döneminde yüzde 11.8 oldu.

    Bu basit gerçek, özellikle son yıllarda “Merkez Bankası faiz kararı alırken işsizliği de dikkate almalı” diyenleri ve bunu her faiz kararından önce dile getirenleri düşündürmeli. Yanlış anlaşılmasın; elbette merkez bankalarının faiz kararı alırken kendilerine yol gösteren teknik modellerinde büyüme ve işsizlik önemli rol oynuyorlar. Ama büyüme, işsizlik ve faiz oranı arasındaki ilişki sıklıkla dile getirildiği kadar basit değil. Yani, faiz artarsa büyüme oranı düşer ve işsizlik oranı yükselir basitliğinde bir ilişki yok.

    Öyle olabilir de olmayabilir de; başka koşullara bağlı. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde faiz oranı, döviz kuru ve büyüme arasında önemli ve karmaşık bir ilişki var. Şirketler kesiminin döviz yükümlülüklerinin döviz cinsinden alacaklarına kıyasla çok yüksek olması bir bilanço zafiyeti oluşturuyor. Döviz kurundaki hızlı yükselişler bilançoları bozuyor ve bu bozulma hem şirketlerin yatırım kabiliyetlerini azaltıyor hem de mevcut faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Merkez Bankası faiz artırarak kurdaki gidişatı durdurmazsa sonuçta işsizlik yükseliyor. Öte yandan, faiz artırımının döviz kurundaki yükselişi durdurması ya da tersine çevirmesi ihracatı olumsuz etkiliyor. Tablo daha da karmaşıklaştırılabilir ama bu iki ters yönlü ilişki, faiz-işsizlik ilişkisinin tek boyutlu olmadığını açıkça gösteriyor. İlişkinin hep ileri sürüldüğü gibi tek düze olmadığını sergilemek için birkaç soru da ortaya atılabilir. Mesela şunlar: Yatırım yapmak isteyenler önlerini ne denli görebiliyorlar ve ekonominin geleceğine güven duyuyorlar? Faiz istediği kadar düşük olsun, bir yıl sonrasını göremiyorsa nasıl yatırım yapacak girişimci? Ya da bir yıl sonrasını görüyor ama o gördüğü ona güven vermiyorsa? Kredi piyasasında işler nasıl gidiyor? Maliyeti bir tarafa, yeteri kadar kredi var mı? Tasarruf oranı düşük olduğuna göre yatırımlar için gerekli kaynakları yurtdışından bulabilecek mi Türkiye? Maliye politikası ne durumda? Finansal istikrara yönelik politikalar sağlıklı mı? Çok sayıda soru eklenebilir bu listeye ama meramımı anlatmak için daha fazlasına gerek yok.

    Burada önemli olan nokta şu: “Miden ağrıyorsa şu hapı al” şeklinde bir ekonomi politikası olamaz. Asıl önemli olan midenin neden ağrıdığı. O neden her neyse, ona bağlı olarak alınacak ilaç değişecek, belki de hiç alınmayacak. Üstelik mide ağrıyorsa sadece o bölgeyle ilgili doktora gidilmekle de yetinilmeyecek, başka alanlardaki uzmanlara da yönlendirilecek hasta muhtemelen. Her uzman kendi alanında üzerine düşeni yapacak, yapmalı. Tedavi sonuçta ortak çabayla oluşacak.

    Bir merkez bankası üzerine düşeni yapmazsa, hemen olmasa da bir süre sonra kötü sonuçlar ortaya çıkıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. Hedefin çok üzerinde seyreden enflasyona karşın faiz oranını artırmıyorsanız, birincisi, işsizlik oranının yükselmesine yol açabiliyorsunuz (hızlı kur artışı yoluyla mesela ve illa “açıyorsunuz” değil “açabiliyorsunuz”). İkincisi, enflasyon daha da yükselebiliyor. Üçüncüsü, ekonominiz bu süreçte bir de olumsuz dış şoklara maruz kalırsa, bu sefer kur kontrolden çıktığı için ilk başta yapmanız gerekenden çok daha fazla faiz artırmak zorunda kalabiliyorsunuz.

    Tabloda, G20 grubunda yer alan gelişmekte olan ülkeler ve bir de artık gelişmiş bir ülke olan Kore için 2016 yılı ortalama enflasyonu, yılsonu enflasyonu ve otalama işsizlik oranı değerleri var. “Üzerinize düşeni yapmazsanız kaderden kaçamayacağınızı” bu tablo yeteri kadar açık ortaya koyuyor: Türkiye açısından durum pek parlak değil. Üstelik unutmayalım ki bir değişken yükseliyorken (ya da düşüyorken) ortalama değeri yanıltıcı bir görüntü verebilir. Türkiye’nin şu anda yüzde 11.8 olan işsizlik ve yüzde 11.9 olan enflasyon oranlarını da dikkate alın lütfen, tabloya bakarken.

    Bu köşe yazısı 17.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır