Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Yerli otomobil

    Fatih Özatay, Dr.31 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 1984

    Türkiye’de önemli bir otomobil üretim kapasitesi var. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre 2017’de kurulu kapasite 1,4 milyon otomobil üretmeye olanak sağlıyor. 2016 yılında yaklaşık 951 bin adet otomobil üretilmiş. Kapasitenin “gerçeği” yansıttığını kabul edersek, tüm zamanların üretim rekorunun kırıldığı 2016’da kapasite kullanım oranı yüzde 67 olmuş.

    Uluslararası Otomotiv Sanayicileri Birliği (OICA) verilerine göre 2016 yılında dünyada 72.1 milyon otomobil üretilmiş. İlk üç üretici şöyle: Çin: 24.4 milyon, Japonya: 7.9 milyon, Almanya: 5.7 milyon. Daha sonra dört milyona yakın üretimle ABD, Kore ve Hindistan geliyor. Türkiye listede on yedinci sırada ve dünya üretiminin (2016’da) yüzde 1.3’ünü gerçekleştiriyor.

    Bu rakamlar çerçevesinde bakıldığında Türkiye’de önemli bir üretim kapasitesi olduğu görülüyor. Peki, “yerli otomobil” üretim arzusu nereden çıkıyor? Sorunun yanıtı oldukça açık: Üretim kapasitemiz hep “başkalarının otomobillerini” üretmeye izin veriyor. Dolayısıyla, arzulanan “başkalarının” değil “yerli” bir otomobil markası çıkarmak.

    O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: “Başkalarının” tasarladığı (Türkçeleştirilmiş İngilizce sözcükle; “dizayn ettiği”) bir otomobili Türkiye’de üretmek “yerli” otomobil üretmek anlamına gelir mi? Bu soruyu yanıtlamadan önce şunu akılda tutmak gerekiyor: Yukarıda verdiğim Türkiye’nin üretim kapasitesinin önemli bir kısmı sadece montaj hattından oluşmuyor; bayağı bir imalat var.

    Ayrıca, önemli bir yan sanayi kapasitesi mevcut ve ana otomobil fabrikalarını çok sayıda ürünle destekliyor yan sanayi. Sorduğum sorunun önemli noktası, sadece montaj hattının olduğu bir tesiste mi yoksa yan sanayi ile desteklenen imalat tesisinde mi üretim yapıldığı ayrımı değil. Farklı bir ifadeyle, “yerli otomobil”den anladığım, ne “başkalarının” tasarladığı ve önemli bir kısmı yurtdışında üretilen parçaları bir araya getirmek için kurduğunuz montaj hattında imal edilen ama markası “bizden” olan bir otomobil ne de “başkalarının” tasarladığı ama kendi imalat tesisinizde (yan sanayiden gelen parçalarla birlikte) ürettiğiniz ve markası “bizden” olan bir otomobil. Sonuçta, her ikisinde de “başkalarının” tasarladığı otomobili üretiyorsunuz.

    Kanımca bir otomobili “yerli” kılacak temel unsur, “tasarımının” nerede ve kimler tarafından yapıldığı. Sadece görünüşünün tasarımından söz etmiyorum; görünüşün yanı sıra ve asıl olarak hayati parçalarının mühendislik tasarımından söz ediyorum. Tasarımı halledebiliyorsanız, teknolojik değişiklikler nedeniyle sık sık “başkalarından” yeni tasarımlar beklemeye gerek kalmıyor böylelikle. Kaldı ki ileride zaten o teknolojik değişikliklerin bir kısmını siz yapmaya başlıyorsunuz.

    “Yerli” otomobile böyle bakıldığında, onu kapsamlı bir imalat kapasitesine sahip bir tesiste mi yoksa yurtdışından sizin gönderdiğiniz mühendislik tasarımına göre imal edilmiş parçaları bir araya getiren bir tesiste mi üretiyorsunuz, artık bir ayrıntı oluyor.

    Yanlış anlaşılmasın; salt “yerli” kavramı açısından bu ayrımın bir önemi kalmıyor. Yoksa, elbette istihdam açısından bu ayrım son derece önemli.

    Lütfen dikkat: “Yerli” otomobile kaynak ayırmak doğru mudur? “Yerli” otomobilin yurtiçinde ve yurtdışında satış potansiyelini artırmak için neler yapılabilir? Bunlar önemli sorular ve bunlara girmedim. Özellikle ilk soru mutlaka tartışılması gereken bir soru.

    Kıssadan hisse: Yerliye yerli demem yerli tasarlanmadıysa…

    Bu köşe yazısı 31.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır