Arşiv

  • Temmuz 2019 (6)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Zeytincilik Yasa Tasarısı ve Suskunluğumuz...

    Halil Agah07 Haziran 2017 - Okunma Sayısı: 1274

    Son günlerde 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’da yapılması istenen değişiklilerin kamuoyunda tartışılması ön plana çıkmış durumdadır. Bu konunun siyaset üstü bir anlayışla değerlendirilip yönlendirilmesi gereklidir.  Bu tasarının son haline göre yasanın 20. maddesi değiştirilerek zeytinlik alanlarda “kamu yararı” gerekçesi ile madencilik ve endüstriyel amaçlı faaliyetleri ile zeytin alanlarının sanayileşmenin önü açılmaktadır.

    Söz konusu tasarıda imzası bulunan Sanayi Komisyonu üyeleriyle yapılan görüşmelerde zeytin ve zeytin ürünleri sektör olarak ortaya konulan taleplerin bir bölümü dikkate alınmış ve tasarıdan çıkarılmıştır. Ancak buna rağmen tasarının son hali zeytincileri ve kamuoyunu memnun etmekten uzaktır.

    Zeytinliklerin koruma kalkanı olarak kabul edilen 3573 sayılı Kanun’un 20. Maddesinde, “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının (Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı)  iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması halinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının % 10'unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu halde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez, İzinsiz kesenler veya sökenlerden ağaç başına ikimilyon liradan beşmilyon liraya kadar hafif para cezası alınır. Kesilen ve sökülen ağaçlar müsadere edilir.” deniyor.

    Sanayi Komisyonu’nun son şeklini verdiği tasarıda ise bu madde esnetilmektedir. Şöyle ki; “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile artık bir zeytin ağacı da olsa bir alan zeytinlik kabul edilecek denilirken, tasarıda yer alan “alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir” maddesi korunmaktadır.

    Böylece zeytinlik alanlarda alınacak olan  “kamu yararı” kararı ile madencilik işletmeleri ve ocakları, sanayi tesisleri kurmaya olanak verilecek ve bu alanlardaki zeytin ağacı kesilebilecektir.  Kamu yararı kavramı, “sübjektif” bir tanım olup, bunun kriterleri tam ve açık olarak belirlenmediğinde her bir “kamu yararı” kararında ortaya çıkacak sonuçlar, kararı verenlerin vicdanı ile baş başa kalmalarına neden olacaktır.

    Öte yandan zeytinliklerde imar planı değişikliklerine olanak tanınması yoluyla bu alanlarda konut, turistik tesis yapılmasına izin veren düzenleme ise yapılan görüşmelerin ardından tasarıdan çıkarılmış durumdadır.

    Ancak tüm bu söylenilen ve yazılanlara karşı asıl tehlike halen devam etmektedir. Buna göre gerekli izinlerle zeytinlik alanlarda sanayi ve maden tesisleri kurulabilecektir. Bu amaçla da izinsiz ağaç kesenler veya sökenlere ağaç başına verilecek 2.000 TL idari para cezası da 4.000 TL’ye çıkarılmak istenmektedir. Oysaki yüz yıllık zeytin ağaçlarının her birinin değeri 4.000 TL olabilir mi?

    Komisyon, bir zeytinlik alanda sanayi veya maden tesisi kurulmasında kamu yararı görüyorsa belirlenen zeytin alanı tamamıyla yok edilebilecektir. Oysa ki bunda yaklaşık 10 yıl önce yeni zeytin alanlarının kurulması için kamu desteği ve hibe programları ile zeytin yetiştirilebilen hemen tüm marjinal alanlar dahil yeni zeytinliklere oluşturulmuş ve zeytin ağacı sayımız yaklaşık 170 milyona ulaşmıştır.  Bu sayı, dünyadaki toplam zeytin ağacı sayısının yaklaşık %10’udur.

    Öte yandan Rio Sözleşmeleri ile küresel süreçlerin (Sürdürülebilir Kalkınma Küresel Hedefleri-SDG) hedef ve taahhütlerini müştereken destekleyen yaklaşımlar kapsamında “tarımsal alanların” korunarak kullanılması ve geliştirilmesi, iklim değişikliği ile ortaya çıkacak tehditler için gerekli tedbirlerin alınması öngörülmektedir. Türkiye tüm bu konularda taraf olarak yer almaktadır. Küresel ölçekli taahhütlerde dikkate alındığında tarımsal alanların ve mevcut zeytinliklerin “kamu yararı” düşüncesi ve yaklaşımı ile sanayi amaçlı kullanımının açıklanması oldukça zor olacaktır.

    Ülkemizde bu güne kadar uygulamalara bakıldığında, Türkiye’nin birinci sınıf tarım alanları, korunması gereken endemik bitkilerin bulunduğu alanlar sanayi tesisleriyle ve açılan maden ocakları ve işletmeleriyle tahrip edilmiştir. En verimli ovalara fabrikalar, en değerli orman alanlarına taş ocakları, maden işletmeleri kurulup artık geri dönüşü olamayan kayıplar yaşanmıştır. Diğer yandan, son dönemlerde ise bu verimli ovaların ve alanların korunması, yeni ağaçlandırma alanlarının geliştirilmesi ve orman varlığının arttırılması için yeni çalışmalar yapılmaktadır.  Bu da bize önce tahrip edip sonradan düzeltip, korumaya gitmek gibi çok akılcı ve ekonomik olmayan bir yöntemin halen geçerli olduğunu göstermektedir.

    Bu durumda Sanayi Komisyonundan geçen tasarının TBMM Genel Kurulu’nda ele alınmasında tüm ilgili tarafların görüşlerinin yansıyacağı bir oturumun gerçekleştirilmesi ve bu önemli konunun doğal kaynak yönetimi, tarımsal alanların korunması, uluslararası taahhütlerin yanı sıra biz tüketicilerin (yani tüm halkımızın) çıkarını da ön planda tutacak haliyle ele alınması gereklidir. Tarımsal alanların “sanayi parsel”lerine dönüşmesi konusunda daha duyarlı olmak ve bunun gerçekleşmesini engelleyici tedbirlerin alınması çok önemli bir “kamu görevi” olup, buna ilişkin tüm ilgililerin ellerinden geleni yapacağından şüphemiz yoktur.

    Zeytin ve zeytinyağı insan sağlığı için en önemli temel besin maddelerindendir. Bu önemli temel ürünlerin üretiminde gerekli planlama ve düzenlemeler göz ardı edilirse,  diğer ana temel besin maddelerini -kırmızı et gibi- ithal ettiğimiz gibi zeytin ve zeytinyağını da ithal eder duruma düşebiliriz ve bu noktada da geri dönüşü olmayan noktaya gelmiş olunacaktır!

    Etiketler: Tarım, Sanayi, Kamu Yararı,