Arşiv

  • Temmuz 2019 (6)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Abdi İbrahim, Amerikalı biyoteknoloji start-up’ı Ocugen’e yatırım yaptı

    Selin Arslanhan Memiş24 Temmuz 2017 - Okunma Sayısı: 6062

    Geçtiğimiz günlerde, Türkiye’nin en büyük ilaç şirketlerinden Abdi İbrahim’in, Amerikalı start-up Ocugen’e 7,5 milyon dolarlık yatırım yaptığı açıklandı.[1] Abdi İbrahim ile birlikte yatırım ortağı olarak Kazakistanlı şirket JSC Lancaster Group yer aldı. Ocugen, göz hastalıkları üzerine çalışan, preklinik ve klinik çalışmaları devam eden ilaçlara sahip bir biyoteknoloji start-up’ı.

    Ocugen’in aldığı ilk yatırım olan 6 milyon dolarlık Seri A yatırımı, 2016’da Amerikalı bir fon tarafından yapılmıştı. Abdi İbrahim’in liderlik ettiği bu yeni 7,5 milyon dolarlık yatırım ise, Seri B yatırımı. Sırasıyla aşamalarına göre yatırım türlerini hatırlarsak,  ilk aşamadaki yatırımlar, start-upların çekirdek öncesi ve çekirdek aşamalarında faydalandıkları kamu hibeleri, melek yatırımcılar gibi fonları içeren tohum/başlangıç yatırımlarıdır.  Tohum/başlangıç finansmanının büyüklüğü, her ne kadar ülkelere ve sektörlere göre farklılık gösterse de  ortalama 1 milyon dolar altındadır diyebiliriz.

    Bu ilk aşama finansmanının hemen ardından, ikinci aşama finansman türü olan Seri A tipi yatırımlar geliyor. Yine sektörlere göre farklılaşsa da, Seri A yatırımların, ortalama 1-5 milyon dolar büyüklüğündeki girişim sermayesi fonları tarafından start-uplara sağlanan bir yatırım türü olduğunu söylemek mümkün. Daha sonra gelen Seri B ise, start-up’ın büyüme evresinde, 5 milyon doların üzerindeki, ürünün pazara girişini ve/veya pazarını genişletmesini destekleyen yatırım türüdür.

    Ocugen, 2016’daki Seri A yatırımı ile preklinik çalışmalarını gerçekleştirdiği yeni ilaçlarının klinik çalışmalarına devam etmek üzere Seri B yatırımını almış oldu. Türkiye’den yerli bir şirketin bu yatırımı yapması oldukça olumlu ve Türkiye’nin dönüşümü için de umut vaad edici bir haber. Ayrıca Türkiye’deki iş modellerinin 21.yüzyıla adaptasyonunun da en önemli göstergelerinden biri. “İnovasyonu Kim yapıyor? Büyük Şirketler mi Start-uplar mı?” notunda da belirttiğim gibi, dünyanın içinden geçtiği teknolojik dönüşümle birlikte sadece üretim yöntemleri değil, iş modelleri de değişti. Büyük şirketler, hem neredeyse bir zorunluluk hem de daha maliyet etkin bir seçim olarak inovasyona teknoloji start-upları aracılığıyla erişmeye başladılar.

    Büyük şirketler, teknoloji start-uplarının projelerini, patentlerini, ürünlerini kullanmak üzere yani inovasyon portföylerine erişmek üzere, start-uplarla farklı tip  yatırım anlaşmaları yapıyor ya da start-upların kendilerini satın alıyor. Bu model, aynı zamanda projelerini ya da ürünlerini belirli bir aşamaya getirdikten sonra pazara girişe kadar gereken maliyetleri üstlenecek güçleri olmayan start-upların exit (çıkış) stratejilerinin en önemlilerinden birini oluşturuyor. Abdi İbrahim ile Ocugen arasındaki anlaşma da bunlardan biri ve Türkiye’den yerli bir ilaç şirketinin ABD’deki start-up havuzundan faydalanmak üzere böyle bir adım atması, Türkiye’deki iş modellerinin değişimi için de önemli bir işaret.

    Türkiye’de her ne kadar son yıllarda girişimcilik ekosisteminde oldukça olumlu gelişmeler gerçekleşmiş olsa da, sıra start-upların exit (çıkış) yapmasına geldiğinde exit sayıları yetersiz görünüyor. Start-upların kuluçkadan çıkmaları, çekirdek aşamasını aşıp büyümeye devam etmeleri söz konusu olduğunda, bunu destekleyen fonlar da Türkiye’de yetersiz. Dünyada start-upları destekleyen fonların önemli bir bölümünü kurumsal girişim sermayesi fonları oluşturuyor. 2016’da toplam start-up yatırımlarının neredeyse yarısı kurumsal girişim sermayesi fonları tarafından yapılmış.

    İnovasyona start-uplar aracılığıyla erişmeye çalışan büyük şirketler, kurumsal girişim sermayesi fonları ve inkübasyon merkezleri kuruyorlar ve start-uplar için önemli exit (çıkış) kanallarından birini oluşturuyorlar. 2016 yılında dünyadaki exit (çıkış)’leri en fazla destekleyen kurumsal girişim sermayesi fonlarına baktığımızda, aralarında Türkiye’de de yerleşik olan, Google, Intel, GE, Unilever, J&J, Samsung, Pfizer gibi şirketlerin fonları öne çıkıyor. Türkiye’de de Abdi İbrahim’in Ocugen’e Seri B yatırımı bir nevi, Türkiye ekonomisinin dönüşümünde şirketlerin alabileceği yeni role işaret ediyor. Hem yerli hem de uluslararası şirketlerin, Türkiye’de start-upları destekleyerek daha fazla değer yaratabilmeleri ve teknolojik dönüşümü tetikleyebilmeleri mümkün.

    Startups.watch verilerine göre, 2010-2016 arasında, adet olarak bakarsak, Türkiye’de toplam start-up yatırımlarının yüzde 85’i tohum/başlangıç yatırımı, yüzde 11’i Seri A yatırımı ve yüzde 3’ü Seri B yatırımı. Türkiye’de yeterince tohum yatırımı var ama Seri A ve Seri B yatırımlarının sayısı oldukça az. Hatta Türkiye’deki start-uplara 2016’da yapılan toplam Seri B yatırımı, sadece 7,2 milyon dolar. Yani Ocugen’in tek başına aldığı 7,5 milyon dolarlık Seri B yatırımı kadar bile değil. Tüm bunları teknoloji ve sektör detayında, inovasyon ekosisteminin bütünü içinde start-upların nitelikleriyle birlikte detaylı analiz etmek gerekse de, ilk bakışta aynı exit rakamlarında olduğu gibi Türkiye’de start-upların kuluçkada beslendiğini ama bir türlü kuluçkadan çıkamadığını söylemek mümkün.

    Dünyada Seri A ve Seri B yatırımlarının kimler tarafından yapıldığına baktığımızda, şirketlerin kurduğu kurumsal girişim sermayesi fonlarının önemli bir role sahip olduğunu görüyoruz. Kurumsal girişim sermayesi fonlarının, 2016’daki toplam yatırımlarının adet olarak yüzde 22’sini tohum, yüzde 30’unu Seri A ve yüzde 22’sini Seri B yatırımları oluşturuyor (CBinsights 2016 verileri). Yani kurumsal girişim sermayesi fonları, Seri A ve Seri B yatırımları yapmayı tercih ediyorlar ve bu tip yatırımlar için önemli bir kaynak oluşturuyorlar.

    Türkiye’de de bundan sonra amaç, Seri A ve Seri B yatırımları yapacak fonların sayısını ve ilgisini artırmak olmalı. Aynı zamanda hem yerli hem de uluslararası şirketlerin ilgisini de Türkiye’deki start-up havuzuna çekmek, yeni başarı hikayeleri için büyük önem taşıyor. Şirketlerin Türkiye ekonomisinin dönüşümünde üstleneceği rolü artık eski yüzyılın modelleriyle değil, 21.yüzyılın araçlarıyla yeniden tanımlamalıyız. Türkiye’de şirketler tarafından değer, sadece üretim yaparak değil, inovasyonun asıl sahibi olan start-upları destekleyerek de yaratılabilir. Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan yeni büyüme stratejisi kapsamında, şirketlere yönelik teşvik mekanizmalarını bu gözle bir daha değerlendirmek önemli gibi duruyor. İnovasyon ekosistemini hareketlendirecek teşvik araçlarını, ekosistemin bu yeni eğilimleriyle yeniden şekillendirmek gerekiyor.

     


    [1] http://ocugen.com/press-release/ocugen-closes-7-5-million-series-b-financing/