Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    AB süreci ve olumsuzluktan fırsat çıkarmak

    Güven Sak, Dr.05 Haziran 2007 - Okunma Sayısı: 1386

     

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu, geçenlerde TOBB'un 62. Genel Kurulu vesilesiyle yaptığı konuşmada "2001 krizi bize, bozuk iktisadi sistemin devam etmesinin imkânsız olduğunu göstermiştir. Bu sayede krizi, değişimi ateşleyecek bir fırsata dönüştürmeyi başarmıştık. Şimdi yaşadığımız olumsuzlukları, fırsata çevirecek olan da bizleriz" dedi. Bir nevi "muhtaç olduğunuz kudret" konuşması yaptı. Bu günlerde etraftaki tartışmaları izlerken Rifat Bey'in konuşmasında işaret ettiği, "olumsuzluktan çıkarılması gereken fırsatı" aramakta fayda var. Etraftaki konuşma ve tartışmalar içinizi sıkıyor olabilir ama bir noktayı unutmayın: Karşılıklı tartışıp konuşmadan, herkes eteğindeki taşı dökmeden, "olumsuzluktan çıkarılması gereken fırsatı" nasıl bulabiliriz? Daha önce açıklıkla tartışmadığımız ne kadar çok konuyu, artık açık havada, herkesin ortasında tartışmaya başladığımızın farkında mısınız?

    Eskiden "bu toplumsal gelişme hızı, memleketin gerçeklerinin ötesine geçti" diye meselelere bakardık. Toplumsal değişimi siyasi ve idari yapıya uydurmaya çalışırdık. Bakın geldiğimiz aşamaya. Artık bu siyasi ve idari yapıya, ekonomik ve toplumsal gelişmenin önünde son derece somut bir engel olarak bakabiliyoruz. El birliğiyle bir çıkış yolu arıyoruz. Bu arada, zaman, hepimize, nelerin olmayacağını bir bir öğretiyor. Öğrenmemekte direnmeyi bırakıp, çabucak öğrenmeye başlamakta fayda bulunuyor.

    Olumsuzluktan çıkarılması gereken fırsatlar neler olabilir? Bunların ilki herhalde yeni siyasetin yeni bir uzlaşma zihniyetine ve metoduna sahip olması gerektiği gerçeğidir. Son dönemde özellikle Sayın Başbakanımızın uzlaşma ile ilgili açıklamaları, siyasetteki zihniyet değişimine neden ihtiyacımız olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Hani şu meşhur "Ben, 354 milletvekili ile cumhurbaşkanı seçemiyorsam, bunun adı demokrasi olmaz" ifadesini hatırlıyorsunuz değil mi? Ya "Sabah eşim çok ısrar edince, cumhurbaşkanı adayımın adını, kimseye söylememesi kaydıyla bir tek ona söyledim" ifadesini hatırlıyor musunuz? İşte bu ifadeler ortadaki problemi gayet güzel ifade ediyor.

    Özümsememiz gereken şudur: Uzlaşmak için masaya oturan iki kişi, uzlaşma sonunda, o masadan kalkarken, iki tarafın da başlangıç pozisyonlarını değiştireceğini bilir. Uzlaşmanın özü hiç kimsenin istediğini tam olarak alamamasıdır. Zaten herkes her istediğini alabilseydi, o zaman masaya oturmaya gerek kalmazdı. Ama uzlaşmanın özü, aynı zamanda, o masadan uzlaşarak kalkmak gerektiğini de bilmektir.

    İşte Avrupa Birliği süreci aslında bizim şans kapımızdır. Müzakere süreci, Türkiye'nin uzlaşma kültürünü öğrenebilmesi için bir fırsat penceresi sunmaktadır. Türkiye uzlaşma konusunda yeni bir yöntemi bu sürecin içinden çıkarabilirse, bu pencereyi değerlendirmiş olacaktır. Dolayısıyla Avrupa Birliği süreci aslında "olumsuzluktan fırsat çıkarabilmek için" yol gösterici niteliktedir.

    İkinci fırsat da aslında son derece açık: Esasında tüm siyasi partilerimizin paylaştığı, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini merkeze alan ve üzerinde herkesin uzlaşabileceği bir ortak değerler manzumesi oluşturabiliriz. Türkiye çok partili siyasi yaşama geçilen 1946'dan beri herkesin aynı şeyi anladığı bir ortak değerler manzumesi üzerinde uzlaşma zemini yaratamadı. Gelin bunu bir kabul edelim. Sonra da cumhuriyetimizin kurucularının hepsini aynı anda sahiplenen siyasi partilerimiz olsun. Atatürk, İnönü, Bayar neden partiler arasında paylaşılsın ki? Hepsi bugüne gelmemize katkı yapmadı mı? Bugün Türkiye'nin AB rotasındaki seyahatini, "muasır medeniyet" hedefini koyan bu liderlerimiz başlatmadı mı?

    Üçüncü fırsat ise doğrudan doğruya siyasi sistemimiz ile alakalıdır. Zaman geçirmeden siyasetin kurumsal altyapısını yeniden tanımlamamızda fayda bulunuyor. Türkiye için daha işler, daha sağlıklı bir karşılıklı denge ve kontrol mekanizması tanımlamamızda fayda bulunuyor. Açık ki, mevcut sistem işler temeller üzerinde bulunmuyor. Sistemi tartışırken cevapları yalnızca bugün için değil, yarın için de geçerli olacak biçimde enine boyuna tartışıp ele almamız gerekiyor.

    Bugün Türkiye siyaset vasıtasıyla meselelerine çözüm üretememiştir. Bu durumda, sorunun çözümünü de siyasetin yapısında ve işleyiş biçiminde aramak gerekmektedir. Sorun çözülmezse ne mi olur? O durumda, Türkiye ekonomik reform sürecine bir süre için ara vermek zorunda kalır. Tam golü atmak üzereyken, ayağı takılıp yere çakılmış olur. Ayıp olur. Birbirimize konu komşuya değil; çocuklarımıza ve torunlarımıza karşı ayıp olur.

     

    Bu köşe yazısı 05.06.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır