Arşiv

  • Eylül 2019 (10)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    F. Gülen’in ‘özgüven’ inşası üzerine

    Nihat Ali Özcan, Dr.29 Ağustos 2017 - Okunma Sayısı: 1256

    Basına bakarsanız, FETÖ ile mücadele her alanda sürüyor. Devletin ilgili kurumları yakın takipte. KHK yayımlanıyor, örgütle bağı olanlar kamudan çıkarılıyor.

    Ancak FETÖ cenahında ilginç gelişmelere tanıklık ediyoruz. Çoğu nedamet göstermek yerine, “özgüven” patlaması yaşıyor.Söz konusu gelişmeye sosyal medyadan mahkeme salonlarına, kapılı kapılar ardından yurt dışındaki farklı mahfillere kadar geniş bir alanda tanıklık ediyoruz. Bu nedenle, “özgüven” konusu mercek altına alınmayı hak ediyor.

    Özgüveni artıran birinci nedenin FETÖ’nün yurt dışından aldığı destek, gördüğü itibar olduğunu söyleyebiliriz. Destekler, Türk hükümetine duyulan tepkiden inşa edilmiş grup itibarına, “kurban” grup kimliğinden “ılımlı İslami hareket” tanımlamasına kadar geniş bir yelpazede yorumlanabilir. Sebep ne olursa olsun, yurt dışı destek özgüveni artıran en büyük faktör.

    Yine doğrudan FETÖ ile ilişkili olmasa bile, hükümetin diğer ülkelerle yaşadığı krizler, yaratılan/üretilen imaja dair tartışmalar Gülen ve taifesi tarafından kendi hesaplarına artı puan olarak yazılmaya devam ediyor. Sonuçta gerilim ve krizler, “Ülke iyi yönetilemiyor” teziyle FETÖ’cülerin geleceğe dair hikâye tasarımında umut üreten önemli bir kaynağa dönüşüyor.

    Üçüncü neden, hükümetin FETÖ ile mücadelede, kendisi küçük ama çıktıları büyük hatalar yapması. Kitaba göre, geniş tabanlı yasa dışı örgütlerle mücadelede sorun salt polisiye bir hadise olarak görülmemeli. Ekonomik, sosyal, ideolojik ve psikolojik boyutları olan bir “hükümet etme” sorunu olarak görülmeli. Bu, kişileri hiçbir tasnife tabi tutmadan, “polis, istihbarat ve mahkeme” üçgeninin ortasına bırakma kolaylığı sağlar. Ancak cezaevleri doldukça, işini kaybedenlerin sayısı arttıkça örgüt “mazlumların” küçük hikâyelerinden faydalanır. Nefret ve düşmanlıkla desteklenen, “Onlar hata yaptıkça biz kazanacağız” düşüncesi her geçen gün “özgüveni” besler.

    Dördüncüsü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “metal yorgunluğu” olarak tarif ettiği sorunun neşet ettiği yerin partiden çok bürokrasi olduğunun gözden kaçırılmasıdır. Devlet çarkının yeterince hızlı ve kaliteli dönmemesi, teklemeler örgütün hikâye tasarımına cephane sağlamaya devam ediyor. “İyi ve güzel günleri” kendilerinin devletteki geçmişleri ve “ehliyeti” ile izah eden örgüt, “Biz varken...” ile başlayan cümlelerle “özgüvenini” tahkim ediyor.

    Beşincisi, FETÖ tüm sorun ve tartışmaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsına indirgeyerek cepheyi daraltırken, hükümet her alanda “cepheyi genişletmekte”, mücadelenin ciddiyetine gölge düşürmekte ve kimyasını bozmaktadır. Bu durum FETÖ’nün elini güçlendirmekte, müttefiklerini artırmakta, yaratılan sinerjiyle de özgüveni artmaktadır.

    Son olarak, savunma hattını yurt dışına kuran FETÖ, ideolojisi, geliştirdiği “sürgünde mazlum” psikolojisi, diaspora dayanışması ile “umutlarını” güçlü tutarak “özgüvenini” tahkim ediyor.

    Not: Geçen yazımda sözünü ettiğim, “Riskler ve Fırsatlar Kavşağında Irak’ın Geleceği ve Türkiye” raporu, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nca (TEPAV) yayımlandı.

    Bu köşe yazısı 29.08.2017 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: FETÖ,