Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    Dördüncü dalga istihbarat krizi...

    Nihat Ali Özcan, Dr.09 Ocak 2018 - Okunma Sayısı: 1022

    İstihbarat örgütlerinin ilk görevi siyasi, askeri liderleri, diplomatları, teknokratları kötü sürprizlerden korumaktır. Kamuoyu kurumun kapasitesini “kötü sürprizlerle” ölçer. Bedeli ise siyasiler için kamuoyu desteğinin kaybedilmesi, komutanlar için zayiat, diplomatlar için küçük düşmektir. Yine istihbarat örgütlerinden devlet hayatındaki kişi ve kurumların karar alma süreçlerine katkı sunmaları beklenir.

    Öte yandan, örtülü operasyonların ister hedefi, isterse icracısı olsun, devlet için iyi bir istihbarat örgütü vazgeçilmezdir. Kitaba göre, istihbarat örgütlerinin bir diğer sorumluluğu da istihbaratçı yetiştirmektir. İnsan kalitesi, eğitim, öğretim, liyakat ve tecrübe önemlidir. Bu yüzden istihbaratın işini iyi yapması herhangi birine makam, rütbe veya sıfat vermekle sağlanmaz.

    Son olarak, istihbarat gizli devlet faaliyetidir. Personelin kimliği, organizasyon yapısı, çalışma yöntemleri, kapasitesi, kaynakları, ilişkileri, niyetleri gizlidir. Bu husus istihbarat örgütlerini güçlü yapar. O yüzden gizlilik, sadece kurum kültürü, iç kurallarla değil, yasalarla da sağlanmaya çalışılır. Ama buna rağmen sızıntılar olur.

    Türk istihbarat kurumları son dönemde, dört dalga halinde, gizliliği ihlal eden kurumları krize sürükleyen kötü tecrübeler yaşadı. İlk dalga, kumpas davaları sürecinde ortalığa saçılan bilgiler ve belgelerdi. İkinci dalga, 17/25 Aralık sürecinde ortaya çıktı. İçişleri Bakanı’nın Emniyet İstihbaratın %95’nin FETÖ ile bağlantılı olduğu açıklamasında olduğu gibi. Üçüncü dalga, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası yaşananlardı. Dava dosyalarındaki bilgiler krizin boyunu gösteriyor. Farklı karakterdeki son dalga ise, geçen ağustos ayında iki üst düzey MİT görevlisinin PKK terör örgütü tarafından rehin alınmasıyla başladı. Nevi şahsına münhasır bu hadise, muhtemelen istihbarat ders kitaplarındaki yerini alacaktır.

    Sızıntı, ihanet, güvenliğin ihlali istihbarat dünyasının kâbusu olmakla birlikte tamamen önlenemez. Örneğin, E. Snowden hadisesinde olduğu gibi. Ancak kasıt olmamakla birlikte (!), ortada “stratejik” bir hata var ve bu amatörlükten, özensizlikten kaynaklanıyorsa ciddiye alınması gereken sorunlar var demektir. Olup bitenler profesyonellikten ne kadar uzaklaşıldığını, alanın ne kadar siyasallaştığını gösterir. Bazen olay o kadar çarpıcıdır ki “sızıntı”dan bile söz edilebilir.

    Bu gün belirsizlikler ve sürprizlerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Karar alıcıların önünü görebilmesi, sürprizlerden korunması ağırlıklı olarak istihbarat kurumlarına bağlı. Türk karar alıcılarının önünde de belirsizliklerle dolu uzunca bir liste var. Rusya, ABD, AB ile ilişkiler, sınırlardan içeriye uzanan Suriye, Irak, İran’daki gelişmeler. FETÖ ve PKK sorunları.

    Başlıkların her biri sürprizle dolu olabilir ve önemli kararların alınması gerekir. Bu nedenle “son dalga” üzerinde durmayı hak ediyor. Nasıl gerçekleştiğini, kuruma verdiği hasarları, karar alma süreçlerine, kaynaklara etkilerini bir daha düşünmek gerekir. Özellikle de siyasi, askeri, terörle mücadele cenahında.

    Bu köşe yazısı 09.01.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: İstihbarat,