Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    İşbirliği yapıyoruz ama işbirliğinden inovasyon çıkaramıyoruz

    Selin Arslanhan Memiş28 Şubat 2018 - Okunma Sayısı: 2492

    Gün geçmiyor ki dünyanın herhangi bir yerinden yeni bir birleşme, ortak girişim, stratejik ortaklık haberi almayalım. Bunlarla birlikte yine neredeyse her gün açık inovasyonun önemini, yeni dünyada küresel işbirliklerinin inovasyon için gereğini gösteren veriler türetiliyor, raporlar yazılıyor. Yıllardır hep dediğim gibi dünya artık değişti. Yeni teknolojilerin etkisini iş modelleri üzerinde de gördük ve daha fazlasını görmeye devam edeceğiz. Farklı sektörleri aynı anda dönüştürebilen nitelikte olan yeni yatay teknolojiler iyi güzel de, bunların Ar-Ge süreçleri daha da karmaşık. Tek bir sektörün, tek bir alanın uzmanlığı, yeni teknolojilerle birlikte büyük bir inovasyon ortaya koymak ve yaygınlaştırmak için çoğu zaman yetmiyor. İşte açık inovasyonun da her türlü işbirliğinin de en önemli nedenlerinden biri bu. Mevcuttan farklı yeni bir şeyler ortaya koyabilmek için farklı uzmanlıkların bir araya gelmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde pazardaki değişimin hızına yetişmek, talepteki değişimi hızla karşılamak mümkün oluyor. Bir diğer neden de tabii ki maliyetleri düşürmek. Hatta sadece işbirlikleri artmıyor aynı zamanda işbirliği modellerinin kendisi de değişiyor. Birleşme ve satın alma, ortak girişim eskiden beri gündemde olan, bugün de teknoloji odaklı olarak sayıları artan işbirliği modelleri olsa da, şirketler artık bunlardan daha kısa sürede oluşturup sonuç alabilecekleri modeller arıyorlar.

    Ernst&Young (EY)'ın şirket yöneticilerine yaptığı bir ankete göre, stratejik teknoloji ortaklıkları, farklı tiplerde işbirliği anlaşmaları gibi yeni modeller geliştirip süreç hızlandırılmaya çalışılıyor. Herkesin acelesi var. Herkes değişene bir an önce uyum sağlamak, bu değişimden önce faydalanan olmak için hızlı hareket etmek istiyor. Yine hep bahsettiğim gibi son dönemde sayıları hızla artan işbirliklerinin önemli bir kısmını, şirketlerin teknoloji startupları ile yaptığı anlaşmalar oluşturuyor. Ama bununla sınırlı da değil. Şirketler dünyanın her yerinden üniversitelerle, araştırma merkezleriyle, aynı ya da farklı sektörlerden diğer şirketlerle işbirliği yapmaya devam ediyor. Literatürde bu tür işbirliklerinin, özellikle de uluslararası olanların, şirketlerin inovasyon performansına olumlu etki ettiğine dair birçok çalışma var. Özellikle çok uluslu şirketlerin farklı ülkelerdeki yerel aktörlerle işbirliğinin pozitif etkileri, gelişmekte olan ülkeler için çokça gündeme alınıyor.

    Bir NBER çalışmasına göre Çin ve Hindistan'da son dönemde gördüğümüz inovasyon çıktılarındaki sıçramanın önemli bir kaynağını çok uluslu şirketlerin işbirliklerinin oluşturduğu görülüyor (Branstetter, Guangwei ve Veloso, 2015). Türkiye'de durum nasıl diye de, yaklaşık 10 yıl önce Dilek hoca ve Gündüz hoca bir çalışma yapmışlardı(Çetindamar ve Ulusoy, 2007). Türkiye'de şirketlerin işbirliği yapma durumunu ve yaptıkları işbirliklerinin inovasyon performasına etkisini değerlendirmişlerdi. Şirketlerin, üniversitelerle ve diğer şirketlerle işbirliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Üniversitelerle yaptıkları işbirliğinin sayısı daha fazlaydı. Fakat aynı zamanda bunun şirketlerin inovasyon performansına etki etmediğini göstermişlerdi. Üniversitelerle olan işbirliğinin etkisi hiç yoktu, şirketlerle işbirliğinin de son derece sınırlıydı. 10 yıl önce durum öyleyken, bugün işbirliklerinin önemi daha da artınca ne durumdayız diye merak ettim. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan AB'nin Bilim, Araştırma ve İnovasyon Performansı Raporu'nda şirketlerin işbirliği verilerini de karşılaştırmalı değerlendiriyor. Raporda yer alan veriler, büyük şirketleri ve KOBİ'leri ayrı ayrı analiz ediyor. Türkiye'de büyük şirketlerin yüzde 30'u herhangi bir aktör ile işbirliğine giriyor. AB ortalaması ise yüzde 55. KOBİ'ler söz konusu olduğunda ise, beklendiği gibi işbirliğinin oranı düşüyor. Türkiye'de KOBİ'lerin yüzde 17'si, AB ortalamasında ise yüzde 32'si herhangi bir aktör ile işbirliği yapıyor. Diğer ülkelere göre oranlar düşük olsa da Türkiye'de şirketler, özellikle üniversiteler ile işbirliği yapmaya devam ediyor gibi duruyor. Aynı raporda işbirliklerinin çıktılarına ilişkin göstergelere de yer veriliyor. Bunlardan biri kamu özel sektör işbirliğinde çıkan yayın sayısı. Türkiye'de işbirlikleri artarken, ortak çıkan yayın sayısı düşmüş görünüyor. 2008'de milyon kişi başına düşen ortak yayın sayısı 1,9 iken, 2015'te 1,2 olmuş. Bu sayılar ABD'de 63, Güney Kore'de 60, AB ortalaması ise 29. Çin'de de 2008'de 3 iken 2015'te 7'ye çıkmış. OECD'nin patent veri tabanındaki küresel işbirliklerine ilişkin göstergeler de benzer bir duruma işaret ediyor, onlara da başka bir zaman ayrıca değineyim.

    Sonuç olarak önceki çalışmalarda da belirtilen durumda pek bir değişiklik yok gibi duruyor. Yeni dünyada küresel işbirliklerinin, inovasyonun kalitesi için de hızı için de önemi büyük. Türkiye'de hem mevcut işbirliklerini gerçekten değer yaratma odağıyla yapılandırmak, hem de daha fazla küresel işbirliğine açık olmak yarın için önemli gibi duruyor.

    Bu köşe yazısı 28.02.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.