Arşiv

  • Eylül 2019 (10)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    FETÖ, süreklilik ve mutasyon

    Nihat Ali Özcan, Dr.17 Temmuz 2018 - Okunma Sayısı: 553

    15 Temmuz darbe girişiminin üstünden iki yıl geçti. FETÖ konusu hala gizemini koruyor. Yine de, davalar ilerledikçe, soruşturmalar derinleştikçe ilginç bilgiler, belgeler, ilişkiler ve yöntemlere malik oluyoruz.

    En ilginç olanı FETÖ’nün TSK örgütlenmesi. Siviller arası örgütlerde gevşek olan bağlar, TSK’da oldukça farklı.  “Mahremiyet” zirve yapmış durumda. Örgüt tam olarak açığa çıktığında sadece darbeyi değil, aynı zamanda gizli kalmış tarihini, zaman içinde değişen/değiştirilen siyasi misyonunu, ulusal ve uluslararası bağlantılarını da öğrenebileceğiz.    

    Politik bir faaliyette gizliliğin hastalık düzeyinde olması ancak üç durumda söz konusu olabilir. Birincisi, “düşman işgaline karşı direnmek için yer altında kurulan örgütlerde”.  Meşru hükümeti devirmek amacıyla dar bir kadro tarafından kurulan, ”cunta” tip örgütlerde. Kuruluş aşamasında terör örgütlerinde.

    Her üç durumda da, en önemli konu “güvenliktir”. Gülen, TSK’yı “mahrem işler” olarak tasnif ederken, şüphesiz profesyonel kaygılardan hareket ediyordu. Bu nedenle bilgi sızmasını önleyecek, kontrespiyonajın tüm kuralarına sıkı sıkıya riayeti en önemli iş haline getirmişti.

    TSK’da emir komuta ve denetim düzeni, resmi askeri hiyerarşinin dışında yürütüldü. Üyeler arası iletişimde, bilinçli olarak, teknolojiden kaçınıldı. Yatay ve dikey kompartımanlar kullanıldı. Sonuçta örgüt mensupları, yaptıkları işin suç olduğunu bilerek hareket ettiler. Bir anlamda, “düşman işgaline karşı direniş tertipleyen, iyi eğitimli tipik bir yer altı” teşkilatı görüntüsü verdiler.

    Bugün TSK içindeki FETÖ yapılanması tam olarak çözülmüş değil.  Yargı, istihbarat ve polis, eldeki küçük verilerden, dağınık parçalardan, muğlak ilişkilerden, disiplinsiz üyelerin sızıntılarından yola çıkarak örgütün mimarisini çözmeye, üye kimliklerini tespit etmeye çalışılıyor. Örgüt arşivi ortaya çıkıncaya kadar bu yapının tüm yönleri ile çözülmesinin mümkün olmayacağını söyleyebiliriz.

    FETÖ’nün TSK’daki örgütlenmesini anlamak istiyorsak, işe, Soğuk Savaş dönemi “örtülü operasyonlar, yer altı teşkilatları, düşman gerisinde gerilla mücadelesi” gibi kamuoyunda çokça bilinmeyen ve yeni nesil için fazla anlam ifade etmeyen, karmaşık dünyaya uzunca bir yolculuk yapmamız gerekebilir. Çünkü böylesine kurallı, detaylı örgütlenme bilgisi ancak tarihsel tecrübe ve “profesyonel eğitim”  ile sağlanabilir.

    FETÖ’nün geçmişini “patron direktiflerine göre” dört döneme ayırmak mümkün. Birinci dönem: 1975-1990.  Soğuk Savaş’ın hüküm sürdüğü günlerde TSK’yı “komünistlerden” korumak için eğitime, askeri okullara odaklanmak. İkinci dönem: 1990-2002, Eldeki eğitim neferleri ile Rusya’nın arka bahçesini sürmek ve İran’a Orta Asya’da, Kafkaslarda set oluşturmak. Üçüncü dönem: 2003-2011. Irak savaşında ABD ile işbirliğine ayak direten, “Soğuk Savaş kalıntısı” askerlerin TSK’dan “temizlenmesi”. Dördüncü dönem: 2011-2016. İsrail ile sürtüşmeye giren, Suriye’de farklı yol izleyen Erdoğan’ı alaşağı etme girişimleri. Son olarak: 15 Temmuz 2016’dan bu güne. Hasar kontrolü ve oyunun kurallarını değiştirme molası..

    Bu köşe yazısı 17.07.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: