Arşiv

  • Nisan 2021 (4)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)

    Bakın istendiğinde olabiliyormuş

    Güven Sak, Dr.16 Kasım 2018 - Okunma Sayısı: 1791

    Aslında istendiğinde ne kadar da kolay olabildiğini sanırım bugünlerde uygulamalı olarak görebiliyoruz. Peki, gördüklerimizden çıkartmamız gereken dersleri çıkartıyor muyuz? İşte bakın ondan emin değilim. Gelin ben bugün olup bitenlerden çıkardığım dersleri anlatayım. Hadisenin neresinde olduğumuz belli olsun. Hayale kapılmayalım. Vakıa ile kavga olmayacağını bir kez daha tespit edelim.

    Doğru sesleri çıkartınca bile ortalığın sakinleşebildiğini sanırım gördük

    Bugünlerde kurdaki sükûnet dikkat çekiyor. Neden? Birincisi, Türkiye Yeni Ekonomi Programı (YEP)  ile döviz kuru krizinin tam ortasında,  hayalci bir biçimde, ortalamanın üzerinde bir ekonomik “büyüme” değil; gerçekçi bir biçimde, ortalamanın hayli altında bir ekonomik “yavaşlama” vaat etti. Dengelenme dedik ya. Başka? Türk Lirası’nın Amerikan Doları karşısındaki hızlı değer kaybının banka ve şirket bilançolarında yol açtığı hasarı tespit etmek için “stres testleri” yapılacağının açıklanması da olumlu bir bekleyişe yol açtı. Başka? Yap-İşlet-Devret (YİD) sözleşmelerinin bütçeye getirdiği yüklerin gözden geçirileceğini çağrıştıran ifadeler, beklentileri daha da artırdı. Ne oldu? YEP, Türkiye’nin yabancı finansörlerinin sakinleşmesi için olumlu bir ortam yarattı. Türkiye’nin doğru adımları atmak yerine yalnızca doğru sesleri çıkarmış olması yeterli oldu.

    İkincisi, Bu arada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 625 baz puanlık bir faiz artışına gitti. Yapılmaz denilen yapılabildi. Etkisi kesinlikle olumlu oldu. “Şimdi ‘TCMB bağımsız mı?’ soruları o ara azaldı. Başka? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) yabancıların Türk Lirası’na erişimini zorlaştırmak için bankaların, iki farklı para cinsinden iki hesabı belli bir faiz oranından aralarında belli bir süre için değiş tokuş etmelerine imkan sağlayan swap anlaşmalarına sermaye yeterliliği getirdi. Daha önce sermaye yeterliliğine tabi olmayan bilanço dışı bir işleme, ek maliyet yükü getirilmesi, swap piyasasını işlemez hale getirince Türk Lirası cinsinden faiz oranları tavana vurdu. Bu durum Türk bankalarının dolarize bilançolarını yönetmesini de zorlaştırdı. Sonuçta, hem TCMB, hem de BDDK sayesinde Türkiye’de Türk Lirası cinsinden faiz oranları ciddi bir biçimde yükseldi. Ne oldu? Türk Lirası yabancı yatırımcılar için yine cazip bir getiri sunmaya başladı. Üstelik faiz yükselirken, vade de kısaldı. Yabancılar için hiç de fena olmadı. Türkiye uzun süre bekledikten sonra doğru sesi çıkarmış ve sonucunu almış oldu.

    Üçüncüsü, Rahip Brunson’ın sonunda serbest kalması ile Türk- Amerikan ilişkileri normalleşme yolunda ilk adımı attı. Sorunlar çözülmedi ama sorunları çözebilmeye imkan verecek bir ortamın oluşabilmesi mümkün hale geldi. Büyümek için yabancıların himmetine muhtaç olan Türkiye’nin finansörleri, bu yeni ortamı kutlama fırsatını kaçırmadılar. Türkiye’den para kazanma imkânlarının hâlâ var olduğuna hükmettiler. Bizim için de fena olmadı doğrusu.

    Pansuman tedavisi, sonucu değiştirmez

    Peki, şimdi neredeyiz? Şu anda bu sükûnet ortamından yanlış dersleri çıkartmamamız gerekiyor. Yukarıda saydıklarımın hiçbiri ortadaki hastalığın tedavisine yönelik tedbirler değil. Hastalığın semptomlarını hedef alan adımlar yalnızca. Sanırım öncelikle bunu hiç unutmamak gerekiyor. Batıda parasal genişlemeden parasal sıkılaştırmaya geçmek bizim gibi ülkelerde biriken borçları azaltmayı, bilançoları küçültmeyi zorunlu hale getirdi. Şimdi bu bilançoları nasıl yöneteceğimizi göstermemiz gerekiyor.

    Bugünlerde, esasa yönelik tedbir olmadığı için,  Türkiye ekonomisi büyük bir hızla durma noktasına doğru gidiyor. Yüksek faiz ve artamayan taze banka kredileri Türkiye ekonomisini ne yapıyor? Yeniden dengeliyor. Durduruyor. Bugün sakin duranlar, yarın “bu Türkler bu küçülen ekonomi ve daralan bilançolar ile bu borçları nasıl öderler?” diye düşünmeye başlarlar. Biz krizin ikinci aşamasına geçeriz.

    Bir kaç rakam vereyim isterseniz? 2016-2017 Ocak-Ağustos dönemleri arasında işsizlik maaşı başvuruları yüzde 36 azalmışken, 2017’den 2018’e işsizlik maaşı başvuruları yine Ocak-Ağustos dönemleri itibariye yaklaşık yüzde 20 artmıştır. Bu daha Ocak’tan Ağustos’a kadar olan zaman süresindeki kötüleşmeyi gösteriyor. Hâlbuki TCMB anketlerine göre, şirketlerin üretim hacminin negatife döndüğü aylar Eylül ve Ekim 2018’dir, bunu yandaki şekilden görebiliriz.

    Karşılıksız işlem yapılan çek tutarı ise bu kez Eylül dönemleri itibariyle bakıldığında, 2016-2017 arasında yüzde 52 azalmışken, şimdi 2017-2018 arasında yüzde 87 artmış görünüyor. Ben demiyorum. TCMB böyle diyor. Aynı durum protesto edilen senet hacmi içinde geçerli. Nedir? 2016-2017deki yüzde 4 artıştan, 2017-2018’de yüzde 76 artışa yöneliyor. Protesto edilen senet tutarı da artıyor. Bir nevi piyasada para dönmüyor, işlem olmuyor.

    Son dönemde, satış vergilerini indirip iç piyasayı canlandırma çabalarını, vergi indirimlerini, fiyat kontrollerini, su fiyatlarındaki indirimi, şunu bunu bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Ortada yapısal bir bozukluk varken, pansuman tedavisi yapıyoruz. Ne yapıyoruz? Hastalığın kendisini değil, ortaya çıkardığı semptomları, hastada yol açtığı rahatsızlığı azaltmaya çalışıyoruz. Halbuki herkes neyi merak ediyor? Öncelikle söz verilen stres testlerinin sonuçlarını, sonra YİD sözleşmelerinin bütçede neden olduğu yükün boyutunu, bu yüklerin nasıl izale edilebileceğini, özel sektör borçlarının nasıl kamu borcu haline getirileceğini, bu çerçevede, kamu borç stokunun nereye çıkacağını, falan filan…

    Bu arada, en sonunda ne olacağı da yana beyan ortada, yandaki ikinci grafik, yılbaşından beri ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin nasıl daraldığını gösteriyor. Ocak 2017’den 2018’e Türkiye ekonomisi 1 milyon kayıtlı istihdam yaratmıştı. Ağustos 2017’den 2018’e Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesi 400 bine geriledi. Nedir? 2018 boyunca Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesi süratle daralıyor. Eylül ve Ekim’i bekleyin.

    Apandisit ağrı kesici ile yok olmaz

    Apandisit kör bağırsağın, apandisin, iltihabıdır. Apandisin iltihabı yoğun karın ağrısına neden olur. Ne korkunç bir ağrı olabileceğini çekenler bilir. Apandisit ihtimaline karşı hastaya ağır kesici filan verilmez, önce teşhis konmaya çalışılır. Eğer zamanında müdahale edilemezse, apandisit patlar. Ne olur? Bir nevi, bağırsak delinir, iltihap, steril kalması gereken bir bölge olan karın zarına doğru yayılır. Apandisit böylece bir başka hastalığa peritonite neden olur? Peritonit sonrasında hastayı kurtarma ihtimali çok zorlaşır.

    Ben etrafa baktığımda bu çok değerli bir sükûnet ortamını, tedavi imkanını hareketsiz kalarak boşa harcadığımızı düşünüyorum doğrusu.  Esas hastalık yerine, hastaya ağrı kesici veriyoruz şu aralar. Etrafta yoğun bir gürültüye neden olan panayır gösterilerini ise hiç saymıyorum doğrusu. Şaka gibi, onlar yalnızca kafa karıştırıyor.

    Halbuki Türkiye bir ay kadar önce doğru sesleri çıkararak, bu meseleyi son derece iyi yönetti. Ortalık sakinleşti. Şimdi bana sorarsanız yapılması gereken tavan fırlayan faizlerin içindeki risk primini düşürmek için yapısal tedbirlere yönelmek. Ne yapacağımız belli?

    Türkiye, 2017 yılında, Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı endeksinde 17 basamak yükselerek 190 ülke arasından 43’üncü sıraya yükseldi. İstersek, konuya odaklanırsak reform yapabileceğimizi ve takdir edilebileceğimizi yaşayarak gördük. Kimse “yok canım, Türkiye şöyle böyle endekste yukarı çıkmış sayılmaz” demedi. Washington ikizlerinden Dünya Bankası hakkımızı verdi. Şimdi benzer bir sonuca odaklı çalışmayı hukukun üstünlüğü konusunda göstermemiz gerekiyor.

    Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu hareket kabiliyetimiz olan alanları gösteriyor: Gümrük Birliği modernizasyonu süreci ihtimal dışı değil ve rapor Türkiye ile her ne surette olursa olsun angajmanın öneminin altını çiziyor. Ben doğrusu geniş bir hareket alanı görüyorum. Son dönemdeki sükûnetten doğru dersleri çıkartmamız koşuluyla elbette. Yapmamız gerekeni yapmaya odaklanırsak yine karşılığını alabiliriz.

     

     

     

     

     

     

    Bu köşe yazısı 15.11.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır