Arşiv

  • Nisan 2019 (9)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)

    Etiketler

    TSK’nın on buçuk ‘savaşı’

    Nihat Ali Özcan, Dr.13 Şubat 2019 - Okunma Sayısı: 347

    Günümüz dünyasını en iyi tarif eden kavramların başında, “belirsizlik, sınırların muğlaklığı ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olması” geliyor. Böyle bir dünyada, üstelik Ortadoğu gibi sıcak bir bölgede yer alıyorsanız, güvenlik riskleriniz çeşitlenerek artıyor demektir. Değişimlere cevap vermenin, riskleri azaltmanın yolu, hazır ve güçlü olmanın yanı sıra sorunun karakterini anlamaktan geçiyor. Bu çerçeveden bakınca, sürecin önemli aktörlerinden birinin de Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu ortada.

    TSK, bir yandan kendini değiştirirken, bir yandan da farklılaşan, çeşitlenen görevlerine yetişmeye çabalıyor. Başka bir ifadeyle, sivil otorite yeni kararlar aldıkça, tehditlerin karakteri değiştikçe iş yükü de artıyor. Bu manada liste oldukça uzun.

    TSK, barışı korumaktan silahsız sivil gösterilerin kontrol altına alınmasına, terörizmle mücadeleden gerilla hareketlerinin bastırılmasına, sivillerin korunmasından sınır güvenliğine, korsanlıkla mücadeleden sivil otoriteyi desteklemeye, konvansiyel savaşa kadar geniş bir yelpazeden sorumlu.

    Listedeki görevler bazılarına aynı işlermiş gibi gelebilir. Oysa aynı olan sadece askerin üniforma içinde bunları yapıyor olmasıdır. Her bir görev, liderlik, yetenek, bilgi, eğitim, teçhizat, lojistik, zaman, istihbarat ve norm olarak farklıdır. Polislikten yarı askeri nitelikte jandarmaya, özel kuvvetlerden klasik askerliğe, halkla ilişkilerden bilgi savaşlarına kadar uzanır. Dahası, taktik düzeydeki bir hata, politik düzeyde ciddi sorunlar çıkarma potansiyeline sahiptir.

    İşler farklı karakterlerde olunca, başarının sırrı, işi yapan kadar, talep edenin de detaylara hâkim olmasından geçer. Bu karmaşık tablo bize tek tip, standart, birlik, eğitim, kültür ve liderlerin yeterli olamayacağını, “konfeksiyon” çözümlerle karmaşık görevlerin üstesinden gelinemeyeceğini söylüyor.

    Bu çerçevede TSK’nın “ev ödevleri” oldukça fazla. Askerin çeşitli karakterde ve devam eden on buçuk “farklı” işi var. Birincisi, İdlib’de, iç savaşın ortasında, sabit üslerde, bir yanında farklı askeri kültürden gelen Rusya gibi simetrik, bir yanda HTŞ gibi dost/düşman tarifinin kırılgan olduğu asimetrik tehditle çevrelenmiş dar bir alanda sabırla beklemek. Üstelik alışılmadık askeri kurallara göre tespih tanesi gibi dizilmiş, irtibatsız birliklerden söz ediyoruz.

    İkincisi Afrin’de, çatışma sonrası yeniden inşa faaliyetleri için “sivil otoritenin” desteklenmesi. Üçüncüsü, Fırat’ın doğusunda olası uzun süreli “asimetrik” bir harekât için hazır beklemek.

    Dördüncüsü, Kuzey Irak’ta, siviller arasında, yarı konvansiyonel nitelikte askeri harekât yapmak ve üs bölgesi işgal etmek. Beşincisi, ülke içinde PKK terörizmiyle mücadelede polisiye iş, kolluğa yardım. Altıncısı, Afganistan ve Kosova’da barışı koruma ve destekleme harekâtı. Yedincisi, Katar ve Somali’de askeri üslerin inşa ve idamesi.

    Sekizincisi, FETÖ kaynaklı personel kaybı. Dokuzuncusu, polisiye bir iş olarak hudut güvenliği. Onuncusu, her şey dahil, “bedelli askerlik” hizmeti. On buçuk ise, MSB ve TSK’nın “masa başı, teşkilat şeması harekâtı”.

    TSK’nın on buçuk cephede yürüttüğü “savaşın” ortak yönü, üniformanın öne çıkması kadar, “pahalı işler” kaleminden devlet faaliyeti olmasıdır. Sadece finansal manada değil. Personel, malzeme erozyonu kadar kamuoyu ve politikacı içinde yıpratıcı olmasıdır.

     

    Bu köşe yazısı 12.02.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: