Arşiv

  • Temmuz 2019 (5)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Saklanacak yer kalmadı

    Nihat Ali Özcan, Dr.20 Nisan 2019 - Okunma Sayısı: 547

    Geçen hafta istihbarat dünyasını yakından ilgilendiren bir hadiseye tanıklık ettik. WikiLeaks’in kurucusu, Avustralya vatandaşı Julian Assange, 2012’den beri mesken tuttuğu Londra’daki Ekvador Büyükelçiliği’nden çıkarıldı. İngiliz polisince gözaltına alınan Assange, mahkeme tarafından tutuklandı. Şimdi cezaevinde. Merak edilen konu, ABD’ye teslim edilip edilmeyeceği.

    Assange’ı devletlerin yanlışlarını gözler önüne seren “aktivist” olarak görenler olduğu gibi, yapılanı “istihbarat ve istihbarata karşı koyma” penceresinden “hain” olarak görenler de var. Anlaşılan konunun gidişatı, hukuki yönü kadar, istihbarat ve güvenlik yönüyle de şekillenecek. Özellikle ABD, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda arasındaki istihbarat iş birliğinin derinliği ve genişliği göz önüne alındığında ağırlığın ikincide olacağı açık.

    Aradan uzunca bir zaman geçince, konu kamuoyu gündeminden düştü ve birçok insan hadiseyi unuttu. Oysa yapılan iş, bazıları için çok çarpıcıydı. Tarihte pek sık karşılaşılan bir durum da değildi. ABD gibi küresel bir gücün en mahrem bilgi ve belgeleri ortalığa saçılmıştı. Bilgiler, taze ve günlük gelişmeleri etkileyecek ölçek ve içerikteydi. En kötüsü ise, fail Rusya ve Çin gibi rakip ülke istihbarat örgütleri değil, düşük bütçeli, az sayıda insanın çalıştığı, “sivil/amatör” bir topluluktu. Bu küçük grup mahrem bilgileri ele geçirmiş, internet üzerinden kamuoyuyla paylaşmıştı.

    Assange’ı meşhur eden olayda, WikiLeaks, sadece 2010 yılında, ABD büyükelçi-liklerine ait 250 bin gizli belge yayınladı. Belgeler, ABD diplomatik misyonlarının faaliyetlerini, odaklandıkları konuları, bilgi kaynaklarını göstermesi açısından önemliydi. Alanın profesyonelleri için önemli olan bir diğer konu ise söz konusu diplomatların analiz kalitesi ve yetenekleriydi. Ancak ülkeler arası güven ve ABD diplomatik misyonu çalışanlarının bağlantılarını açık etmesi nedeniyle yönetilmesi gereken zor bir süreçti.

    Kısa süre sonra ifşa dalgası büyümeye başladı. Farklı ülkelerin, şirketlerin gizli yazışma, para hareketleri, belge ve videoları internette paylaşıldı. Benzer internet siteleri kuruldu. Edward Snowden gibi, Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu’nun gizli belgelerini ifşa eden yeni “aktivist/casuslar” piyasaya çıktı.

    Bugün WikiLeaks hadisesine kamuoyunun ilgisi azalsa da, yaşananlardan ders alan birçok kurum yapısını, kurallarını değiştirdi. Bu ek maliyetler getirdi. Buna rağmen herkes için risk sürüyor. İnternet herkesi sadece bir ağın parçası haline getirmiyor aynı zamanda ulaşılabilecek ucuz platformlar sunuyor. Bu faydanın yanında büyük güvenlik açıklarının olduğu da bir gerçek. En önemli sonuç ise her şeyin her şeye bağlandığı dünyamızda hiçbir şeyin gizli kalamayacağıdır.

     

    Bu köşe yazısı 19.04.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: