Arşiv

  • Temmuz 2019 (5)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    İdlib’de politik ortam değişirken...

    Nihat Ali Özcan, Dr.15 Mayıs 2019 - Okunma Sayısı: 324

    İç politikanın gündemi yeterince meşgul ettiği bu günlerde, İdlib’de ilginç gelişmeler yaşanıyor. Rusya’nın desteklediği Esad güçleri, İdlib cebinin dış çeperlerini zorlamaya, silahlı grupları geriletmeye devam ediyor. Bu hamlenin sadece bir ateş teatisi olmadığı açık. Sonuçta da insani, askeri ve politik sonuçlarının olacağını görüyoruz.

    İdlib cebinde yaklaşık 3 milyon sivil yaşıyor. Yine sayıları kesin olmamakla birlikte 45-60 bin arası silahlı militan var. Rusya bu grupları ilk günden beri “terörist” olarak tanımladı. Kesinlikle tolerans göstermeyeceğini her fırsatta ifade etti. Putin’in bu tutumu, bir kararlılık olarak görülebilir. Nitekim yaklaşım “Rus terörle mücadele” kültürüyle uyumlu. Esasını “teröristlerin” mutlaka yok edilmesi, bu esnada sivillerin ne olduğunun çok da önemli olmaması olarak tarif edilebilir. Mevcut işaretler Putin’in bu planını uygulamaya koyduğunu gösteriyor.

    Bir çıkış arayan ve trajik sonuçları önlemek/azaltmak isteyen Türkiye geçen eylül ayında diplomatik alanda harekete geçti. Rusya’nın “terörist” olarak tanımadığı bu grupların çatışmasız bir biçimde silahtan arındırılması için bazı adımların atılmasına çok da istekli olmayan Rusları ikna etti. Bu çerçevede Rusya, İran ve Türkiye 17 Eylül 2018’de Soçi’de “İdlib yol haritasını” imzaladılar.

    Anlaşmaya göre, Rus birliklerine yönelik saldırıları durdurmak için tüm gruplar, 15 Ekim 2018’de temas bölgelerinden 15 km İdlib içlerine doğru çekilecekler. Böylece İdlib çepeçevre askeri hareketlilikten arındırılacak. Durumu takip etmek için de Türk ve Rus tarafı “ateşkes gözetleme noktaları” tesis edecekti. Nitekim Türkiye, çeşitli zorluklara rağmen 12 nokta tesis etti ve TSK unsurları buralara yerleşti.

    İkinci aşama, Aralık 2018’in ilk haftasında İdlib’in güneyinde yer alan ve doğu batı, kuzey güney hattından geçen M-4 (Halep-Lazkiye) ve M-5 (Halep-Hama) karayolu güvenli bir şekilde ulaşıma açılacaktı. Sürenin birkaç defa uzatılmasına rağmen bu hedef hayata geçirilemedi. Dahası, bu yılın başında harekete geçen HTŞ bölgenin %80’ini ele geçirdi. Anlaşmanın çökmesin engellemek için Rusya ve Türkiye senkronize biçimde devriyeye başladılar. Ancak baharın gelmesiyle birlikte ateşkes ihlalleri başladı ve gittikçe şiddetlendi.

    Rusya desteğinde harekete geçen rejim unsurlarının askeri hedefinin ilk safhada stratejik öneme sahip M-4 ve M-5 karayolunu denetim altına almak olduğu söylenebilir. Bu askeri hedefin elde edilmesi İdlib’in güney ve güneydoğusunda yoğun çatışma anlamına gelecektir. Bu gelişmenin bir insani krizi tetiklemesi kaçınılmazdır.

    Türkiye açısından sorun sadece mültecilerle de sınırlı değil. Öncelikli sorun, TSK’nın gözetleme postalarındaki askerlerinin güvenliğidir. Türkiye’nin İdlib’de masaya koyduğu “siyasi hedef” hızla muğlaklaşmaktadır. Başlangıçtaki siyasi hedefin elde edilmesine yönelik tanımlanan askeri görevler, tertiplenme ve faaliyetler bu gün muğlaklaşan siyasi hedefi desteklemekten çok, siyasi askeri karar alıcılar için asimetrik risk haline gelmektedir. Zaman, mekân, dost, düşman tarifleri net değildir. Buna bağlı neyin başarılıp neyin başarılamayacağını yeniden düşünme, askerlerin güvenliğini önceleme vakti gelmiştir.

     

    Bu köşe yazısı 14.05.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: