Arşiv

  • Temmuz 2019 (6)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Uygarlıktan zulme Kaşgar’ın hikayesi

    Hilmi Demir, Dr.30 Haziran 2019 - Okunma Sayısı: 473

    İslam’ın en hüzünlü çağını yaşıyoruz... Ebu Hanife hazretlerinin mezar taşları Bağdat’ta elleri böğründe dertleniyor, Hazreti Peygamber’in "meleklerin kanatlarının altındaki şehir" buyurduğu Şam, kahrından selam bile vermiyor, Kaşgarlı Mahmud’un ders verdiği Kaşgar’da Uygur Türkü Müslümanlar 1944’ü yaşıyor... Müslümanlar uğradıkları insanlık dışı zulmü ne kardeşlerine ne de dünyaya anlatabiliyor...

    Kaşgar, Doğu Türkistan’ın yükselen yıldızı, Han’ın otağını kurduğu kutlu kent şimdi Çin’in mega kent projeleriyle beton şehir hâline geldi. Uygur Türkeri ise Çin’in radikalleşmeyle mücadelesi adına tedavi edilmek için kamplara tıkıldılar. DEAŞ Suriye’de tüm Türk-İslam eserlerini yerle bir etmişti. Şimdi sözde radikalizmle mücadele eden Çin, Uygur kültüründeki İslam medeniyetinin izlerini siliyor. Söz gelimi Türkistan'ın Hoten kentindeki Bayram Camii'nin (İdgah Mescidi), tarihî binasının yıkılarak bir otoparka dönüştürüldüğü söyleniyor. Kaşgar'ın kuzeyindeki Atuş kentindeki Merkez Cami'nin de akıbetinin aynısı olduğu iddia ediliyor... Çin keşke İslam kültür eserlerinin bir envanterini çıkartmamıza izin verse biz de bu iddiaların doğru olup olmadığını öğrenmiş olsak...

    Bu haberleri okuduktan sonra Kaşgar’a doğru bir yolculuk yaptırmak isterim sizi. Bugün terör ile gündeme gelen Uygurlu Türklerin tarihî mirasını anlamak adına iyi olur, diye düşünüyorum. Bir zamanlar İslam kültür tarihinde önemli kültür ve bilim başkentlerinden biri olan Kaşgar, Karahanlılara da başkentlik yapmıştır. Kaşgar ismi de "Ordu kent" anlamına gelir ve ismini Han’ın burada oturmasından alır. Eski İpek Yolu'nun merkezlerinden biri olan Kaşgar tarih boyunca birçok âlime de ev sahipliği yapmıştır. Divanü Lügati't-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’u kim tanımaz ki? 1008 senesinde Türkistan’da dünyaya gelen Kaşgarlı Mahmud, 1072-1073 seneleri arasında hazırladığı ünlü eseri “Divanü Lügati't-Türk”ü Abbasi halifesine armağan etmiştir...

    Tarihte unutulan bir uygarlıktır Uygur Türkleri. Maalesef İslam bilim ve kültür dünyasına katkılarını hatırlamaz olduk. Çin’in sürekli terörize ettiği Doğu Türkistanlı Müslüman Türklerin aslında İslam tarihinin en parlak devirlerinden birine sahip olduğunu biliyor muyuz?

    Karahanlılar Devleti'nin hüküm sürdüğü dönemde Orta Asya'daki Türk kavimlerinin büyük bir kısmı İslam dinini kabul ederek bir “Türk İslam Medeniyeti” adı verilen yeni bir süreci de başlatmış oldular. Kaşgar şehri bu yolculuğun dinî ve kültürel merkezi olarak tarihe geçmiştir. Tarihçiler onu, İslam diyarı, evliyalar yurdu, meşhur zatların ve saygıdeğer emirlerin mekânı olarak isimlendirmiştir.

    Karahanlılar döneminde “İkinci Buhara” olarak anılan şehirde, neredeyse Bağdat’ta kurulan Nizamiyye Medreseleriyle aynı zaman diliminde birçok medrese kurulmuştur. Bu yüzden Selçuklu medrese geleneğinin köklerinin Uygur tecrübesinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bunlardan birkaçını sayacak olursak: “Hanlık Medresesi”, “Eydgah Medresesi”, “Oda Aldı Medresesi”, “Vanglık Medresesi”, “Çarsu Medresesi” ve “Meyve Pazarı Medresesi” gibi eğitim kurumları oldukça ünlüdür. Bunlardan Kaşgar'daki yükseköğretim konumunda öne çıkan “Saçiye Medresesi”, ''Hamidiye Medresesi” ve “Mahmudiye Medresesi” gibi medreseler, yalnız Uygur Türklerinin değil, Türk-İslam âleminin de önemli kültür ve eğitim merkezlerinden biri olarak kabul edilir.

    Dışarıdan çok sayıda talebenin tahsil için bu medreselere geldiği bilinir. Bu medreselerde Hüseyin bin Halef (484/1091), Seyyid Celaleddin Bağdadi, Hoca Yakup Süzüki, Hüseyin Feyzullah, Cemalettin Kaşgari, Reşide bin Ali Kaşgari, İmaduddin Kaşgari gibi dönemin ünlü bilginleri müderrislik yapmışlardır. Ebu Nâsır Samanî (350/961) Sultan Satuk Buğra Han’ı İslamiyete davet eden ve Kaşgar’ın Artuş kasabasında ilk medreseyi kuran kişi olarak kabul edilir. Huseyn bin Halef el-Kaşgari ise Kaşgarlı Mahmut'un Divânü Lügati’t-Türk adlı eserinde “üstadım” diye hürmetle andığı şahsiyettir.

    Aynı zamanda Kaşgarlı Mahmud’un Bağdat’tan döndükten sonra sekiz sene ''Mahmudiye Medresesi”nde müderrislik yapmış olduğu bilinmektedir. Mezarı da bu medresenin mezarlığında bulunmaktadır. Matematik, felsefe, dil ilmi, astronomi, tıp, mantık, tarih, coğrafya gibi derslerle birlikte tefsir ve kıraat ilmi gibi İslami ilimler de bu medreselerin eğitim programlarında yer almıştır. Bu medreseleri Bağdat’taki Nizamiyye Medreselerinden ayıran en önemli özellik de ders müfredatlarında astronomi, tıp, mantık, tarih, coğrafya gibi derslerin yer almış olmasıdır.

    Aynı zamanda Kaşgar'daki “Mes’ûd Kütüphanesi”nde Batı'da ve Doğu'da yetişmiş dünya çapında ünlü bilginlerin telif ve tercüme eserleri halkın istifadesine sunulmuştur. Bu nedenle Kaşgar, 840-1212 tarihleri arasında yalnız Uygur Türklerinin değil, Türk İslam âleminin mühim kültür ve eğitim merkezlerinden biri hâline gelmiştir...

    Dolayısıyla Kaşgar ve Doğu Türkistan bizim için sadece Müslümanların yaşadığı bir coğrafya değildir. Türk İslam medeniyetinin, kültür ve bilim dünyamızın da kalbidir. Yakılan veya yok edilen her eser bizim medeniyet köklerimize vurulmuş bir darbedir. Zira bu eserler yalnızca Uygurlulara ait değildir. Orada yakılan ve yok edilen tüm eserler tüm Müslümanlara aittir. Bugün maalesef İslam dünyası ve Türk dünyası bu konuda derin bir sessizliğe gömülmüştür.

    Çin yürüttüğü “bir kuşak bir yol projesi” önümüzdeki 50 seneyi şekillendirecek ve Asya’nın en doğusu ile Atlas Okyanusu’nun Avrupa kıyılarını birbirine bağlayacaktır. Yaklaşık 1 trilyon dolarlık yatırımı ve 3 milyardan fazla nüfusu bünyesinde taşıyan projeye 65 ülke dâhildir. Birçok Müslüman ülkenin dâhil olduğu bu projeyi Çin’in Müslüman Türklere ve Türk İslam kültürüne karşı uyguladığı zulümle başarıya götürmeye çalışması büyük bir talihsizliktir. Çin sahip olduğu kültürel jeopolitikle Uygur Türk İslam medeniyetinin eserlerini ipek yolu projesi için bir güce dönüştürebilirdi. Asya ve Orta Doğu’da Müslüman ülkeleri birbirine bağlayacak bu projede keşke kültür başkentleri ve kültürel değerleri de birbirine bağlanabilseydi. İşte o zaman bu proje yeni bir umut ve yeni bir dünya kurmak için barışın da sesi olurdu.

    Oysa Çin devasa bir dünya kapitalizmini oluşturmak için yola çıkarken, öncelikle terörle mücadele adına ülkesindeki Türklere zulmetmeyi ve Türk İslam değerlerini yok etmeyi tercih ediyor. Tüm bunları yaparken de oldukça “naif” bir savunma stratejisi gerçekleştiriyor. Sürekli yolladığı temsilcilerle aslında bu söylenenlerin gerçek olmadığını, kendi deyimiyle “Sincan” bölgesindeki Uygurların dinî ibadetleri ve inançlarında ne kadar özgür olduklarını anlatıyor. Türkçe yayın yapan Çin’in propaganda merkezleri de aynı söylemi tekrar ediyor. Teknoloji devi Çin’in doğrusu kendisini anlatmak için tercih ettiği yöntemler büyük bir hayal kırıklığı oluşturuyor. Oldukça demode ve eski yöntemlerle biz anlatalım siz dinleyin istiyorlar.

    Dünya sürekli değişiyor, duvarlar insanların bilgi almasının önüne geçemiyor. Çin’in böyle bir dünyada daha sofistike olmasını beklerdim. Oysa o kendisi hakkında söylenenleri âdeta doğruluyor gibi. Batılıların sürekli tekrar ettikleri “Çin dünyada devasa teknolojiler kopyalayabilir, üretimde dünya lideri olabilir ama sonuçta dünyaya kültürel ve siyasal olarak söyleyebilecek bir hikâyesi yok” eleştirisi haklılık kazanıyor. İnsanlık, değerleri, barış, özgürlük, insan hakları, kültürlere saygı konusunda Çin ne vadediyor? Uygurlara uyguladığı zulüm gösteriyor ki koskoca bir hiç...

    Eğer Çin bunun tersini iddia ediyorsa öncelikle bu Uygur meselesini daha diplomatik yollarla çözmek için Türkiye’nin kendisine yardım etmesine müsaade etmelidir. Eğer derdi terör ve radikalleşme ile mücadele etmek ise, 911 km Suriye ile sınırı bulunan ve DEAŞ terör örgütüyle mücadele eden Türk güvenlik bürokrasisinin tecrübeleri kendilerine yardımcı olacaktır. İnsanların, dinlerini, inançlarını yasaklamadan, kültürel asimilasyona başvurmadan terörle mücadele etmek mümkündür. Bizim kalbimizi kanatarak Çin “bir kuşak yol” projesi ile Müslüman ülkeleri kuşatabilecek midir? Hiç sanmıyorum...

     

    Bu köşe yazısı 29.06.2019 tarihinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: