Arşiv

  • Eylül 2019 (8)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    Kime, nasıl güvenli bölge?

    Nihat Ali Özcan, Dr.17 Ağustos 2019 - Okunma Sayısı: 364

    Milli Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, ABD’nin Avrupa Kuvvetler Komutan Yardımcısı dün Türkiye’ye geldi. Ziyaret sebebi uzun süredir gündemi işgal eden Fırat’ın doğusu ve kurulacak “güvenli bölgenin” teknik hazırlıkları. Başka bir ifadeyle, “Müşterek Harekât Merkezi’nin” inşası ve güvenli bölge için askeri manada yapılacakları kararlaştırmak.

    İlginç olan şu: ABD’nin tüm Ortadoğu’dan sorumlu birimi CENTCOM ancak ziyaretçi başka komutanlıktan. CENTCOM, 2015 Ekim’inde Suriye’de hayata geçirilen SDG/PYD/PKK stratejisinin sorumlusu. Örgütle derin askeri, siyasi ve duygusal bağları var. Dikkat çekici olan, CENTCOM’un kendi sorumluluk alanında işleri düzene koyacak müşterek karargâhın kuruluşunda geri planda kalması.

    Bu görevi ABD’nin Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı üstlenmiş görünüyor. Karar her ne kadar bize ABD ordusunun müşterek iş yapma kural ve tarzı olarak görünse de, genel tabloyu anlamamıza, bazı sorular sormamıza da engel değil. Anlaşılan, CENTCOM, SDG/PYD’ye mukayyet olurken, Avrupa Komutanlığı da Türkiye’ye mukayyet olacak gibi görünüyor.

    Ankara ve Washington’un attığı adımların iki çıktısı ön plana çıkmış görünüyor. Bir yanda, işlerin iyi gittiği, krizin çözüldüğü algısı yaratan “kamu diplomasisi”. Öte yanda, iki tarafın da açık, gizli siyasi hedeflerini gerçekleştirmeye/dönüştürmeye yönelik askeri, diplomatik siyasi hamleleri.

    Tarafların önündeki en büyük sorun, “güvenli bölge” kavramından ne beklendiği, içeriği ve hangi faaliyetlerle bunun sağlana-bileceğidir. Bu gün iki taraf da aynı kelimelerle aynı tabloya odaklanmış gibi görünseler de, kelimelerin aynı siyasi ve askeri mana taşıdığını söylemek zor. Nitekim ABD, müşterek karargâhın kurulması ve devamında icra edilecek faaliyetlerle “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderileceğini” belirtiyor. Bu, sınır boyunca ateşli silahların kullanılmadığı sessiz, sakin bir “şerit” anlamına geliyor. ABD tarafına göre, bu sağlandığı takdirde, güvenli bölge görevi başarılmış demektir. Haliyle ABD, kapalı kapılar ardında Suriye Demokratik Güçleri’ne (siz onu PKK olarak okuyun) kendi siyasi, askeri varlığını koruyabileceği bir gelecek vaat ederek rahat durmasını tavsiye etmiş görünüyor. SDG/PYD de kontrolün “müşterek” ve “standardize edilmiş görünür askeri faaliyetlerden” müteşekkil olması koşuluyla anlaşmaya razı görünüyor.

    PKK gibi, kırk yıl sonra bile devlet karşısında askeri ve politik manada zayıflıktan muzdarip olan terör örgütleri coğrafyaya farklı manalar yükler. Kontrolün esasını coğrafyadan daha fazla “halk/ örgütlü insan” üzerinde sağlanan sosyal kontrol oluşturur. Üstelik daha büyük bir siyasi hedef ve ABD gibi bir de sponsor varsa mana daha da farklılaşır.

    Hal böyle olunca, “güvenli bölge” zırhlı araçların içinde devriye gezmekle, gözlem noktası kurmakla ya da İHA ile havadan veri toplamakla sağlanamaz. Askerlerin ayakları yere basmadıkça, bölge halkının meşruiyetine inandığı siyasi bir ağ kurulmadıkça, işleyen bir kamu düzeni oluşturmadıkça ne “güvenlik” sağlanabilir ne de “güvenli bölge” kurulabilir.

     

    Bu köşe yazısı 16.08.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: PKK, PYD,