Arşiv

  • Eylül 2019 (8)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    Amerika gözüme bu kez pek garip geldi

    Güven Sak, Dr.10 Eylül 2019 - Okunma Sayısı: 830

    Nedir bu bilmiyorum? Bir nevi geçiş süreci herhalde. Bir yandan bütün bu olup bitenler son derece komik, bir yandan da son derece ciddi. Bir halden ötekine doğru geçiyoruz. Yaşama biçimimizi yeni teknolojilerle birlikte yeniden tanzim etmemiz gerekiyor. Eskinin yeniye yer açması belli bir geçiş sürecinin içinde oluyor. Öyle bir anda bıçakla kesilir gibi olmuyor. Sanırım şu anda işte tam da bir halden ötekine geçiyoruz. Ne öyleyiz ne böyle, bir nevi, şöyle böyleyiz.

    Ben geçen haftanın ikinci yarısında Amerika’nın başkenti Vaşington’daydım. Kongre daha yeni tatilden dönüyordu. Etraf daha mahmurdu. Havada nem azdı, doğrusu pek güzel bir yaz sonu serinliği vardı. Doğrusu ya, Amerika bu kez gözüme pek garip geldi. Aynı zamanda acayip de tanıdık göründü gözüme. Bakın gördüklerim, duyduklarım bana neler düşündürdü.

    Trump şimdi durup dururken neden “Dorian Alabama’ya kadar gelir” dedi

    Amerika bir nevi Orhan Veli’nin “Cımbızlı Şiir”indeki gibiydi.  Yani gün boyu yayınlanan haber programlarındaki tartışmalara bakarsanız“ Ne atom bombası/Ne Londra Konferansı/Bir elinde cımbız/Bir elinde ayna/Umurunda mı dünya?” halindeydi. Ne İdlib, ne Hong Kong, ne mülteciler… Amerikalılar neredeyse bütün bir hafta “Dorian Kasırgası Alabama’ya ulaşır mı, ulaşmaz mı?” diye tartışıp durdular. Koca koca adamlar akşam televizyona çıkıp, Başkan Trump şimdi neden böyle dedi diye konuştular, manasızlığa mana vermeye çalıştılar. Amerika’ya bir haller olmuş gibiydi.

    Başkan Trump, geçen pazar, yine bir tweet atmış ve güneydeki Amerikan eyaletlerinden Florida, Güney Carolina, Kuzey Carolina, Georgia ve “Alabama”nın kasırga tehdidi altında olduğunu belirterek milleti uyarmıştı. Bunun üzerine Alabama eyaleti meteoroloji ofisi, Alabama’nın tehdit altında olmadığını açıklamıştı. İş burada bitebilirdi. Ama Başkan Trump, her şeyin en iyisini bir tek kendisi bildiği için, Çarşamba günü artık kasırga daha da güneyden geçerken, “Hayır, Pazar itibariyle Alabama’da tehdit altındaydı” diye eskiden kalma varsayımlara dayalı bir harita ile kameraların önüne geçti. İşte o garip, bir haftalık tartışma da buradan çıktı.

    Eski haritanın üzerinde Dorian Kasırgası’nın olası yolları geniş bir huni gibi işaretlenmişti. İşi bilenler kasırganın olası yolunu bir kaç gün değil, bir kaç saat önce ancak tayin edebilmenin mümkün olduğunu söylüyorlar zaten. Dolayısıyla Çarşamba günü, Pazar gününden kalma harita ile konuşmak zaten pek akıl işi değil ama iş o kadarla kalsa iyi.

    Pazar günü, artık tarihi değeri olan haritanın üstüne bir de gazlı ve keçeli kalemle bir düzeltme eklenmişti. Sonradan eklendiği ayan beyan ortadaydı. Sanki haritaya bakan birileri, Trump’ın kullanmayı çok sevdiği o siyah gazlı ve keçeli kalemle, hani öyle bir kahve muhabbeti esnasında, tartışma alevlenince, “yok yahu, bu Dorian bak buralara da gelebilir ha” diye üfürürken sonradan eklemişti Alabama’yı, Dorian’ın olası yolları arasına. Resim zaten kendisini anlatıyor isterseniz oradan bakın. Harita bariz bir biçimde oynanmış bir patikaya işaret ediyor. Başkan açıklama yapıyor. Beyaz Saray’dan bu konuda 225 kelimelik uzun bir açıklama yapılıyor. Başkan sayısız tweet atıyor. Herkes aynı konuyu konuşuyor. Biz de sanıyoruz ki, Amerika’da herkes bölgemiz ve Türkiye ile yatıp kalkıyor. Ticaret savaşları var. Hong Kong içlerini acıtıyor. Nerede?

     

    Benim asıl anlamadığım bölüm, “hadi bir boş bulunduk, o lafı söyledik”ten sonra Trump’ın neden “aslında Dorian Alabama’ya da gelecekti” diye çıkıp çıkıp kendini savunması. Bütün bu olup biten bana Shakespeare’in “Bir Kış Masalı” oyununu hatırlattı doğrusu. Hani orada Leontes karısı Hermione’u kendisini aldatmakla suçlar. Hermione “Yok öyle bir şey, o ihanet olsa olsa senin rüyalarında” deyince, Leontes, “Senin yaptıkların benim rüyalarımda (Your actions are my dreams)” der.

    Dediği dedik, çaldığı düdük bir tiran, rüyasında ihanet görüyorsa, ortada mutlaka bir ihanet vardır der tiranlığın kurallarını yazmış olan koca Shakespeare. Koskoca Amerikan başkanı boşboğazlık edip, güneşli Alabama’da kasırga tehlikesi var diye, bilmeden anlamadan tweet atar mı? Atmaz. İşte bir nevi öyle oldu. O zaten her bir şeyi sular seller gibi bilir. Sonra da işte böyle anlatır da anlatır.

    Amazon Lockers eski şehirlere yeni adet getiriyor.

    Bu Amerika’nın bir tarafı, bir de öteki tarafı var. Biri negatif, öteki pozitif diyemeyeceğim. Hepsi geçiş dönemi zorlukları. Vaşington’da artık daha çok Amazon kitapçısı var. Aynı zamanda, Whole Foods taze meyve sebze zinciri de Amazon’un. Amazon kendisine ait bu mağazaların bir tarafına posta kutuları da ekliyor: Amazon Lockers. Neden? Şehirlerdeki hayatımız, elektronik siparişlerin teslimine uygun bir biçimde örgütlenmediği için geçici çözümler üretmek gerekiyor. Amazon’un fiziki örgütlenmesi Amazon Lockers uygulamasını da yaygınlaştırıyor.

    Amazon’dan almak istediklerinizi içeren siparişinizi elektronik olarak veriyorsunuz. Ama işin bir de lojistik ayağı var, malın bir biçimde teslimi lazım ama sizin oturduğunuz evin güvenliği yok diyelim. Malı kapınıza bırakırlarsa, kaybolma tehlikesi var. O vakit, teslimatın size en yakın Amazon Lockers merkezine yapılmasını istiyorsunuz. Amazon web sitesi siparişiniz için size benzersiz bir şifre veriyor ve paketinizi hangi posta kutusundan ne gün alabileceğinizi söylüyor. Gidiyor, şifreyi kutuya giriyor ve siparişinizi teslim alıyorsunuz. Georgetown’daki Amazon Bookstore’a “burada Amazon Lockers var mı?” diye sorunca, “Burada yok, buraya en yakın Amazon Lockers Georgetown Üniversitesi içinde” dediler. Akıllıca, gençler e-ticareti daha çok kullanıyor. Gelecek nesille birlikte dünya çok değişecek.

    Amazon Lockers uygulaması gelecekle ilgili iki hususun altını çiziyor. Birincisi, şehirlerimizin sipariş paketi teslimine uygun hale gelmesi bir anda olmayacak. Bir sürü ara uygulama gerekecek. Amazon Lockers bunlardan yalnızca biri. İkincisi, Amazon Lockers zaten dev gibi olan bir e-ticaret şirketinin, aynı zamanda bir de lojistik devi haline gelmesini de sağlıyor. Bir nevi, Amazon, kendi yarattığı bir piyasadaki egemenliğini kullanarak, kendisine bir yeni piyasa daha açıyor. Bu arada, şehir içi lojistik şirketlerinin bu alana girmesi neredeyse imkansız. Bu geçiş süreci zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor. Ve sanki kimse bu durumu garipsemiyor.

    Apple, app store’u yağmalarken kimse sesini çıkarmıyor

    Aynı durum aslında Apple şirketinin cep telefonu ve i-pad için uygulama seçebildiğiniz app store’u, mobil uygulama dükkanı için de geçerli. Bu dükkan sayesinde, Apple şirketi, kimseye hiçbir şey sormadan, bu dükkanda pazarlanan bazı fikirleri, hoyratça kopyalıyor. Nasıl? Apple, mobil uygulama start up’larının ne üzerine çalıştığını, app store sayesinde yakından takip ediyor. İş modeli ve yeni fikirleri herkesten önce görmeye, hangilerinin müşteriler tarafında faydalı bulunduğunu yakından takip etmeye ve seçtiklerinden sınırsız “esinlenmeye” son derece müsait. Bu arada, Apple, her bir satıştan yüzde 15 ile yüzde 30 komisyonunu da zaten alıyor. Peki, bu durumda ne oluyor? Esinlendiği ve benzer bir uygulamayı i-phone’a ücretsiz koyduğu anda, o işi ilk bulan mobil uygulama start up’ının gelir akımı sıfırlanıyor. Mobil uygulama start up’ları ile müşterileri arasındaki ilişkinin verilerini Apple yakından takip edebiliyor. Ne oluyor? Bir piyasadaki hakim durumu, başka alanlarda da hakimiyet kurmasına imkan veriyor. Hani biz Facebook’un iş modeli bizim verilerimizi başkalarına pazarlamaya dayanıyor diyoruz ya, işte Apple’da aynı işi yapıyor.

    Ama ortada bu konu hakkında bir ses yok. Neden? İki nedenle: Birincisi, piyasa araştırma şirketi Sensor Tower’a göre, mobil uygulama start up’larının Amerikan satışlarının yüzde 71’i, Apple şirketinin uygulama mağazası (App Store) sayesinde gerçekleşiyor. Bu, App store olmasa, mobil uygulamalar alanında yeni start up’ların ortaya çıkabilme şansları sınırlı demek. İkincisi ise bu geçiş sürecinde, rekabet hukukuna ilişkin düzenleme çerçevesinin de değişmesi gerekiyor. Biz bugüne kadar, hakim durum ile birlikte, tüketici ne kadar zarara uğruyor diye bakmaya ve hesap yapmaya alışığız. Mahkemeler, normal ülkelerde tabi, böyle çalışmaya alışkınlar. 20’inci yüzyılda işler böyleydi. Ama 21’inci yüzyıl verilerin sınırları aştığı bir yeni çağ. Veri derlemenin değer yarattığı bu yeni çağda, veri derleme adına, tüketiciye pek çok hizmet bedava sunuluyor sonuçta. Dün, app store’dan bir uygulama alarak para karşılığı yaptığınız bir işi Apple tüketici için bedava hale getiriyor. Hakim durumunu pekiştiriyor. Nedir? Bu geçiş dönemi, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor. Ve sanki kimse bu durumu garipsemiyor.

    “Susamam” Türkiye’ye olan güvenimi tazeledi

    Doğrusu ya, Amerika bir garipti. Ortada düne ait bit müesses nizam var. Hukuk sistemi, siyaset anlayışı, şehir örgütlenmesi ve daha niceleri. Ancak bu müesses nizam zamanın gereklerine cevap üretemeyince, eğreti bir şeyler yapıp, meseleye bir geçici çözüm bulmak gerekiyor. Geçici çözüm, adı üzerinde geçici, eğreti ama onunla idare etmemiz gerekiyor. Şimdilik.

    İşte ben bu duygu ve düşünceler içindeyken, geçen hafta Türk rapçilerinden “Susamam” klibini izledim ve doğrusu ya, Türkiye’ye olan güvenim tazelendi. Bizim burada da gençler aynı duygu ve düşünceleri paylaşıyor. “Ortadaki düzen, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor ama kimse bunu garipsemiyor” diyordum ya bakın garipseyen çok aslında.

    Ezhel, “Bende kuruş, sende tomar” derken aynı şeyi anlatıyor. Gazapizm’den “Saygın adamları korku basacak/Ölüler dirilerden çalacak” dinlerken de insan aynı öfkeyi duyuyor.

    Öfke çağı, Amerika’ya Trump’ı getirmedi mi? Eskiden Demokrat Partiye oy atan, eskinin sanayi şehirleri, müesses nizama öfkelerini Trump’a oy vererek dile getirmemişler miydi? Çözüm geçici olabilir ama öfke sahici. Küreselde yapacak çok işimiz var doğrusu. Yereldeki işin büyüklüğünü artık bir daha anmayayım isterseniz. Hala bundan sonra ne olacağını merakla bekliyoruz.

     

    Bu köşe yazısı 09.09.2019 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: