Arşiv

  • Aralık 2019 (4)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)

    Etiketler

    DBİ’de 10 sıra daha yükseldik

    Güven Sak, Dr.12 Kasım 2019 - Okunma Sayısı: 880

    Bakın isteyince olabiliyor. Türkiye geçen yıldan beri Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde (Doing Business Index-DBİ) roket hızıyla yükseliyor. Geçen yıl 60. sıradan 43’üncülüğe yükseldik. Bir önceki yıl ise daha aşağıda, 69. sıradaydık. Bu yıl on sıra daha yükselerek 33. olduk 190 ülke arasında. TOBB ve kamu idarelerinin son iki yılda gerçekleştirdiği başarılı koordinasyon sonuç verdi. Hedef kondu, herkes üzerine düşeni yaptı ve hedefe ulaşıldı. Ama daha bitmedi. Bugün, müsaadenizle, bir yandan “Marifet, iltifata tabidir.” düsturu uyarınca başarıyı överken asıl bu iki yıllık başarının ortaya çıkardığı sakil resim üzerinde durmak istiyorum. Hadi gelin başlayalım.

    Kamu idarelerinin TOBB ile koordineli çalışması sonuç verdi

    Geçen yıl 43. olurken, reform sıklığı açısından ilk 10 arasına da girmiştik. Bu yıl ilk 10’da başta Suudi Arabistan (Kingdom of Saudi Arabia-KSA) olmak üzere üç Arap ülkesi daha yer aldı: Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt. KSA bu yıl 94. sıradan 62. sıraya yükselerek en fazla reform yapan ülkeler sıralamasında ilk 10’a girdi. Nasıl? KSA’nın bu yıl ki başarısının temelinde 50 civarında kamu idaresini hedefe doğru başarıyla kilitlemesinin yattığını açıkladı İngiliz The Economist dergisi evvelki hafta.

    Bir yıl boyunca her Çarşamba saat 13:00’te özel sektör temsilcileri ile kamu yöneticileri bir araya gelip, yapılacak işleri ve yapılmasına söz verilen işlerdeki gelişmeyi gözden geçirmişler. Bir hafta içerisinde bir türlü ilerleme sağlanamayan işleri ise Prens Muhammed bin Salman’a hemen raporlayıp konuyu onun dikkatine getirmişler. İş çözülmüş, adım atılmış. Dikkatinizi çekerim, bir hafta! Üst düzey koordinasyon sonuç getirmiş. Türkiye’nin 60’tan 33’e çıkışı da benzer bir koordinasyona dayanıyor doğrusu. Ama bu yıl daha iyisi olmuş. Bu algı anketi zaten uluslararası bir yarışma aynı zamanda.

    Şimdi benzer bir çabayı hem Hindistan hem de Çin gösteriyor. Her iki ülke de bu yıl en çok reform yapan ilk 10 listesine girmeyi başardı. Dikkatinizi çekerim rakiplerimiz çetin, endeks son derece dinamik. Bir nevi bu yıl yukarıya çıktık diye sevinmek ya da aşağıda kaldık diye yerinmek yerine daha çok odaklanıp, yatırım ortamını iyileştirmek gerekiyor. DBİ, herkesin kendi ülkesindeki yatırımları artırmak için üzerine odaklandığı bir dizi performans göstergesi içeriyor. Aklınızda bir strateji var, oraya doğru gitmek için işler yolunda mı diye bir dizi performans göstergesi DBİ, bir nevi karne. Elbette önemli olan öğrenmek daha yüksek not almak değil ama notlar da önemli veliler açısından. Bu çerçevede, Hindistan Başbakanı Modi, bu yıl hükümetinin başarılarını sayarken, endeksteki yükselişi özellikle vurguladı. Başarının olduğu her yerde, en üst düzeyde bir farkındalık var. Önce ona dikkat çekeyim.

    Türkiye’nin olası yargı reformunda icra-iflas düzenlemelerini öncelikle ele alması gerekiyor

    Peki, geldiğimiz nokta neye işaret ediyor? Bugün öncelikle, Türkiye’nin G20 ülkeleri içinde iş yapma kolaylığı açısından durumunu kısaca gözden geçirmek isterim. Bunu da uzatmadan mümkün olduğunca görsel bir biçimde yapmakta fayda var. Yanda iki adet ısı haritası var. Yatay eksende, iş yapma kolaylığı endeksinin alt bileşenleri, dikey eksende ise ülkeler yer alıyor.

    Türkiye’nin durumu ısı haritasında pembe ile gösterilmiş. Türkiye dışındaki G20 ülkeleri ise, durumları Türkiye’den daha iyi ise yeşil, durumları Türkiye’den daha kötü ise kırmızı ile işaretlenmişler. İçeriğine bakmadan size hemen söyleyeyim. Bundan üç yıl önce, Türkiye’nin iş yapma kolaylığı endeksi ve temel alt bileşenlerinde yerini gösteren ilk ısı haritası daha fazla yeşildi şimdi artan bir kızarma var. Ne demek? Bazı alt başlıklarda bizden kötü performans gösteren ülkelerin sayısı artıyor, Türkiye’nin çeşitli alanlarda sıralaması iyileşiyor demek bu kızarma hali.

    Ama bu ilk ısı haritasında bir sütun hemen dikkati çekiyor: İcra-iflas düzenlemelerinin kolaylığı sütunu. Sütun olduğu gibi yemyeşil. Bir tek kızarıklık var. Nedir? G20 ülkeleri içinde Türkiye’nin icra-iflas düzenlemeleri bir tek Suudi Arabistan’dan daha iyi durumda, onu saymazsanız ki saymamakta bir gariplik yok, G20’nin en kötüsü Türkiye. O kadar açık yani durum. Fazla söze gerek yok.

    İkinci ısı haritası ise icra iflas düzenlemeleri ile ilgili alt kırılımları içeriyor. Oralarda yemyeşil. Gerek icra iflas sürecinin maliyeti, gerekse de icra-iflasla ilgili düzenleme çerçevesinin işlerliği açısından Türkiye’nin sorunu var. Hem de büyük sorunu var. Şimdi gelelim yoruma.

    Performans göstergesinin stratejinin yerini alması hep bela getirmiştir

    Hiç arabanızı bakıma götürdükten sonra bakımı yapan teknisyenden bir yardım telefonu aldığınız oldu mu? Mutlaka olmuştur. “Abi, bu hafta seni bakım hizmetinden memnun kalıp kalmadığını sormak için bizim araştırma şirketinden  arayacaklar, eğer hakkımda iyi şeyler söylersen, benim için çok güzel olacak.” diye bir telefon. Benzerlerini araba kiralama gibi başka hizmet dallarına da yaygınlaştırmak mümkün. İşte bu vekilin asilin yerini alması gibi bir hadise. Öğrenmeye değil, nota odaklanma hali bir nevi. performans göstergelerinin ana problemi.

    Siz, şirketin daha çok otomobil satma stratejisinde, satış sonrası bakım hizmetleri ağının önemli olduğunu düşünüyorsunuz. Bu nedenle satış sonrası bakım işinde müşteri memnuniyetini ölçerek bu konuyu bir performans göstergesi haline getiriyorsunuz. Bu çerçevede, çalışan personeli de değerlendiriyorsunuz. Ama personel açısından amaç, performans göstergesinde daha iyi puan almak. İşi iyi yapmak değil, en fazla puanı kapmak. Geçen ay Harvard Business Review dergisinde tam da bu konuda Wells Fargo’nun başı performans göstergelerinden nasıl belaya girdi konulu bir analiz yazısı vardı. Bakmanızı öneririm. Performans göstergesinin stratejinin yerini alması hep bela getiriyor.

    Şimdi nedir Türkiye’nin stratejisi? Yalnızca 2020 için bakalım isterseniz. Türkiye 2020 yılında yüzde 5 büyür diye bir iddia var Yeni Ekonomi Programı’nda. Yine aynı metinde bunun olabilmesi için özel sektör yatırımlarının bir süredir olmadığı gibi yüzde 12 artması gerekiyor. Nedir?  Yerli-yabancı yatırımcılar için daha uygun bir yatırım ortamına ihtiyacımız vardır. Böyle bakarsanız, İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde yükselmek iyidir. Bu konuda harcanan çabalar takdire şayandır.

    Ama nedir? Şeytan ayrıntılarda gizlidir. Türkiye, İş Yapma Kolaylığı endeksinde 33. olurken, icra-iflas işlemlerinin işlerliği konusunda 120. sırada olamaz. Bu ilk nokta. Hele hele banka bilançolarında kötü kredilerin acil bir biçimde temizlenmesi gereken bir dönemde, Türkiye’nin 190 ülke içinde 120. sırada olması. G20 ülkeleri içinde bir tek Suudi Arabistan’dan daha iyi durumda olması asla kabul edilemez. Bu ikinci nokta. Türkiye’nin bu yıl yargı reformu konularına odaklanırken, icra-iflas konusunda hiç adım planlamamış olması ise son derece dikkat çekici bana sorarsanız. Bu da üçüncü nokta. İcra-iflas düzenlemelerini sadeleştirmek, kolaylaştırmak ve ucuzlatmak 2020’de Türkiye’nin birinci önceliğidir. Doğrusu ben bankacılık reformu konusunda adım atmadan yüzde 5 büyümenin hayal olduğunu düşünüyorum.

    Daha bakın, performans göstergelerinde iyi performans, başarılı strateji için yeterli değildir konusuna gelemedim bile. Açık ki Türkiye’nin mevcut performans göstergelerinde aldığı mesafe bile, hiç de olumlu olmayan bir mesaj içeriyor. Ortada bir stratejiye ulaşmak için uyumlu bir eylem olmadığını gösteriyor sanki. Hâlbuki büyüme stratejilerinde başarılı olan ülkelerin temel özelliği bütün idareyi ve hatta bir toplumu aynı hedefe doğru kilitleyebilmekte yatıyor.

    Hep böyle değil midir? Büyük Atatürk’ün başarısı batmış bir imparatorluğun sağda solda dağınık kalan, kırık dökük kurumsal altyapısını bir araya getirip, gergef gibi işleyerek, tek bir hedefe doğru kilitleyebilmiş olmasında yatmıyor muydu? Evet, tam da buradaydı. Bugün ihtiyacımız olan, tam da budur doğrusu.

     

     

     

     

    Bu köşe yazısı 11.11.2019 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: