Arşiv

  • Ocak 2020 (24)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)

    Etiketler

    Ezberleri bozun lütfen

    Fatih Özatay, Dr.13 Aralık 2019 - Okunma Sayısı: 762

    Ezber şöyle: “Enflasyonu düşürmek, büyümeden feragat ederek ve daha fazla işsizlik yaratarak olur.” Faiz politikası açısından ima ettiği şu: “Büyüme oranı düşükse, enflasyon hedefin çok üzerinde olsa da, Merkez Bankası (MB) bu sapmayı sineye çekecek şekilde politikasını oluşturmalı. Faiz yeterince hızlı düşürülürse, mevduat ve kredi faizleri düşer, lira reel olarak bir miktar değer kaybeder. Tüketim, yatırım, ihracat ve dolayısıyla büyüme artar.”

    Dün, Türkiye’de enflasyon-büyüme ve enflasyon-işsizlik ilişkilerinin bu ezberin tam tersi yönde olduğunu gösterdim. Ezber yanlış olunca, önerilen iktisat politikası da yanlış oluyor. Risk primi yüksekken sadece MB’nin faiz politikası ile büyüme ya da enflasyon açısından arzu edilen sonuçlara ulaşılmasının neredeyse olanaksızlığı göz ardı ediliyor.

    Yükselen ekonomiler arasında Arjantin’den sonra en yüksek risk primi bizim: Jeopolitik nedenleri var: Suriye, ABD-Türkiye ilişkileri, Doğu Akdeniz. Ama bize özgü nedenleri de var. Ekonomimiz kırılgan. Rahip Brunson krizi sırasında gördük. O sıralarda her yıl vadesi gelen dış borcumuz ile cari açık nedeniyle yaklaşık 220 milyar dolar bulmamız gerekiyordu. Yeniden borç vereceklerin Türkiye’ye ilişkin risk algılamasını artıracak her gelişme, daha az döviz temin etmemiz, dolayısıyla daha yüksek kur demekti. Aynı koşullarda, lira cinsinden mali varlıklara olan talebin de düşmesi beklenirdi. Talebi düşen bir mali varlığın faizi yükseleceğine göre, yüksek kur ve yüksek faiz bir arada gözlenecekti. Öyle de oldu. Sonuçta, döviz borcu olup da yeteri kadar döviz geliri olmayanlar faaliyetlerini azalttılar. İşçi çıkardılar. Bankalara borçlarını ödemekte zorlandılar. Bankalar, zayıflayan şirket bilançoları ve dış kaynak bulmanın zorlaşması nedenleriyle kredileri azaltmak zorunda kaldılar. Küçüldük.

    Şu sıralarda bir yıllık bir dönemde bulmamız gereken döviz miktarı daha az: 170 milyar dolar. Ama toparlanmaya başladık. Cari açığımız artacak. Bulmamız gereken döviz miktarı bu düzeyin üzerine çıkacak. Toparlanmanın sürdürülebilirliği de şüpheli. Hala özel kesim yatırımlarında dipten bir dönüş yok. Kısacası kırılganlıklarımız sürüyor. İhtiyacımız olan, kırılganlıkları azaltarak risk algılamasını ortadan kaldıracak bir program. Olmayan ilişkilere dayanan “büyüme de lazım” ezberi bunu kavramaktan çok uzak. MB’nin faizinin ne olması gerektiği sığlığından kurtulamıyor.

     

    Bu köşe yazısı 12.12.2019 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: