Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Makul faiz ne zaman makul olur?

    Fatih Özatay, Dr.08 Ocak 2020 - Okunma Sayısı: 747

    Yenilerde sıkça duyuyoruz: ‘Makul faiz’. ‘Makul’ soyut bir kavram olduğuna göre, makul faizi kesin bir biçimde hesaplamanın mümkün olmadığı ortada. Ama yaklaşık olarak hesaplamak mümkün.

    Peki, kimin için makul faiz? Borç alacaklar açısından ele alındığında, faizin olabildiğince düşük olması iyi. Mümkünse enflasyonun çok altında olsun. Borç veren açısından öyle değil oysa. Bankaya 100 bin lira yatırdım, yatırmayıp bir araba alabilirdim o parayla. Mevduat faizi bir yıllık %10 olsa, vade bitiminde banka bana 110 bin lira verecek. Oysa o tarihte araba 120 bin lira olduysa, aynı arabayı artık alamayacağım.

    Dolayısıyla, tasarruf fazlası olup borç vermek isteyenler açısından ele almak gerekiyor bu faiz işini. O zaman da yerleşiklerle yerleşik olmayanları ayırmalı. Yukarıdaki hesaplama yerleşik açısından ‘makul’ faiz hakkında ipucu veriyor aslında. Borç verdiğim tarihten paramı geri alacağım tarihe kadar geçen sürede enflasyon ne olacak sorusuna cevap bulmam gerekiyor. Diyelim ki etrafa sordum; bana Merkez Bankası’nın (MB) anketindeki oranı kullanmamı sağlık verdiler.

    Borç verme vadem bir yıl, bir yıl sonrası için beklenen enflasyon ise yüzde 10 olsun. Yüzde 10’luk bir faiz kesmez beni; reel faiz sıfır olur. Bir yıl önce alabileceğim arabayı, bir yıl sonra alıyorum: Bir yıl beklememe karşın ek bir getiri elde etmiyorum. Neden paramı bir yıl borç vereyim? İleriye ilişkin algıladığım risk yok denecek kasar azsa, enflasyonun üzerine bir iki puan daha getiri verseler memnun olurum. İleriyi tam kestirmemi zorlaştıran belirsizlikler varsa, biraz da risk primi gerekir. Ülkeye ilişkin risk priminin bir ölçüsü CDS primi. Bir nevi sigorta primi. Verdiğiniz borcu, borçlunun geri ödememe ihtimaline karşı sigorta satın alıyorsunuz. Borcun ödenmeme ihtimali ne kadar yüksekse, o kadar fazla sigorta primi ödüyorsunuz. Türkiye için şu sıralarda 280 baz puan (%2,8) civarında. Bu durumda %14-15 dolaylarında bir mevduat faizi uygun olacaktır benim için. Hadi anket rakamını değil de MB’nin enflasyon öngörüsünü (%8,2) alalım ve “bu yabancılar da çok CDS primi istiyorlar” gerekçesiyle biz daha düşüğe razı olalım (%1,5 diyelim). Bu durumda makul faiz %11-12 civarında olacaktır.

    Yerleşik olmayan açısından durum biraz daha farklı. Vade bitiminde anaparasını ve nemasını Türkiye’de harcamayacağına göre, enflasyon onun açısından sadece döviz kuru ne kadar artabilir sorusuna ışık tuttuğu ölçüde önemli. Üç unsura bakacak: Risksiz bir ülkeden (mesela o ülkenin çıkardığı devlet tahvilinden) elde edeceği faiz, Türkiye’nin risk primi ve liranın vade süresince ne kadar değer kaybedeceği. Bu sonuncusunu vade başında bilmesi mümkün değil. Mevcut risk primine ve risk primine yansımamış olası gelişmeler varsa onlara bağlı olarak bir beklenti oluşturacak. İki yıllık ABD tahvil faizi %1,5 dolaylarında. Bunun üzerine Türkiye’nin CDS’ini koyacağız. Etti % 4,3. Kur artışı beklentisi belirleyici olacak. Yaptırım haberlerini falan ciddiye alıyorsa, kurun muhtemelen yukarıda verilen enflasyon beklentilerinin üzerinde artacağını beleyecek (%12 diyelim). Bu durumda yabancı açısından makul faiz %16-17 gibi olacak. Kurun istikrarlı kalmasını beklediği bir dönem için gelip hemen dönecekse daha düşüğüne razı olacak.

    Neyse, parmak hesabı ile makul faiz hesaplamasından hiç olmazsa ortaya bir şey çıktı: Risk primine ve aşırı kur artışı bekleyişlerine yol açan unsurları en aza indirmedikçe, ‘makul’ faizimiz pek ‘makul’ olamayacak.

     

    Bu köşe yazısı 07.01.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır