Arşiv

  • Temmuz 2020 (3)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    2020 bize yine yeniden 500 liralık banknotu geri getirir mi?

    Güven Sak, Dr.14 Ocak 2020 - Okunma Sayısı: 1416

    Bu hafta kütüphanenin bir yerlerine sıkışmış bir 500 Türk liralık banknot buldum. Paranın üzerinde Sayın Yavuz Canevi’nin imzası vardı, mavi renkliydi, arkasında İzmir Saat Kulesi’nin resmi vardı. Yavuz Bey, Allah selamet versin, 1984-1986 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası guvernörü olduğuna göre, demek ki banknot o yıllardan kalma. Bu vesileyle, bir süredir aklımda olanı anlatayım: Sizce 2020 yılı bize yine yeniden 500 Türk liralık banknotu geri getirir mi? Nereden aklıma geldiğini anlatmak isterim. Hem bu buradan yola çıkarak, hepimizin duayeni, rahmetli Güngör Uras’ı da anmış olayım. O olsa şimdi böyle anlatırdı.

    2019 yılı Ayşe teyzenin 200 liralık banknotlar ile tanıştığı bir yıl oldu

    Malum 2019’dan 2020’ye geçince, hep 2019 üzerine yazmaya başladık, kel ölür sırma saçlı olur misali, 2019 şöyleydi, böyleydi diye anlatmaya başladık. 2019’da önceki yıllardan daha farklı ne oldu? Peki, 2020 yılında aynı minval üzerine düşünürsek, ne beklemek gerekir? Falan filan. Geçenlerde böyle düşünürken aklıma düştü: 2019, bankamatiklerden para çekerken, sıklıkla 200 liralık banknotların verilmeye başlandığı yıl oldu.

    Eskiden 200 liralık banknot ancak büyük ödemelerde kullanılırdı. Günlük kullanımda 200 liralık banknotlar Ayşe teyze ve Ali Rıza amcayı doğrusu ya pek ilgilendirmezdi. İş hayatına aitti daha çok. Günlük kullanımda en büyük kupürlü para olarak 100 liralık banknot bize fazlasıyla yetiyordu. Ama artık yetmiyor. Daha doğrusu, 2019 yılından başlayarak, artık yetmemeye başladı. Neden?

    Amerika’da 1969’dan beri en büyük kupür 100 Amerikan doları. O zamandan beri de değişmemiş. Eskiden varmış ama o tarihte bitirmişler. Elli küsur yıldır Amerika’da bastıkları paranın kupür büyüklükleri ile oynamak zorunda kalmamışlar. Ama burada işler öyle değil tabii. Türkiye, enflasyonlu yıllar içinde pek çok kez banknotlarının kupür büyüklüklerini değiştirmek zorunda kaldı. Dikkat: enflasyon ile kupür büyüklükleri arasında bir ilişki var. Şimdi soru şu: Günlük ödemelerimizi yanımızda cüzdanımıza sığmayan bir tomar para taşımak zorunda kalmadan yapabilmek için bize artık 500 liralık banknot gerekir mi? Evet.

    200 lira 2012’de aşağı yukarı 100 dolar ederdi, 2020’de şimdilik ancak 33 dolar ediyor

    Türk lirasının Kupür büyüklüklerini hiç Amerikan doları ile kıyasladınız mı? Kıyaslasanız, mesela, neden 500 liralık banknota ihtiyacımız olabileceğini 2020’de görebilirsiniz. 2012’de 200 Türk liralık banknot 111 Amerikan doları ediyordu. Bir nevi, Türkiye’nin en yüksek kupürlü banknotu, Amerika’nın en yüksek kupürlü banknotu ile karşılaştırılabiliyordu. Malum o zamandan beri bir hükümet değişikliği filan da olmadı ama 2020 itibariyle memleketimizin en yüksek kupürlü banknotunun değeri 34 Amerikan dolarına geriledi. Merak edenler için söyleyeyim: 2012’den bugüne 1 Amerikan doları almak için yüzde 231 daha fazla Türk lirası ödemek gerekiyor. Lira, dolar karşısında şallak mallak olduğundan kupür büyüklüğünü artırmak gerekiyor. Neden? Lira dolar karşısında baş aşağı olunca hayat pahalılığı artıveriyor.

    Eğer en yüksek kupürlü banknotumuzun değeri, Amerika’nın en yüksek kupürlü banknotuna yeniden eşit olsun derseniz, bana öyle geliyor ki, bu gidişle, 2020 içinde, biz yine yeniden 500 Türk lirasına ihtiyaç duymaya başlayabiliriz doğrusu. Eğer bir 500 liralık banknotumuz olsaydı, 2012’de bu 278 dolara karşılık gelirdi. Halbuki 2020 itibariyle bu yeni 500 Türk lirası, etse etse 84 Amerikan doları ediyor. 2012’deki gibi en yüksek kupürlü paramız 111 dolar etse desek, şimdilik 660 Türk liralık bir yeni banknot basmamız gerekiyor. O da olmaz şimdi tabii. Böyle bakınca, bizim 2019 yılında, ödemeler sistemi açısından 500 liralık banknota geçmiş olmamız gerekirdi bir nevi. Neymiş? Türk lirası, Amerikan doları karşısında erimiş.

    Artan hayat pahalılığı, Ali Rıza amcayı 200 liralık banknot ile tanıştırdı.

    Hatırlayın bir ara bankamatikten en fazla 20 ya da 50 liralık banknotlar çıkardı. Şimdi yanlışlıkla bir tek o paralar kalmış olsa otomatik kasada, cüzdana sığmayan bir tomar para çıkıyor makineden, olmuyor. Şimdilerde günlük ödemelerimiz için artık daha fazla para çekmemiz gerekiyor ve bu durumda elimizde taşımamız gereken para tomarı küçülsün diye bankamatiklerde artık ağırlıkla 200 liralık banknot bulunuyor. Neden gündelik nakit harcamalar için artık daha büyük bir para tomarı gerekiyor? Ben diyeyim hayat pahalılığı, siz deyin enflasyon. Gerçi Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’na göre enflasyon tamamen kontrol altında ama her nedense Ayşe teyze ile Ali Rıza amca artık daha sık 200 liralık banknot ile karşılaşıyorlar. Neden? Hayat pahalılığı nedeniyle cüzdanda daha çok para taşımak gerektiği için elbette. Öyle faiz inse, beraberinde enflasyon bundan korkup gerilese, hayat bayram olsa, tüm insanlar kardeş olsa, İranlılar kendi vatandaşlarının zor şartlar altında ülkelerine hizmet etmek amacıyla akademik çalışma yapmak üzere Kanada’ya gitmek için bindiği uçağı vurmamayı becerse, hoş tabii ama olmuyor ne yapalım.

    Şimdi böyle bakınca, doğrusu ya, 2020 için merak ediyorum, acaba 500 liralık yeni banknotun artık bu yıl zamanı gelmiş midir diye? Hayat işte böyledir. Minareyi hangi kılıfa sokarsanız sokun, bir yerinden çıkıverir.

    Şimdi hemen “canım artık kimse para taşımıyor, millet kredi kartı kullanıyor” filan demeyin. Öncelikle en yüksek kupürler karşılaştırmasında son duruma bakın. Eriyen liraya yeni kupür gerekiyor. Ben, daha sonra size 2018’den 2019’a şekillenmeye başlayan bir başka örüntüyü de anlatırım. İşsiz sayısı ile bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişi sayısı birlikte hareket ediyor. İşsiz sayısı arttıkça, kartsız vatandaşlarımızın sayısı da artabiliyor sanki. Garip ama gerçek işte, ne diyeyim.

     

    Bu köşe yazısı 13.01.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır