Arşiv

  • Ekim 2020 (12)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    İlla yapılacaksa bile biraz beklemek gerekir

    Fatih Özatay, Dr.13 Mart 2020 - Okunma Sayısı: 775

    Sermaye güvenli limanlara akın ediyor. Bu nedenle uzun vadeli ABD devlet tahvillerinin faizleri rekor düşük düzeylere indi. Bu gelişmeler döviz kuru üzerine baskının sürdüğünü gösteriyor.

    Son korana virüsü salgını nedeniyle önceden beklendiği gibi (mesela 27 Şubat’ta bu köşede çıkan yazım) büyük gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faiz indirimlerine başladılar. Bizim Merkez Bankası da faiz indirmeli mi?

    İstiyorsanız önce biraz eskiye küresel finansal krizin civcivli zamanlarına dönelim. G20 içindeki gelişmekte olan ülkeler o tarihlerde acaba ne yapmışlar? Eylül 2008’den başlayarak hepsi faiz indirdiler: Çin Eylül 2008’de, Hindistan Ekim 2008’de, Türkiye Kasım 2008’de Endonezya ve Güney Afrika Aralık 2008’de, Brezilya ve Meksika Ocak 2009’da, Rusya Nisan 2009’da ve Arjantin Temmuz 2009’da ilk indirimlerini gerçekleştirdiler. Bu süreç 2009 sonbaharına kadar devam etti. En az indiren Arjantin oldu (toplam 1.5 puan). En fazla Türkiye indirdi: 9 puan.

    Bu ülkelerin politika faizlerini indirmelerini kolaylaştıran temel iki neden vardı: Birincisi, büyük gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının da hızla politika faizlerini düşürmeleri. Mesela ABD Merkez Bankası politika faizini Ekim 2008’de yüzde 2’den 1.5’e iki hafta sonra da (aynı ay içinde) yüzde 1’e düşürdü. Aralık 2008 ortasında ise yüzde 0.25 yaptı. İkincisi, büyüme oranları düşüyordu; çoğu ülkeden daralma sinyalleri geliyordu. Dolayısıyla, talep baskısı ortadan kalkmıştı.

    Benzer bir durum şimdi de söz konusu. Gelişmiş ülkeler faiz indiriyorlar. Faiz indirme yeri olanlar (sıfır faize sahip olmayanlar) faiz indirimlerini sürdürecekler. Çoğu ülkede büyüme oranları düşecek, bazıları resesyona girecek; talep baskısı falan kalmayacak. Enerji fiyatları da düşüyor.

    Böyle bakınca TCMB’nin de faiz indirmesinde bir sakınca yok gibi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Bizim risk primimizi gösteren CDS, Ekim 2008 ortalarında 830’a yükselmişti. Oysa bir ay önceki değeri 280 baz puandı. Farklı bir ifadeyle 550 baz puanlık keskin bir artış olmuştu risk primimizde. TCMB’nin faiz indirimine başladığı Kasım 2008’in ortalarında ise CDS 300 baz puan düşmüştü. Şimdilerde ise risk primimizde bir düşüş yok. Aksine yükselmeye devam ediyor: Bir ay öncesine kıyasla yaklaşık 170 baz puan daha yüksek.

    Risk primimizin yükselmesinin iki nedeni var: Birincisi biz özgü nedenler (Suriye mesela). İkincisi, küresel piyasalarda keskin bir riskten kaçınma davranışı var. Sermaye güvenli limanlara akın ediyor. Bu nedenle uzun vadeli ABD devlet tahvillerinin faizleri rekor düşük düzeylere indi. Bu gelişmeler döviz kuru üzerine baskının sürdüğünü gösteriyor.

    Bu gelişmeler dikkate alındığında, illa faiz indirimine gidilmek isteniyorsa bile güvenli liman arayışının hiç olmazsa biraz yatışmasını beklemek temkinli bir davranış olur. Dikkat ederseniz ‘illa faiz indirimine gidilmek isteniyorsa’ dedim. Yoksa tasarruf düzeyi gelişmekte olan ülkelerin ortalamasının altındaki bir yatırım-GSYH oranını bile finanse etmekten uzak bir ülkede, mevduat faizinin enflasyon bekleyişleri ve risk priminin toplamının çok altında olduğu bir ortamda ve beklenen enflasyonun hala yüzde 10’a yakın olduğu dikkate alındığında, faiz indirimi zaten makul değil.

     

    Bu köşe yazısı 12.03.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır