Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    Koronavirüs salgınının çirkin yüzü

    Nihat Ali Özcan, Dr.21 Mart 2020 - Okunma Sayısı: 629

    Koronavirüs tehdidi tüm dünyayı etkilemeye devam ediyor. Sağlıktan ekonomiye, sosyal ilişkilerden iş hayatına, eğitimden ibadete, güvenlikten politik yaşama kadar etkilemediği alan kalmadı. Bundan sonra da etkileyeceği kesin. Dalganın daha ne kadar süreceği ve nasıl bir sonuç doğuracağı belli değil. Dünyanın çeşitli yerlerinde araştırma merkezleri soruna çare bulmak için harıl harıl çalışıyorlar. Bir yandan da hükümetler, krizi kontrol altına almak amacıyla ardı ardına tedbir paketleri açıklıyorlar. Nitekim Türkiye de bu kervana katılarak bir dizi ekonomik, sosyal tedbirler alacağını ilan etti.

    Dünya kamuoyu endişe içinde koronavirüs salgınına odaklanmış iken, bazı devletler ve kurumlar odaklarını hiç kaybetmeden sadece işleriyle ilgilenmeyi sürdürüyorlar. Bir anlamda tüm tartışma ve kaygılara rağmen, hayatın özünde fazlaca değişmediğini hatırlatacak olaylara tanıklık ediyoruz. Örneğin, koronavirüs salgınını salt bir sağlık sorunu olmaktan öte ele alan, uluslararası politik rekabetin işlevsel bir mücadele alanı olarak gören davranışlara tanıklık ettiğimiz gibi. Sözünü ettiğimiz mücadele, yöntemleri aynı olmakla birlikte, hedef ülkesi ve uygulayıcıları farklı olan bir dizi örtülü operasyon faaliyetlerinden oluşuyor. Özellikle de farklı renklerde “propagandadan”.

    Avrupa Komisyonu sözcüsü Johannes Bahrke’nin geçen hafta yaptığı bir açıklama dikkat çekiciydi. Bahrke, koronavirüs salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte, bir dizi yalan yanlış haberin yayıldığını ifade etti. Ardından da, mealen, Avrupa ülkelerini hedef alan, kamuoyunda korku, endişe ve güvensizlik ortamı yaratmayı amaçlayan söz konusu medya ve sosyal medya haberlerinin “olağan şüphelisinin” Rusya olduğuna dikkat çekti. Yalan yanlış haberlerin Rusya ve Kremlin’e yakın kaynaklar tarafından üretilmekte olduğunu ve bir plan çerçevesinde yayınlandığını açıkladı.

    Avrupa Birliği’nin bu tür “dezenformasyon” ile mücadeleyi ciddiye aldığını hem haber portalları hem de diplomatik alanda engellemeye, etkisini azaltmaya çalıştıklarını açıkladı. Avrupa Birliği’nin konuyu Moskova ile konuştuğunu ancak Kremlin’in bu haber kaynaklarıyla “hiçbir ilgilerinin olmadığını” ileri sürdüklerini de ekledi. Bahrke, söz konusu açıklamanın inandırıcı olmadığını belirtirken, AB vatandaşlarının haberler konusunda daha şüpheci olmasını istedi. Ardından da sorunu büyük internet platformları üzerinden çözmeye çalıştıkları belirtti.

    Tüm bu tartışmalar bize iki öncelikli konuda ders alınması gerektiğini söylüyor. İlk olarak koronavirüs gibi insanlığın ortak sorunu bile devam eden politik rekabet ve mücadeleleri geri plana itmez ve itmeyecektir. Tam tersine, virüs rakipler arasında yeni risk kombinasyonları olarak ele alınıp, fırsat alanı olarak görülecektir. İkincisi, koronavirüs gibi bireysel düzlemde derin korku üreten, hayatı kökten etkileyen bir sorun, örtülü operasyonların vazgeçilmezi olan “propagandaya” etkili ve ideal malzeme olarak görülmektedir. Tıpkı Moskova’nın AB’ye yaptığı gibi. Ya da Batı’da, BBC, CNN ve New York Times’ın Türkiye’ye yaptığı gibi. Koronavirüs gibi olumsuzluklar içeren bir olguyu, zihinlerde Türkiye ile eşleştirmeye odaklanmış yayınların bu çerçevede hiç de masum ve ahlaki olmadıkları ortada. Haliyle, kendisini kara propagandanın “hedefi, kurbanı” olduğunda şikâyet eden ülkelerin fırsatını bulduklarında benzer hareketleri başkalarına karşı yapmayı ahlaki bir sorun olarak görmeyecekleri ortada.

     

    Bu köşe yazısı 20.03.2020 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: COVID-19,
    Yazdır