Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    ABD’de şiddet olayları

    Nihat Ali Özcan, Dr.03 Haziran 2020 - Okunma Sayısı: 362

    ABD’nin Minneapolis kentinde polisin bir zenciyi tutuklamak maksadıyla aşırı güç kullanması şüphelinin ölümüne neden oldu. Bu olayın ardından başlayan gösteriler şiddete dönüşerek kısa sürede ABD’nin çeşitli bölgelerine yayıldı. Halen olaylar sürüyor. Göstericilerin, “otoritenin, şiddetin sembolü” olarak gördükleri polise karşı büyük bir öfke biriktirdikleri görülüyor. Bazı şehirlerde ise iş kontrolden çıkarak, özel mülke saldırıya, “yağmalamaya” dönüşmüş durumda.

    Gelişmeleri medya ve sosyal medyadan izlemek mümkün. Şimdiye kadar milyonlarca resim, video dolaşıma girdi. Polisin tavrı çoğunlukla pasifist. Bazı yerlerde göstericileri sakinleştirmek için onlarla iş birliği yapmaya ve gelişmeleri kontrol altına almaya çalışıyor. İşin kontrolden çıktığı bazı şehirlerde ise yerel yetkililer sokağa çıkma yasağı ilan etmiş durumdalar. Dahası, müdahale için askerler de hazır bekletiliyor.

    Olaylar siyasiler arasında da bölünmeye yol açtı. Bazı yerel politikacılar ile Trump arasında olaylara bakış, tanımlama, nedenler ve tedbirler konusunda ciddi farklılıklar var. Trump, olaylardan ANTIFA isimli “anti-faşist” grupları sorumlu tutarken, grubu “terör örgütü” olarak ilan edeceğini açıkladı. Açıklamanın ardından, “terör ve terörizmin tanımı tartışmaları” yeniden başladı. Alanın uzmanları ANTIFA hareketinin terör örgütü sayılamayacağını ileri sürerken, Trump hedefine odaklanmış vaziyette itirazlara pek kulak asmamayı tercih ediyor.

    Olayların bir sürpriz olmadığını söylenebilir. Son dönemde bu türden toplumsal şiddet ve gösterileri ortaya çıkartacak çok sayıda alametin biriktiği aşikârdı. Özellikle koronavirüs salgınının neden olduğu ekonomik, sosyal ve psikolojik olumsuzlukların benzer tepkileri tetikleyebileceği yazıldı, çizildi. Nitekim TEPAV Direktörü, iktisatçı, Prof. Dr. Güven Sak, korona salgınının neden olduğu ekonomik zorluklara dikkat çekmekte. İşsizliğin artması, yoksulluk ve tedavi imkânlarının kısıtlı olması ölüm korkusunu tetiklerken, toplumsal tepki bir çıkış stratejisi ve hükümet politikalarında değişimi tetikleyebilecek bir mesaj olarak görülmekte.

    Bu düşüncenin tetikleyeceği çözüm arayışları önümüzdeki aylarda olayların her yönüyle ele alınmasını sağlayacaktır. Olayların tanımı, hızla yayılma nedenleri, katılımlar, idarenin süreci yönetme biçimi, araçları ve kapasitesi tartışılacak, eleştirilecek, öneriler listelenecektir. Bu konuda onlarca akademik makale, rapor, politika notu ve araştırmaya tanıklık edeceğiz.

    Gelişmelerin sürpriz olmadığını söylerken, referans noktamızın sosyal bilimcilerin benzer gelişmeleri anlamaya yönelik metotları olduğunu söyleyebiliriz. Benzer hareketler, bireysel ve toplumsal nedenlerin yanı sıra teknolojik imkânlar ve siyasal sistem gibi kolaylaştırıcı faktörler ışığında ele alınmalı. Gösterilerde yer alanların büyük çoğunluğu, yaptıkları eylemlerle tepkilerini ortaya koyduklarını, bununla bazı şeyleri değiştirebileceklerini düşünüyorlar. Haliyle, söz konusu davranışlar kendilerince “rasyonel” görünüyor. Birçoğu, içinde bulunduğu psikolojik açmazlara kişisel başarısızlık ve memnuniyetsizliğe yönelik tepkilerini böyle vermekteler. Yine beyaz polisin otoriteyi temsil etmesi, “ırkçı” bir yaklaşımla “siyahlara” kötü davranmasını kendileri için bir “tehdit” olarak görmekteler. Haliyle dezavantajlı gruplar varlıklarını sürdürebilmek için eyleme geçme vaktinin geldiğine inanmakta, bir kısmı da kendisini “tesadüfi” eylemci olarak olayların ortasında bulmaktalar. Nitekim işsizliğin 40 milyona dayanması, bunu da en fazla “farklı renklerden” gelenlerin oluşturması tepkileri beslemekte.

    Yasalar önünde ırkçılıkla mücadelede de önemli yol alınmış olsa da Amerikalı siyahların tarihsel hafızasındaki “travma” varlığını korumakta, ekonomik ve sosyal eşitsizlik devam etmektedir. Toplumsal ve kişisel haksızlığa uğramışlık duygusu varlığını korumaktadır. Haliyle, tepki bir anlamda tehdit altında bulunma duygusundan kurtulmak için değişimi teşvik eden bir girişim olarak görülmektedir.

    Söz konusu sosyal hareketlerin, tıpkı koronavirüs gibi bulaşıcı olduğu bir gerçek. Özellikle de salgının ekonomik, sosyal ve psikolojik etkilerini derinden hissettiğimiz bir dönemde. ABD, kapasitesi, kurumları, tarihsel tecrübeleri ve korkularıyla süreci yönetebilir ve maliyeti karşılayabilir. Ancak dikkatlerimizi nasıl “perişan olacak” tan çok, “nasıl ders alırız”a vermemiz daha akıllıca olabilir.

     

    Bu köşe yazısı 02.06.2020 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır