Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    ‘Centilmenler’ başkalarına ait mektupları okumazlar mı?

    Nihat Ali Özcan, Dr.01 Temmuz 2020 - Okunma Sayısı: 507

    İki defa Savaş Bakanı, bir defa da Amerikan Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Henry L. Stimson ilginç bir kişiliğe sahipti. İstihbarat disipliniyle ilgilenenler, onu ABD Dışişleri Bakanlığı görevine atandığı 1929’da “kriptoloji bürosunu” kapatmasıyla tanır. Oysa büronun çok önemli görevi vardı. Yabancı ülkelerin diplomatik yazışmalarını ele geçirerek, şifrelerini kırmak ve ilgililere ulaştırmak gibi. Yapılan iş, stratejik istihbaratın olmazsa olmazıydı. Yine de Stimson büroyu kapattı.

    Stimson’un bu kararının arkasında, yabancı ülkelerin diplomatik yazışmalarını ele geçirerek okumanın “ahlaki” olmadığı düşüncesi yatıyordu. Bu tavrı nedeniyle, istihbarat dünyasında ve tarihinde kendisine mümtaz bir yer edindi. “Centilmenler, başkalarının mektuplarını okumazlar”. Ne var ki Stimson’un centilmenliğini, nezaketini ve rakiplerine saygısını gösteren bu “nadide fikri” terk edileli epey zaman oldu.

    Bugün “centilmenler” sadece mektupları okumuyorlar. Her şeyi bilmek istediklerinden, okuyor, izliyor, dinliyor ve her türden veriyi topluyorlar. Dahası, biriktiriyorlar ve gerektiğinde araya parça ilave ederek farklı senaryolar için orijinale yakın üretim bile yapabiliyorlar. Kötü haber, bırakın başkalarının mektuplarını okumayı, centilmence olmayan bir dizi “gizli ve kirli” işler de yapıyorlar. Darbeler, suikastlar, kamuoyu yönlendirmeleri, silahlı hareketleri desteklemek gibi. Başka bir ifadeyle “centilmenler” hem çok meraklılar hem de aktifler. Çok da değiştiler.

    Son günlerde Batı medyasında “centilmenlerin” karışık ve gizli işlerine dair yeni bilgiler yer alıyor. İddialara göre, Rus askeri istihbaratı Afganistan’da Taliban yetkilileriyle bir anlaşma yaptı. Buna göre, NATO, ABD ve İngiltere askerlerinin öldürülmesi halinde Taliban’a belli bir ödeme yapılacak. Bir anlamda Rus askeri istihbaratı, Afganistan’da Taliban’a “kelle avcılığı” önermiş görünüyor. Üstelik bu teklif, ABD’nin Taliban ile görüşmesinin devam ettiği, mart başından beri de Taliban’ın yabancı askerlere yönelik eylem yapmama kararı almasının ardından geliyor. Nihayetinde bu alanda, gizli olmak ve sobelenmemek koşuluyla her türlü eylem ve yöntem kullanılabilirdi. Centilmenliğin vardığı bu nokta oldukça ürkütücü ve ilginç. Bir anlamda istihbarat örgütleri operasyon sahalarında ihaleye çıkıp, rakiplerini öldürmek için “kiralık katil” tutabiliyorlar.

    Bu işlerde inkâr esas olduğundan, Rus yetkililer haberi hemen yalanladılar. Ancak ABD istihbaratı haberin doğruluğunda ısrarcı. Haber birkaç açıdan doğru da olabilir. Ruslar, bir yandan ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini hızlandırmak, bir yandan da kayıplarla ABD kamuoyunu etkilemek istiyor olabilirler. Öte yandan, başta Suriye olmak üzere, Ukrayna gibi çatışma bölgelerinde, Avrupa’da yaşanan istihbarat mücadelesinde sıkışan Rusya’nın, mücadeleyi Afganistan’a taşıması hem ucuz hem de akıllıca görünüyor. Ne de olsa bu aralar hibrit savaş oldukça popüler.

    Bunlar madalyonun bir yüzü. Diğer yüzü ise, ABD başkanlık seçimleriyle ilgili görünüyor. Trump’ı başkanlığa taşıyan 2016 seçiminin ardından Rus istihbaratının seçimdeki rolü çokça tartışıldı. Anlaşılan, Rus istihbaratının faaliyetleri konusunda kamuoyunda farkındalık oluşturmak isteyenler, bundan böyle benzer konuları çokça gündeme taşıyacaklar.

    Sonuç olarak, savaşların politik, askeri, ekonomik, psikolojik maliyetinin artması, teknolojinin ve politik düzenin istihbarat örgütlerine siyasallaşma imkânı sağlaması, “centilmenliği” yok ederken, istihbarat örgütlerine de hiç olmadığı kadar alan açıyor.

     

    Bu köşe yazısı 30.06.2020 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır