Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Almanya’nın fintek devi nasıl battı ve bu bizi neden ilgilendiriyor?

    Güven Sak, Dr.07 Temmuz 2020 - Okunma Sayısı: 1135

    COVID-19 küresel salgınının yarattığı atmosfer pek çok ülkede hükümetlerin yanlış kararlar vermesine neden oluyor. Doğrusu ya, Almanya’nın fintek (fintech) alanında Amerika’ya cevabı olan ödeme sistemleri şirketi Wirecard’ın batışı, içinde bulunduğumuz zehirli atmosferi güzel özetliyor. Gelin bakın, Almanya’nın fintek devi, Wirecard, nasıl battı ve bu bizi neden alakadar ediyor?

    COVID-19 ile ortalığı saran 1930’ların devletçiliği atmosferini anlamadan Wirecard hadisesini idrak edebilmek mümkün değil bana sorarsanız

    İsterseniz önce COVID-19 sonrası pek çok hükümetin içine girdiği zehirli atmosferden başlayayım. Küresel salgın herkesi, her yerde, son derece hazırlıksız yakaladı. Bu nedenle herkesin bir an için, küresel sistemi unutup, evin içine odaklandığı bir panik dönemi yaşadık özellikle bu yılın ilk yarısında. “Aman Allahım, biz onu da mı dışarıdan alıyorduk, bir an önce kendi kendimize yeterli olalım.” mealinde bir 1930’ların devletçiliği söylemi ortalığı sardı.

    Halbuki öncelikle 1930’ların devletçiliği bir tercih değil, bir zorunluluktu. 1929 buhranına  merkez ülkelerde verilen yanlış tepkiler, bizim gibi ülkelerde bu tür sonuçlara yol açmıştı. Bu kez öyle bir dönemin içine değiliz. Ülkenin üretim kabiliyetini sıçratmak bugün çok daha kolay ve bu amaca ulaşmak için ülkeyi dışa kapatmak değil tam tersine daha çok açmak gerekiyor.

    İkincisi, otomobil ya da bulaşık makinesi gibi daha karmaşık bir ürünü üreten bir ülkenin hastaları entübe etmek için ventilasyon cihazı gibi daha vasat bir ürünü üretemiyor olması düşünülemezdi. Aynı durum, maske gibi vasat altı bir ürün  için de geçerliydi doğrusu.  Nitekim “dil ağrıyan dişe gider misali” herkes artık ihtiyaç duyulanı süratle üretmeye başladı zaten.

    Salgının başında, herkese vize engeli koyan Amerikan yönetimi, COVID-19 ile mücadeleye yardımcı olacak deneyimli sağlık personeline vize kolaylığı getirdiğini açıkladı önce utanmazca. Böylece küresel işbirliği yerine küresel rekabeti koymaya karar verdiğini gösterdi. Sonra ne dediğini hep ancak sonradan, mesele kendisine bir daha anlatıldığında, idrak edebilen Amerikan Başkanı, COVID-19 aşısı konusunda mesafe kat eden bir Alman şirketini satın almayı düşündüklerini açıkladı. Ne dediğini bilmez zaten, dediğim bu işte.

    Bunun üzerine, önce Alman Ekonomi ve Enerji Bakanı Altmeier, sonra Alman hükümeti, Amerikan girişim sermayesi şirketlerini, Alman şirketlerine yatırım yapma konusunda uyardı. Bir nevi, Alman şirketlerini kaptırmayacaklarını açıkladı. 1930ların devletçiliği atmosferi dediğim, işte bu atmosferdi. Bence bu atmosferi algılamadan, Almanya’nın Wirecard potunu anlayabilmek tek başına mümkün değil. Kabahat elbette sadece bu atmosferde değil ama bu atmosfer olmasaydı bu komedi bu kadar uzamazdı gibi geliyor bana doğrusu.

    Wirecard nezdinde Alman ekonomisinin saldırı altında olduğu yanlış kanaati batışı yalnızca katmerlendirdi

    Şimdi geleyim Wirecard işine. Wirecard, bir fintek startup’ı olarak Almanların  Anglo Sakson egemenliğine meydan okumasıydı bir nevi. En azından Almanlar öyle düşünüyordu.  Şirket, 1999’da kurulmuştu. Ama evvelki hafta tutuklanan Avusturyalı Markus Braun’un şirket CEO’su olması 2002’deydi. Banka dışı ödeme sistemleri konusuna odaklanan Wirecard hızla büyüdü arada banka bile kurdu. Herkes memnundu. 2008’de Frankfurt Borsası’na kote olan Wirecard hisse senetleri, 2018 yılında DAX 30 endeksinde Commerzbank’ın yerini aldı. Böylece Wirecard hisse senedi emeklilik fonları için yatırım yapılabilir bir enstrüman da oldu.

    Halbuki şirketin muhasebe hesaplarında bir dizi tutarsızlık olduğuna ilişkin ilk haberler İngiliz Financial Times gazetesinde ilk olarak 2015 yılında çıkmıştı. Almanya’da kimse tınmadı. Şubat 2019’da Wirecard Singapur’a karşı, Singapur hükümeti harekete geçti. Almanya’nın düzenleme ve denetleme kurumu, BaFin, Wirecard hisselerine açığa satış yasağı getirdi. Bankacılık geleneğine sadık Almanların sermaye piyasası korkusu görünür oldu. “Uzun vadeli yatırımcı iyi, kısa vadeli portföy hareketleri kötüdür.” fikri bir yerlerden fırlayıverdi. Bakın bu bizde de vardır. Biz de bu sermaye piyasası hadisesini son 40 yıldır daha tam olarak anlayamadık.

    Hadise karşısında alınan ilk tavır esasen hiç değişmedi: Wirecard nezdinde, Almanya, bir nevi, saldırı altındaydı.  Wirecard hakkında ortaya atılan iddialar karanlık AngloSakson spekülatörlerinin, o  çekirgelerin, Alman ekonomisinin gücüne karşı bir saldırı girişimiydi yalnızca. Önceleri hareketsiz duran Ba-Fin nihayet harekete geçti. Ama şirketle ilgili bir tedbir açıklamadı. İddiaları ortaya atan gazetecilerle ilgili bir soruşturma başlattı, malum saldırı girişimi konusunda bir soruşturma. Komedi dediğim bu.

    Sonunda mızrak çuvala iyice sığmayınca, Markus Braun, Haziran 2020’de, muhasebe hileleri vasıtasıyla, piyasa manipülasyonuna tevessül ettiği için nihayet tutuklandı ve şirketin işlemleri durduruldu. Tartışma bitti. Piyasalar söz konusu olduğunda, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” atasözü bir kez daha doğrulandı.

    Selin Arslanhan geçen hafta gazetemizde CBInsights’ın unicorn olmaya aday elli startup listesinden bahsetmişti. Listedekilerin yüzde 30’u büyük veri alanında çalışırken, yüzde 20’si fintek startuplarından oluşuyordu. Fintek konusu öne çıkarken, bu dönemde, başkalarının hatalarından ders çıkarmakta fayda var. Akıl akıldan üstündür, istişare de onun için hep fayda vardır.

     

    Bu köşe yazısı 06.07.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: COVID-19,
    Yazdır