Arşiv

  • Eylül 2020 (13)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)

    Etiketler

    Çin ve Doğu Türkistan

    Nihat Ali Özcan, Dr.11 Temmuz 2020 - Okunma Sayısı: 857

    Çin dünya gündeminden düşmüyor. Sadece ekonomik başarıları, askeri gücünü artırması, kuşak yol projesi, korona salgını ve istihbarat savaşlarıyla da anılmıyor. Onu dünya gündemine taşıyan başkaca konular da var. Doğu Türkistan’da Uygurlara yönelik politikaları, Hong Kong’da devam eden olaylar ve Nepal sorunu gibi.

    Çin, ihtiraslı, değer ve kural tanımayan uygulamalarıyla Uygurları yok etme projelerini sürdürüyor. Tüm baskılara, teknolojik denetime rağmen, uygulamaları ifşa eden bilgilerin, resim ve videoların dışarıya sızmasına mani olamıyor. Gerçekten görgü tanıklarının ifadeleri, sızan video ve bilgiler, sorunun bir insanlık trajedisine dönüştüğünü gösteriyor. Üstelik sadece Çin için değil, tüm insanlık için bir utanç vesikası gibi duruyor.

    Çin’in resmi açıklamalarına göre, uygulamaların amacı “terörizmle” mücadele ve “radikalleşmiş” bireyleri “normalleştirmek.” Uygurların “radikal fikirlerden” vazgeçirmek amacıyla zorla çalışma kamplarına sürülmeleri, ailelerin bölünüp, çocukların zorla alıkonulması, kültürel, dini değerlerin, dilin kullanımının yasaklanması radikalleşmiş olanları vazgeçirecek uygulamalar olarak takdim ediliyor.

    Trajik olan ise tüm bu uygulamaların dünyanın gözünün önünde yapılabiliyor olması. Çin’in politikalarına karşı devletler, üç farklı tutum geliştirmiş durumdalar. Ahalisinin çoğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelerinde yer aldığı ilk grup, Çin’in yaptıklarını destekliyor. Bu tutumun gerisinde farklı nedenler yatıyor. Öncelikli sebep, Çin ile geliştirdikleri ekonomik, siyasi ilişkiler ve beklentiler. Bir kısım fakir Afrika devletlerinin yanı sıra, Pakistan, İran da bu grupta yer alıyor. Şüphesiz her şeyi ekonomik ilişkilerle açıklamak mümkün değil. Örneğin, “Türklerle” tarihsel ve psikolojik sorunu olan ülkelerin de bu kervanda yer aldıklarını söylemek pek iddialı olmaz. İran, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi. Bu ülkelerin tavrı bize, din ile “ulusal çıkar” arasında seçime zorlanan ülkelerin hiç tereddütsüz “çıkarları” seçtiklerini gösteriyor.

    Çin’in Uygur politikalarını sert biçimde eleştiren, Uygur Türklerine, Müslümanlara destek veren ikinci grubun başında ABD ve bazı Avrupa ülkeleri geliyor. Bu ülkelerin “Uygur” merakı iki nedene dayanıyor. Birincisi, Çin’le mücadelelerinde, etnik ve dini farklılıkları Çin’in “yumuşak karnı” olarak görmeleri. Diğeri ise gerçekten Çin’in uyguladığı politikaların insani değerleri ayakaltına alan bir trajedi olmasıdır.

    Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını yakından izleyen, bilgilerini dünya kamuoyuyla paylaşan ülkelerin tavrını “Çin’le rekabet halindeler, bu yüzden konuyu gündeme taşıyorlar” gerekçesiyle yok saymamız mümkün değil. ABD gibi ülkelerin, Çin ile yürüttükleri mücadele, bu ülkenin Uygurlara yönelik insanlık dışı uygulamalarına yönelik gerçekleri değiştirmez.

    Uygur sorununa yaklaşım bağlamında son grubu “sessizler kulübü” oluşturuyor. Bunlar ya bilgisizlikten ya da “ince hesaplardan” olsa gerek fazlaca seslerini çıkartmıyorlar. Aralarında çok sayıda Müslüman ülkenin bulunması da işin en acıklı tarafı.

    Çin’in trilyon dolarlık “yol ve kuşak” politikasının başarısı, ekonomik yatırımlar kadar, insanları “niyetleri konusunda” ikna etmesine de bağlı. Ancak Çin’in küresel açılımının ilk safhasında, ortaya koyduğu farklılıklara tahammülsüzlük, yok etmeyi esas alan Uygur politikası, bilginin evrensel olduğu, hiçbir şeyin gizlenemediği dünyamızda projelerine büyük hasarlar verecektir. Uygur Türklerine yapılanlar, İslam karşıtı gayri insani uygulamalar, bazı devletlerin, yöneticilerin kısa vadeli çıkarları nedeniyle destek görse de uzun vadede kamuoyunun yaklaşımı farklı olacaktır. Çin’in niyetleri konusundaki şüpheler her geçen gün daha da artacaktır.

     

    Bu köşe yazısı 10.07.2020 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır