Arşiv

  • Eylül 2020 (13)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)

    Etiketler

    Amerikan şirketleri Çin’den çıkıyor gibi görünmüyorlar

    Güven Sak, Dr.15 Eylül 2020 - Okunma Sayısı: 406

    COVID-19 küresel salgını ile birlikte, bundan altı ay önce, ilk konuşulan konulardan biri küresel değer zincirlerinin yeniden yapılanmasıydı. Hatta Türkiye’de biz bile umutlanmıştık bir ara hatırlarım. Geçen haftanın benim için en dikkat çekici haberi Çin’de faaliyet gösteren 346 Amerikan şirketinin görüşlerini içeren bir anketin sonuçlarıydı öncelikle. Önce o haberden başlayayım, sonra konuyu bir yerinden Türkiye’ye bağlayayım.

    Amerikan şirketlerinin yüzde 70’inin Çin’den çıkma planı yok.

    Trump’ın aksi yöndeki tüm söylemine karşın, Amerikan şirketleri Çin’den çıkıp anavatanlarına dönüyor gibi görünmüyorlar şimdilik. Önce bir bunu tespit edelim.

    Şangay’daki Amerikan Ticaret Odası’nın (AmCham-Shanghai) anketine göre, Çin’de faaliyet gösteren Amerikan şirketlerinin yalnızca yüzde 4’ü üretim merkezlerini Amerika’ya taşımak üzere kapatmışlar. Firmaların yüzde 70’i ise böyle bir planları olmadığını söylüyorlar. Trump’ın çıkardığı tüm o gürültüye rağmen planlarda bir değişiklik yok. Ses var, görüntü yok.

    Ancak önümüzdeki beş yılda şirketlerin yüzde 71’inin dile getirdiği temel problem, Çin-ABD arasındaki ticari gerginlik meselesi. Şirketlerin yüzde 78,6’sı yatırım kararlarında bir değişiklik olmadığını dile getiriyor zaten. Ancak Çin’deki yatırımlarını artıracağını söyleyenlerin oranı 2019 yılındaki yüzde 47,2’den, 2020’de yüzde 28,6’ya gerilemiş gibi gözüküyor.

    Ancak Amerikan yönetimi kararlı gibi duruyor.

    Ama üretim kapasitesini anavatana taşıma gayreti partiler üstü bir anlaşma ile devam ediyor. Bu anket açıklandıktan sonra, Amerikan başkan adaylarından Biden, Amerikan şirketlerinin Çin’den ayrılmasını sağlamak üzere vergi politikasını sıkılaştıracağını açıkladı.

    Nedir? Trump’ın yurtdışında üretilerek ülkeye getirilen mallar üzerindeki gümrük vergilerini artırma kararı, firma davranışlarında belirgin bir fark getirmedi ortadaki ankete göre. Şimdi sıra kurumlar vergisi üzerinden ek müşevvikler vermek şirketlere. Bir şirketin yurtdışında ürettiği mallarının Amerika’da satışından elde edilen kazançlar üzerindeki kurumlar vergisi oranını yükseltmek artık tartışmanın odağı. Ama bana öyle geliyor ki, Amerika’daki bu kararlılık aslında başka bir pazarlık sürecinin habercisi yalnızca.

    Ancak pazarlık esasen veri yönetişimi konusunda....

    Nasıl? Dün malların sınırları aştığı bir dünyadan, fabrikaların sınırları aştığı bir dünyaya geçmiştik. Dünya Ticaret Örgütü malların sınırları aştığı artık unutulmuş bir dünyanın kurumsal altyapısı dikkate alarak örgütlenmiş olduğu için bir dizi problemimiz vardı. Şimdi ise, fabrikaların sınırları aştığı bir dünyadan verilerin sınırları aştığı yeni bir dünyaya geçmenin telaşı içindeyiz.

    Verilerin sınırları aştığı bir dünya önümüze daha önce hiç karşılaşmadığımız bir dizi yeni problem çıkartıyor. Siber güvenlikten, kişisel verilerin korunmasına ve ayrıca kişisel verilerin mülkiyetinden, verinin bir sanayi politikası aracı olarak kullanılmasına kadar bir dizi yeni düşünme ve tartışma alanı. Verilerin mülkiyeti söz konusu olduğunda ortada üç farklı yaklaşım görünüyor. Bir yanda kişiye ait işlemlerden doğan verilerin ilgili kişinin mülkiyetinde olduğuna dayalı Avrupa Birliği düzenlemeleri, beri yanda veriyi bir şirketin bahçesinde petrol bulması gibi bir pozitif dışsallık olarak değerlendiren Amerikan yaklaşımı, öte yanda ise verinin devlet/kamu mülkiyetinde olduğuna dayalı olarak işleyen Çinlilerin tutumu var. Öyle anlaşılıyor ki, iktisadi planda öncelikle sonuçlandırılacak tartışma burada olacak. Huawei ve TikTok etrafında Amerika’da başlayan tartışmaya sanırım bu çerçevede bakma gerekiyor.

    Çin yönetiminin veri güvenliği konusunda küresel kural seti önerisi bu çerçevede manalı

    Çin yönetimi de yine bu hafta hadisenin farkında olduğunu gösteren bir adım attı. Çin Dışişleri Bakanlığı, herkesi, küresel veri güvenliği kuralları (global data security rules) üzerinde bir anlaşma sağlamaya, kullanılan platformlarda arka kapıların kapatılması konusunda işbirliğine davet etti. Verilerin sınırları aştığı bir dünyada ortaya çıkan meselelerden haberdar olduğunu ve geçici tedbirler yerine küresel kurallar getirilmesi konusunda görüşmeye açık olduğunu ortaya koydu.

    Verilerin sınırları aştığı dünyaya özgü küresel kurallar konulmadığı takdirde, ortalık, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın yine geçen hafta yayımladığı “Türkiye-2020 yılı Yatırım Ortamı Değerlendirmesi” raporunda da özellikle vurgulanan veri lokalizasyonu, dijital hizmetler vergisi, yerel bulut düzenlemeleri ve ulusal şampiyonların öncelikle desteklenmesi gibi rekabet ortamını olumsuz etkileyen yarım adımlara kalıyor. Hele bir de raporda vurgulandığı gibi ekonomi politikaları “şeffaflıktan uzak, değişken ve politize” ise bu tür yarım adımların olumsuz etkisi daha da artıyor. Dolayısıyla Çin’in “veri güvenliği konusunda küresel kural koyalım” önerisini bu çerçevede doğru alanda bir açılım olarak görmek gerekiyor.

    Aynı hafta, Pasifikte, Filipinlerin yakınındaki 458 kilometrekarelik ve 18.000 nüfuslu bir ada devleti olan Palau Cumhuriyeti’nin Amerikalıları liman, havaalanı ve askeri üsler yapmak üzere davet etmiş olduğunu da eklemekte fayda var. Nedir? Bu pilav daha çok su kaldırır. Bu tartışma öyle kolay bitmez. Çin-ABD tartışması konuları çeşitlenerek devam eder.

    Peki, buradan Türkiye için ne sonuçlar çıkar? Birincisi, küresel değer zincirlerinin yeniden yapılanması sürecinde kendisine rol isteyen bir Türkiye’nin Wuhan’da olup, burada olmayanın farkında olması gerekir ama yetmez. Aynı zamanda, Türkiye’nin veri yönetişimi (data governance) konusunda daha açık bir fikrinin olması gerekir. Verinin nasıl bir kalkınma meselesi olduğunu kavramadan bu iş olmaz.

    Verilerin sınırları aştığı bir dünyada verilerin derlenmesinden kullanımına, siber güvenlikten kişisel verilerin korunmasına, kişisel verilerin mülkiyetinden verinin bir sanayi politikası aracı olarak kullanılmasına kadar her konuda tutarlı bir yaklaşıma sahip olmak önem taşıyor. Bu ilk nokta.

    İkinci nokta ise sanırım şudur: Bugün etrafımızda büyük mesele olarak gördüklerimizin hiçbiri esasen büyük küresel meseleler değildir. İkincil önemdedirler. Ortada esasen enerjimizi israf eden bir optik yanılgı vardır. Oyunbozanlık, Türkiye gibi bir sanayi ülkesine yakışan bir rol değildir.

    Üçüncüsü ise, Türkiye gibi yapısal tasarruf açığı olan bir ülkede yatırım ortamının, “her an her şeyin olabileceği bir ülke”, bir nevi, Orta Doğu ülkesi olarak tasviri kesinlikle iyi değildir. Benim “şeffaf olmayan, değişken ve politize”den anladığım budur.

    İsteseniz de istemeseniz de Türkiye’nin kapsamlı bir yapısal reform programına bir an önce ihtiyacı vardır. Bir an önce.

     

    Bu köşe yazısı 14.09.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: COVID-19,
    Yazdır