Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Neden tek bir politika faizine ihtiyaç var?

    Fatih Özatay, Dr.18 Eylül 2020 - Okunma Sayısı: 311

    Merkez Bankası’nın (MB) karmaşık mekanizmalarla piyasaya fon aktarması yerine, tek bir faizden -politika faizi olması gereken repo faizinden- fon aktarmasının içinde bulunduğumuz koşullar altında elzem olduğunu daha önce belirttim. Dolayısıyla ortalama fonlama faizi (bankalara verdiği çok kısa vadeli borcun ortalama faizi) denilen bir kavrama ihtiyaç kalmayacak ve bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz (piyasa faizi) ilan edilen repo faizine “milim” yakın bir düzeyde belirlenecekti. Bu faiz de mevduat ve kredi faizini etkiyecekti. Böylelikle mesaj net olacaktı. MB mevduat ve kredi faizlerinin düşmesini istiyorsa tek bir faizi düşürecek, yok yükseltmek istiyorsa tek bir faizi artıracaktı.

    Bunu önermemin nedeni, MB’nin önemli ölçüde kredibilite kaybetmiş olmasıydı. Enflasyonla çok da fazla ilgilenmediği yaygın bir kanıydı. Öyle ya, hedef yüzde 5 iken son birkaç yıldır enflasyon iki haneli düzeylerde geziniyordu. MB’nin kredibilitesi hepimiz için önemli. Çünkü kredibilite yoksa, para politikası etkinliğini yitiriyor. Bunu toplum olarak daha yüksek enflasyon ve kur olarak hepimiz çekiyoruz. Üstelik eninde sonunda piyasada faiz yükseliyor ama “gereğinden fazla” yükseliyor.

    Mayıs 2013’te Fed Başkanı Bernanke’nin ileride parasal sıkılaştırma yapabileceklerine dair meşhur açıklaması var. Bu çerçevede bazı yükselen piyasa ekonomilerine ilişkin risk algılaması artıyor. Türkiye “kırılgan beşli” içinde gösteriliyor. Arka planda bu tür bir kırılganlık varken 17 ve 25 Aralık 2013’te FETÖ malum operasyonunu yapıyor. 16 Aralık’ta bir dolar 2.04 lira. 9 Ocak 2014’te 2.10’a, 27 Ocak’ta ise 2.35’e sıçrıyor. Aralık ayı enflasyonu zaten hedefin üzerinde: yüzde 7,4. “Kırılgan beşli” yaftasının üzerine bir de kur artışı eklenince enflasyonun ileride daha da artacağı açık. MB bırakın bir olağanüstü toplantıya gitmeyi, 21 Ocak 2014’teki normal PPK toplantısında bile faizini yüzde 4,5 düzeyinde sabit tutuyor. Piyasalardaki olumsuzluklar yatışmayınca bir hafta sonra olağanüstü toplantı yapılıyor ve faiz yüzde 10’a zıplatılıyor.

    İkincisi, 2018’in başında yüzde 10,4 ile yüzde 5 hedefinin çok üzerinde olan ve dahası yükselme belirtileri gösteren enflasyona karşın MB’nin faiz artırmakta gönülsüz olduğu görüntüsü veriliyor. Yılın başından itibaren lira belirgin bir değer kaybetme eğilimine giriyor. Nisan başından itibaren mayıs ayının sonuna kadar sepet kur yüzde 15,9 yükseliyor. Tüm bu gelişmeler yaşanıyorken, yılın başında yüzde 12,75 olan ortalama fonlama maliyeti ancak 26 Nisan’da çok sınırlı artırılıyor ve yüzde 13,5 yapılıyor. Daha yüksek bir artış ise 24 Mayıs’ta geliyor: Yüzde 16,5. Nisan 2018’den Ağustos 2018 ortasına kadar kur artışı yüzde 66,5. Asıl kur sıçraması ağustos ayının ilk yarısında gerçekleşiyor. MB faizi ancak eylül ortasında yüzde 24’e çıkarıyor. Bir aylık bir gecikme var.

    Bu gelişmeler önemli kredibilite kaybına yol açtı. Son PPK kararı bu kaybı iyice artırdı. MB son PPK toplantısında sadece repo faizine ilişkin bir karar açıkladı ve onu sabit tuttuğunu ilan etti. Oysa temmuz sonunda yüzde 7,7 düzeyinde olan ortalama fonlama maliyetini Ağustos’taki toplantıya kadar yüzde 9,9’a getirmişti. Dün bu oran yüzde 10,3 düzeyindeydi. Bu durumda bırakın tek bir faizden piyasayı fonlamayı ve onu ilan etmeyi, ilan ettiği faizden piyasayı fonlamamak, ilan etmediği faizlerden ise fonlamak gibi bir gariplik var ortada.

     

    Bu köşe yazısı 17.09.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır