Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Aktif rasyosu tümden kalkmalı

    Fatih Özatay, Dr.30 Eylül 2020 - Okunma Sayısı: 196

    Yüksek hızda kredi artışı finans sisteminin sağlığı açısından iyi bir şey değil. Dünyada yaşanan finans krizlerinin yaklaşık yarıya yakınından önce hızlı kredi genişlemesi olduğuna dair ikna edici bulgular var.

    Temel nedenlerinden biri şu: Ekonomilerde faaliyet hacmi (reel GSYH’nin gelişimi) tekdüze bir yönde gitmiyor hiçbir zaman. Yüksek büyüme dönemlerinden sonra çoğu ekonomi mutlaka çok düşük ya da negatif büyüme oranları ile karşılaşıyor. Böyle “kötü” dönemlerde üretimi düşüp nakit akımı bozulan bir şirket kredi borcunu ödeme güçlüğü çekiyor, keza işini kaybeden tüketici de. İkinci bir neden -ki ilkiyle ilişkili, ekonomiler çok canlı iken risk alma iştahının yüksek olması.

    Pembe hayallerle bir dolu yeni girişim ortaya çıkıyor, bazı şirketler aşırı riskli yatırımlara girişiyorlar falan... Ama “kötü” dönem geldiğinde pembe hayalleri kuranlar gerçeklerle yüzleşiyorlar.

    Bunlar herhangi bir ekonomi için genel doğrular. Bir de kırılgan ülkeleri düşünün. Mesela Ağustos 2018 öncesindeki Türkiye’yi. İnşaat sektörünü ele alalım. Daha önce bir tablo halinde vermiştim inşaat sektöründeki patlama göstergelerini. Trump’ın tweetleri kırılgan ekonomimizi resesyona sokunca en kötü etkilenen doğal olarak inşaat sektörü oldu.

    Konut satışları bıçak gibi kesildi ve sektörde çöküş yaşandı. Bazı şirketler kredi yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandılar. Bunun bir nedeni de, 2009-2018 arası döviz cinsinden geliri olmayanların döviz cinsinden borçlanmalarını kolaylaştıran mevzuatın sektördeki bazı şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarına izin vermesiydi. Tweetlerle kur sıçrayınca, bu şirketler bir de bu nedenle zor duruma düştüler.

    Finans sisteminin sağlıklı çalışmasını sağlamakla yükümlü kurumlar, bu nedenle hızlı kredi gelişmesini ve arkasından gelebilecek devasa sorunları önlemek ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için yasaları onlara bazı iktisadi araçları kullanma yetkisi verir.

    Pandemi sürecinin ilk aylarında hepimizin sağlığı açısından alınan kararlar ekonomik faaliyet hacminin keskin biçimde azalmasına neden oldu. Mesela sanayi üretimi Nisan ayında %31, Mayıs ayında %19 düştü. Bir dolu insan işini kaybetti. Böyle bir dönemde ekonomilerinde toparlanmaya yardımcı olmak üzere her ülke çeşitli maliye ve para politikası önlemleri aldı. Ancak 2018-2019 krizinden henüz yeni yeni çıkmakta olan ve dolayısıyla eski kırılganlıklarının üzerine yeni kırılganlıklar eklenmiş olan Türkiye’de sakıncalı bir işe girişildi: Enflasyonun altında faiz-çok hızlı kredi genişlemesi-artan döviz talebinin kuru artırmaması için döviz rezervlerinin eritilmesi-piyasa mekanizmasının işleyişini bozan kararlar.

    Kredi genişlemesini daha da hızlandırmak ve özellikle özel bankaları da sahaya sürebilmek amacıyla “aktif rasyosu” olarak adlandırılan bir uygulama başlatıldı. BDDK bu orana (Türkçesi yokmuş gibi rasyo deniliyor nedense) bir alt sınır koydu ve bankaların bu alt sınırın üzerinde kalmalarını istedi.

    Oranın hesaplandığı denkleme göre bunun temel yolu kredi artışına gitmekten geçiyor. Türkiye’de Finans sisteminde istikrarı sağlamak görevi ağırlıklı olarak BDDK’da bir ölçüde de TCMB’de. Kısacası, finans sisteminde istikrarı sağlamakla yükümü olan bir kurum ileride finans sisteminin başına dert açabilecek bir uygulama başlattı. Bir buçuk ay önce bu karar biraz gevşetildi, dün de gevşeme yolunda bir adım daha atıldı. Uzun sürecek kademeli bir normalleşme yerine bu uygulamanın tümden terk edilmesi yararlı olacaktır.

     

    Bu köşe yazısı 29.09.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır