Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Yeni Ekonomik Program

    Fatih Özatay, Dr.02 Ekim 2020 - Okunma Sayısı: 895

    Bir ekonomik programın sağlaması gereken asgari koşullar var. Birincisi, elbette içsel tutarlılığı olması. Salı günü açıklanan program önemli bir içsel tutarlılık sorununa sahip. Birkaç örnek vereyim:

    Birincisi şu: Türkiye, belli bir düzeyin üzerinde büyürken hep cari işlemler açığı veren bir ülke. Bunun arkasında önemli sorunlar yatıyor; bir kısmı da yapısal bu sorunların. Birincisi, tasarruf oranımız düşük; gelişmiş ülkelerin yatırım-GSYH oranlarının ortalamasının altında bir yatırım-GSYH oranımızı dahi karşılamaktan çok uzak. İkincisi, uzun bir süredir, tasarruflarımızın yetersiz olması nedeniyle dışarıdan bolca borçlanarak yaptığımız yatırımlar daha çok üretken olmayan inşaat sektöründe gerçekleşti. Üçüncüsü, on yılı aşkın bir süredir verimlilik düzeyimiz artmıyor. Dördüncüsü, enerji ithalatçısıyız. Beşincisi, yüksek teknolojili ürün üretimimiz ve ihracatımız çok düşük düzeylerde. Oysa açıklanan programa göre 2023 yılında %5 büyüyeceğiz ve cari işlemler hesabımız GSYH’nin %0,1’i kadar fazla verecek. Üç yıl içinde bu sorunlarımızı nasıl çözeceğiz de büyürken cari fazla veren bir ülkeye dönüşeceğiz? Potansiyelimizde büyürken -%5’in biraz altı diyelim- cari fazla vermek kulağa çok hoş geliyor ama nasıl olacak? Programda nasıl olacağına dair pek bir şey yok, nasıl yerine temenniler var; mesela petrol ve doğalgaz keşifleri gibi.

    İkinci içsel tutarlılık sorunu döviz kuruna ilişkin. Bu satırları yazarken bir dolar 7.77 lira düzeyindeydi. Oysa programın 2021 için ortalama kur tahmini 7.68. 2020 için ortalama kurun 6.91 olması öngörülüyor. Bunun gerçekleşmesi için yılsonuna kadar kurun 7.45’e yakın bir düzeyde seyretmesi gerekiyor. Ya da şu: 2022’de kur bir yıl öncesine göre sadece %2,6, 2023’te ise %1,8 artacak. Bunların hepsi de enflasyon tahminlerinin altında. Böyle bakınca paramız değerlenecek çıkarımı yapmak mümkün. Ama öte yandan dış pazarlarda rekabet gücümüz artacak, cari fazla vereceğiz falan deniliyor. Elbette, bir ülkenin parası değerlenebilir ve bu gerçekleşiyorken ihracatı ve rekabet gücü artabilir. Nasıl? Verimliliğini sıçratarak daha kaliteli mal üretip daha ucuza satarak. Bu üç yılda nasıl gerçekleşecek?

    Üçüncüsü, paramız 2022 ve 2023’te değerlenecekse, ham petrol fiyatları programda kabul edilen düzeylerde kalacaksa ve ekonomimiz de potansiyeline yakın bir düzeyde büyüyecekse 2022 enflasyon tahmini tutabilir. 2023 tahmini tutmasa bile ona fazla uzak olmayan bir düzeyde yılı kapatabiliriz. Ama bir şartla: Uygulanan ekonomik programın şu anda 565 baz puan olan riskimizi (Güney Afrika: 314, Brezilya: 250, Meksika: 148, Endonezya: 116, Hindistan: 111, Kore: 28 baz puan) çarpıcı biçimde düşürmesi gerekir. Açıklanan programa bakınca bütçe açığımızın GSYH’ye oranı 2021’de %4,3, 2023’te ise %3,5. Daha önemlisi, faiz harcamaları dışarıda bırakıldığında bütçemizin hep açık vereceği öngörülüyor. Ve en az bunlar kadar önemlisi kamunun borcunun GSYH’ye oranı %42 düzeyinde kalıyor; bunu öğreniyoruz ama şu anda bunun yarısı döviz cinsindenken ileride dövizin payının ne olacağını bilemiyoruz. Bir önemli nokta daha: Koşullu gelir ve borç garantilerinin (döviz kuru tahmini tutmayacağına göre) bütçemize daha fazla yük getirmesi beklenir. Bu durumda bütçe açı, faiz dışı açık ve borç-GSYH oranı ne olacak? Bunları doyurucu biçimde açıklayamayan program riskimizi keskin biçimde düşürebilir mi?

    Dördüncüsü, ilk yedi aylık cari işlemler açığımız 21.6 milyar dolar. Oysa program 2020 açığını 24.4 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Yani, kalan 5 ayda toplamda en fazla 2.8 milyar dolar açık vereceğiz. Nasıl olacak bu?

     

    Bu köşe yazısı 01.10.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır