Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Neden artık endişeli iyimser oldum?

    Güven Sak, Dr.13 Ekim 2020 - Okunma Sayısı: 563

    Madeleine Albright, bundan bir süre önce, kendini nasıl hissettiğini soranlara, “Ben bugünlerde çokça endişelenen bir iyimserim (I am an optimist who worries a lot)” diye cevap vermişti. Doğrusu ya, bu aralar ben de kendimi öyle hissediyorum. Gelin bakın anlatayım.

    Eskiden temkinli iyimser demeyi tercih ederdim ama artık soran olursa endişeli iyimserim diyorum. Aradaki fark bariz bence. “İleriye doğru baktığımda  iyimser olmak için çok neden görüyorum ama yine de ne olur ne olmaz, dünyanın bin türlü hali var” ile “İleriye doğru baktığımda iyimser olmak için çok neden görüyorum ama bugünden yarına  elde somut bir strateji olmadan, idare-i maslahatla  ne halde geçebileceğimizi doğrusu tam bilemiyorum” arasındaki fark gibi bir nevi. Endişe heba olacak potansiyel için esasen. Öyle işte.

    Peki, ben neden artık endişeli iyimser oldum? Sanırım birden fazla küresel yapısal değişikliğin kesiştiği bir noktada, COVID-19 sonrası büyümenin dinamiklerini ve olası istihdam kazançlarını nasıl sağlayacağımızı düşünmüyor olmamızdan. Bu kez işler alıştığımız gibi değil halbuki. Bugüne kadar bizim gibi ülkelere “Aman borçlanma konusunda dikkatli olun, kırılganlığınızı artırmayın” diyen Carmen Reinhart Dünya Bankası Baş Ekonomisti olarak geçen hafta “Bugün (virüsle) savaşa odaklanıp gerekeni yapın,  (faturayı) nasıl ödeyeceğinizi sonra düşünürsünüz” diyordu. Vaziyet bu kadar ciddi esasen.

    COVID-19 ile birlikte hızlanacak teknolojik dönüşüm sürecini zaten borçlu durumdaki firmalarımızın nasıl finanse edeceğini şimdiden düşünmek zorundayız. Yapılabilir mi? Evet. Kolay mı? Değil.

    Bugün üç adımda niye endişeli olduğumu anlatmak isterim. Belki de boşa dertleniyorum. Siz karar verin. Birincisi, COVID-19 ile mücadele dönemi dünyada dijital dönüşümü, robot kullanımını, yeni teknolojilere yönelişi hızlandıracak gibi duruyor. Virüsle daha uzunca bir süre birlikte yaşamak zorunda olduğumuza göre, firmaların, mesafeyi koruyarak, faaliyet gösterdikleri mekanları yeniden düzenlemesi, tanım gereği, verimliliği ve kazançları azaltacak. Rekabet gücünü korumak isteyenin, bu döneme intibak etmek için, dijital dönüşüme, daha fazla robot kullanımına yönelmekten başka bir çaresi olmayacak. Teknolojik dönüşüm hızlanacak dediğim bu. Her yerde.

    Nasıl olduğunu düşünün lütfen. Bugün Almanya’dan otellere turist gönderen acenta, yüzde 50 kapasite ile çalışma garantisi istiyor. Otelin bir kanadını açarak yüzde 50 kapasite ile çalışmak gibi değil, otelin tümü  açılıp, ısıtılıp, soğutulurken yüzde 50 kapasite. Sanayide, ticarette, hizmetler sektöründe her yerde durum aynı. Buna uyum sağlamak için teknolojik dönüşüm ne demek? Yeni yatırım demek. Yeni yatırım ise taze kaynak bulma gereği anlamına geliyor. Yüksek oranda borçlu olan şirketler ve halen bu borçları bilançolarında bilmem kaçıncı kez yeniden yapılandırma telaşındaki bankalarla bu topraklarda teknolojik yenilenme sürecinin nasıl finanse edileceğine dertleniyorum galiba bir yandan. Bu ilk nokta.

    Yüzde 60,5’i ortaokul altı eğitimli bir nüfusa hızla beceri kazandırarak, COVID-19’un hızlandırdığı teknolojik eğitime intibak etmemiz gerekiyor. Kolay mı? Değil. İmkansız mı? Hayır.

    İkincisi,  COVID-19 ile mücadele dönemi ile hızlanacak teknolojik dönüşüm her alanda daha nitelikli ve daha donanımlı çalışanlar gerektirecek. Bugüne kadar konuşulan “Yoksa robotlar işlerimizi elimizden mi alacaklar?” sorusu ummadığımız bir hızla gerçek olacak gibi duruyor.

    Şimdi mesela Avrupa kökenli küresel değer zincirleri Çin’i bırakıp buraya gelir mi diye merak ediyoruz ya, isterseniz yalnızca mevcutlara odaklanalım. Türkiye Avrupa otomotiv sanayiinin bir parçası. Bu sektörde yaklaşık 600,000 kişiyi istihdam ediyor. Şimdi otomobilin bildiğimiz otomobil olmaktan çıkıp bir mobil dijital yönetim platformuna dönüşmesi sürecinde dünya. Nedir? Apple i-phone ile birlikte telefon nasıl yalnızca telefon olmaktan çıkıp bir dijital yönetim aracına dönüştüyse şimdi aynısı otomobilde olacak. Akıllı telefona, akıllı televizyona  geçmiştik şimdi akıllı otomobile geçeceğiz. Bu arada, elektrikli arabadan otonom araçlara doğru da geçiş olacak. COVID-19 sonrası toparlanma süreci ile birlikte her alandaki teknolojik dönüşüm hızlanacak. Türkiye’nin de bu dönüşüme ayak uydurması lazım süratle.

    Diyelim parayı bulduk bankaları yeniden sermayelendirdik, tüm borçları yeniden yapılandırdık, bir bölümünü sildik, devlet şirketlerin bir nevi ortağı oldu. Finansman meselelerini çözüme kavuşturduk. Peki, teknolojik dönüşümün gerektirdiği nitelikli işgücü meselesini ne yapacağız?

    Hızlandırılmış teknolojik yenilenme dönemine 2019 yılı itibariyle yüzde 60,5’i ortaokul ve altı eğitimli bir nüfusla girmek zorundayız diye de içim kıpır kıpır doğrusunu söylemek gerekirse. Halbuki yine Avrupa otomotiv sanayiinde önemli yer tutan Almanya’da ortaokul ve altı eğitimi nüfusun oranı yüzde 19,5, Slovakya’da ise yüzde 14,5 ve İspanya’da yüzde 39,6. Lise mezunları oranı ise Türkiye’de 21,1 iken Almanya’da yüzde 54,5. Ne diyeyim? Bundan yirmi yıl önce demografik fırsat penceresi var, nüfusun eğitim seviyesi yükselsin, Türkiye hızlı büyüsün diye bol bol konuşmuşuz ama icraat sıfır. Yirmi yılı boşa yemiş bitirmişiz. Şimdi kimin becerilerini nasıl zenginleştirecek, hangi iş gücünü “upgrade” edeceğiz. İçim kıpır kıpır oluyor, dertleniyorum dediğim bu işte.

    Avrupa Yeşil Mutabakatına intibak etmeye bir an önce başlamazsak, mal ve hizmet ihracatımız zorluklarla karşılaşacak, küresel değer zincirlerinin yeniden yapılanmasını uzaktan  izlemek zorunda kalacağız. İmkansız mı? Hayır. Zor mu? Evet.

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi, üçüncü olarak, COVID-19 sonrası toparlanma dönemi için en büyük pazarımız olan Avrupa Birliği yeşil mutabakat üzerinde anlaşmaya vardı. Avrupa’nın yeşil mutabakatı demek, normal şartlar altında, Türk firmalarının ihraç mallarının fiyatlarının sınırda karbon vergisi ile otomatik olarak yükselmesi demek, hem mal hem de hizmet ihracatımızın rekabet gücünün ciddi manada örselenmesi demek. İhraç mallarını taşıyan gemilerin karbon ayak izinden, taşınan malı üretilirken ne tür enerji kullandığına hepsine bakılacak bir nevi. COVID-19 sonrası toparlanma bu şartlarda nasıl işleyecek diye doğrusu ayrıca dertlenmek gerekiyor. Enerji dönüşümünden, dijital dönüşüme, akıllı sürdürülebilir şehirlerden enerji verimliliğine çok işimiz var çok.

    Şimdi bunların hepsi çözülebilir meseleler, cevabı olan sorular demek mümkün elbette. Bende görüyorum bunu. Ama galiba tam da bu noktada iyimserliğimi endişe basıyor. Nedenini anlatayım.

    Onların orta vadeli programını okuduktan hemen sonra bizimkini görünce endişeli iyimser oldum galiba

    Esasen galiba her şey geçen ay Avrupa Birliği’nin orta vadeli programı olarak adlandırılabilecek Çok Yıllık Finansal Çerçeve (Multiannual Financial Framework-MFF) ve şimdi onun bir parçası olan Avrupa’da COVID-19 sonrası iktisadi toparlanma çabasını odaklama amaçlı Yeni Kuşak Avrupa Birliği (Next Generation EU-NGEU) programını okurken başladı. Nasıl bizim, şimdi artık Yeni Ekonomi Programı (YEP) dediğimiz, orta vadeli programımız önümüzdeki üç yılı (2021-2023) kapsıyorsa, MFF önümüzdeki yedi yılı (2021-2027) kapsıyor.

    Şimdi şöyle bir düşünün. COVID-19 ile 2020 yılının başında tanıştık. Ocaktan Mayısa kadar geçen dönemi “Büyük Paraliz (Great Paralysis) Dönemi”  diye adlandırıyor Ferid Zekeriya. Hepimizin neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamaya çalıştığımız,  evlere kapandığımız, bir nevi hayatın felç olduğu ani duruş dönemi. Türkiye için bu dönem, Mart-Mayıs arasındaydı.

    Bu çerçevede, Hazirandan bugüne içinde bulunduğumuz dönemi de, Thomas Pueyo’ya atfen, “Virüsle Dans Dönemi” olarak adlandırabilmek mümkün sanırım. Ama bu durum ilanihaye devam etmeyecek elbette. Virüsle Dans Dönemi, virüs ortadan kalktığı için sona ermeyecek, efektif bir ilaç ya da aşı bulununca sona erecek. O zamana kadar, herkesin virüsle birlikte yaşamaya intibak etmesi gerekecek. Sonra “COVID-19 Sonrası Toparlanma Dönemi”ne geçeceğiz. Hasar kontrolü yapacağız, hayatımızı yeniden yoluna koyacağız.

    Hiç söylemese de, YEP esasen virüsle dans döneminden COVID-19 sonrası toparlanma dönemine geçiş programımız bizim

    Peki, Virüsle Dans döneminden, COVID-19 Sonrası Toparlanma dönemine ne zaman geçeriz? En iyimser tahminle Ocak 2021’de bir aşımız olsa, bunun geniş kullanımı herhalde Aralık 2021’i bulabilir diyor bilenler. Bu durumda, daha 15 ayımız var. Bu süreyi 2022’nin ikinci yarısına kadar uzatanlar da var. Bu ne demek? Şimdiden COVID-19 sonrası toparlanma için somut stratejilere ihtiyacımız var demek. İşte MFF ve NGEU tam da bu amaçla herkese hem yol göstermek hem de hedeflerle uyumlu bir kamu harcamaları programını gündeme getirmek için tasarlanmış. Pek üzerinde durmasa da, içerdiği yıllar itibariyle bakarsanız, aslında YEP’te COVID-19 sonrası toparlanmanın programı. Ve şimdiden güçlü bir odaklı kamu yatırımları programı olmadan özel sektörün tek başına bu intibakı yapamayacağını biliyoruz. Ama kamunun 2021-2023 döneminde ortadaki  kolektif eylem problemini çözmek için ne yapacağını bilmiyoruz henüz. YEP’in en önemli problemi, rakamlar arası bir kaç tutarsızlık değil, bu temel eksiklik aslında.

    Orta vadeli program dönemi Virüsle Dans döneminden COVID-19 Sonrası Toparlanma dönemine geçişi içeriyor. Bu nedenle Avrupa Birliği yeşil dönüşüme dayalı bir kamu yatırımları stratejisi ve yeterli ya da yetersiz geçiş bütçesi koymuş, Avrupa Komisyonu’na borçlanma yetkisi vermiş. İsterseniz bir de bizim YEP’i bu gözle bir okuyun ve ortadaki derin boşluğu görün.  Halbuki 2021-2023 tam da bu geçiş ve toparlanma dönemini içeriyor.

    İşte bu ve benzeri bir dizi nedenle ben bu aralar kendimi endişeli iyimser olarak nitelendiriyorum. Eskiden bu ve benzeri bir dizi nedenle kendime olsa olsa temkinli iyimser derdim ama artık diyemiyorum.

     

    Bu köşe yazısı 12.10.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır