Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Amerikan tüketicisinin neşesi hepimizi ferahlatır

    Güven Sak, Dr.04 Ocak 2008 - Okunma Sayısı: 1169

     

    Bugünlerde Amerikan tüketicisi gözümüzün bebeği. Herkes işi gücü bırakmış bir halde, ABD kaynaklı bankacılık krizinin Amerikan tüketicilerinin neşesini kaçırıp kaçırmadığını, kaçırdıysa ne kadar kaçırdığını keşfetmeye çalışıyor. Aralık başında, bizde olmayan ama ABD'de olan, fon akımları tablosunun 2007 yılı 3. çeyrek rakamları yayımlandı. Rakamlara bakıldığında, Amerikan hanehalkı servetinde, bankacılık krizinden kaynaklanan, bir büyük olumsuz etki görünmüyor. Konut yatırımlarından gelen kayıp, tahvil ve hisse senedi yatırımlarından gelen kazançla dengelenmiş gibi duruyor. Bakın bu iyi haber. Bankacılık krizinden gelen hasar, bir tek bankalardaki hasarla sınırlı kalacaksa, krizin etkileri daha kolay yönetilebilir. Değerlendirmemize buyurun, efendim. İsterseniz değerlendirmeye, "Amerikan tüketicisinin derdi bizi neden gerdi?" noktasından başlayalım. Şimdi siz bu Amerikalıları sevseniz de sevmeseniz de onların ne kadar refah içinde yaşadıkları bizim hayatımızı yakından alakadar ediyor. Onlar harcamayı kesince, ABD ekonomisi yavaşlıyor. Orası yavaşlayınca, dünya ekonomisi bir bütün olarak yavaşlıyor. Son on yıldır, dünya ekonomisinin iki büyük itici gücü var: Biri Çin, diğeri de ABD ekonomisi. Bu durumda, Amerikan tüketicisinin derdi, hepimizi geriyor. Bu birincisi. Gelelim ikinci tespite: Amerikan tüketicisi 2000 yılından beri yıllık gelirinden daha çok yıllık harcama yapıyor. Bu, tüketiciler tasarruf etmiyor demek değil, pek az da olsa tasarruf ediyorlar etmesine ama sonuç negatif. Şimdikinin tersine 1955-2000 arasında fon akımları tablosuna baktığınızda, harcanabilir gelirin yüzde 3,4'üne ulaşan bir finansal fazla görmek mümkündü. 2007 yılının 3. çeyreğinde finansal açık miktarı harcanabilir gelirin yüzde 3,1'i civarında. İkinci çeyreğe göre azıcık azalmış ama hâlâ açık. Finansal açıktaki azalmanın kaynağında konut yatırımlarındaki azalma var. Demek ki neymiş, Amerikan tüketicileri hâlâ gelirlerinden daha fazlasını harcıyorlarmış. Bu iyi haber. Şimdi üçüncü tespite gelelim. Finansal açığın ya azaltılması ya da bir biçimde finanse edilmesi gerekiyor. Gelir akımınızın hiç değişmediği varsayımı altında, harcama deseninizi hiç değiştirmeyecekseniz, bir önceki cümledeki ilk seçeneği unutmak gerekiyor. Bu durumda, finansal açık azalmayacaksa, açığı finanse etmek için iki seçenek var: Ya ihtiyacınız kadar borçlanacaksınız ya da portföyünüzdeki finansal varlıkları, tahvil ve hisse senetlerini satarak, günlük ihtiyacınızı karşılayacaksınız. İkinci yolu tutarsanız, finansal varlıklar portföyünüzün küçülmesi, servetinizin azalması gerekiyor. İşte zurnanın zırt dediği nokta tam da burası. Ekim 2007'de Amerikan Merkez Bankası kredi eğilimleri anketini yayımlamıştı. Buna göre bütün kredi türlerinde şartlar eskisine göre sıkılaşmış görünüyor. Azalan risk iştahı bankaların kredi verme davranışını değiştirmiş gibi duruyor. O vakit geriye ne kalıyor tüketici açısından? Portföy satışına yönelmek. Bu, yaratacağı fiyat hareketlerinin de katkısı ile hanehalkı servetini hızla azaltacak bir yöntem. Düşünebiliyor musunuz? Düşen bir piyasada bir de siz hisse senedi satıyorsunuz. Hem elinizdeki varlığın bir bölümünü satıyorsunuz hem de portföyünüzde kalan tutarın değerini düşürüyorsunuz. Servetiniz iki katlı azalıyor. Ya bankaların durumu, onların da portföy zararları olmayacak mı, bu durumda? Ekonominin bütünü açısından servet azaltıcı bir süreç bu. Sonuçta azalan servetin cari tüketim deseni üzerinde de etkili olmasını beklemek gerekiyor. Ve iş bize kadar uzanıyor. Bu da dördüncü tespit. Peki, konut kredilerinden başlayan bankacılık krizi Amerikan tüketicilerinin servetini olumsuz etkiledi mi? İşte iyi haber burada: 2007 yılının üçüncü çeyreği itibariyle Amerikan tüketicilerinin servetinde bir azalma yok, artış var. Konuttan kaynaklanan 128 milyar dolarlık kayba rağmen, hanehalkı serveti 623 milyar dolar artıyor. Artış, harcanabilir gelirin yüzde 1,1'i tutarında. Tahvil ve hisse senedi piyasalarından gelen artış servet azalmasını engelliyor. Servetin azalmaması, tüketicinin kendini iyi hissetmesi demek. Bu da beşinci tespitimiz. Şimdi FED'nin neden canavar gibi bankalara yıl sonu likidite desteği sağladığını daha iyi anladınız mı? Bankalar da aynen tüketiciler gibiler, açıklarını kapamak için ya bir yerden borç alacaklar ya da portföylerini küçültecekler. Portföy küçülteceklerse, tahvil ve hisse senedi piyasaları göçecek, tüketici serveti de bundan etkilenecek. Neyse ki, FED onlara ihtiyaç duydukları kadar borç vermeye başladı. Kasımın sonunda Bernanke'nin neden "hisse senedi piyasası canımızın ta içidir" dediğini de daha iyi anladınız herhalde. 2008 yılına bakarken şunu unutmayalım: Bernanke başkanlığındaki FED, "yapılması gerekeni bildiğini" ve de "yapılması gerekeni yapmaya" hazır olduğunu herkese gösterdi 2007 yılında. Bu rahatlatıcı bir malumat aslında, farkında mısınız?

     

    Bu yazı 04.01.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır