Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    Aynı filmi izlememek için

    Fatih Özatay, Dr.13 Kasım 2020 - Okunma Sayısı: 292

    Yurtdışından Türkiye’yi inceleyen bir gözlemcinin ülkemizi çok ilginç bir ülke olarak sınıflandıracağı açık. Hatta ülkemizin iktisatçılar için bir laboratuvar özelliği taşıdığı da rahatlıkla belirtilebilir. Mesela neredeyse kırk yıl önce geliştirilmiş birinci kuşak kriz kuramının “sakın ha yapmayın” dediği ne varsa -enflasyonun altında faiz, çılgın kredi genişlemesi ve TCMB’nin parasal genişlemesi, döviz kurunu sabit tutmak için döviz rezervlerinin boşaltılması- yapıldı. Yapmayın denilenin yapılması halinde, bu kuram, döviz kurunu tutmanın mümkün olmadığını söylüyordu. Alın size Türkiye deneyi: Kuram ne öngörüyorsa o gerçekleşti. Şimdi çok değersiz lira sorunu (da) çözülmeye çalışılıyor.

    Hafta sonundan buyana yaşananlar döviz kurundaki kötü gidişatı durdurdu. Faiz artışı bekleniyor TCMB’den. Sadece artış değil, finans sistemi açısından sakıncalı olan bazı uygulamalardan geri dönüleceği de düşünülüyor. Mesela sorumluluğu finans sisteminin sağlığını korumak ve güçlendirmek olan BDDK’nın açıkça finans sisteminin sağlığına zarar verme potansiyeli taşıyan ‘aktif rasyosu’ oranı uygulamasından vazgeçmesi de bekleniyor. Doğal olarak “sakın ha yapmayın” denilenleri yapanların gitmesi, yerlerine gelenlerin aynı politikaları uygulamayacakları (ya da uygulanmaması gerektiğini tavsiye (arz) ettikleri) beklentisine yol açtı. Kurdaki kötü gidişatın durmasının temel nedeni bu.

    Bu beklentilerin boşa çıkmaması için sadece faiz artırmanın yeterli olmadığı son yazımın özünü teşkil ediyordu. Kapsamlı bir ekonomik programın para politikası kısmına ilişkin nelerin yapılması gerektiğini yazmıştım. Eksik kalmasın; bir de ne yapılmaması gerektiğinden örnek vereyim. Grafikte 1 Haziran 2018 ile 1 Ekim 2018 döneminde yarısı avro yarısı da dolardan oluşan döviz sepetinin lira değeri (döviz kuru) ile bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemler sonucunda ortaya çıkan kısa vadeli piyasa faizinin (para piyasası faizi) hareketleri veriliyor. TCMB karmakarışık bir faiz sistemi uyguladığı için para piyasası faizini kullanıyorum. Ama TCMB, para piyasası faizini, bankalara sattığı fon miktarını ayarlayarak birebir etkileyebiliyor; dolayısıyla, para piyasası faiz politikasını birebir yansıtıyor.

    Sepet kur, haziran başında 5 lira. Dünyanın kendisinden kurtulmasına sayılı günler kalan Trump’un temmuzun son günleri ile Ağustos ayının ilk yarısında attığı Türkiye’yi tehdit tweetleri, kuru sıçratıyor. 13 Ağustos günü sepet kur 7.36 lira oluyor. Faize dikkat: TCMB tınmadığı için aynı yerde duruyor: %17-18 aralığında. Mahcup bir şekilde Ağustos sonunda %19.25 oluyor. Bu mahcubiyet liraya iyi gelmiyor. Naçar 14 Eylül’de faizin %24’e yükseltilmesini sağlıyor TCMB. Demek ki (bundan böyle): 1) mahcup bir faiz artırımına gitmemeli TCMB. 2) Ne yapacaksa geciktirmeden yapmalı. Yine aynı filmi ya da daha kötü versiyonlarını izlemek istemiyorsak elbette.

     

     

    Bu köşe yazısı 12.11.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır