Arşiv

  • Mayıs 2021 (8)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)

    Nasıl bir bela olduğu anlaşılmadıkça...

    Fatih Özatay, Dr.26 Kasım 2020 - Okunma Sayısı: 236

    Ne yazık ki ülkemizde enflasyonun nasıl bir bela olduğu bir türlü anlaşılmıyor. İşçi sendikalarının zaten gücü kalmadı. Kalan güçleri ile de seslerini duyuramıyorlar. Oysa enflasyon gelir dağılımını bozuyor; yoksulu daha da yoksul yapıyor.

    İşveren kesimi de sesini çıkarmıyor. Oysa enflasyonu yüksek bir ülke, ekonomisi bozuk bir ülke demek. Enflasyon, ekonomi politikasının bozuk olduğunun göstergesi çünkü. Bozuk bir maliye politikası, bozuk bir para politikası, bozuk finans politikaları... Elbette hepsinin aynı anda bozuk olması gerekmiyor. Birindeki bozulma bir süre sonra diğerine ondan da ötekine sirayet ediyor. Zamanla makroekonomik istikrarsızlık ekonominin temel karakteri oluyor. Planlama ufku kısalıyor, belirsizlikler artıyor. Yatırım ortamı kötüleşiyor.

    Enflasyonla mücadelenin öneminden dem vuracak olsanız, bir bakıyorsunuz “ama büyüme.” denilebiliyor. Özellikle enflasyon yüksek tek haneli bir düzeydeyken bu tür karşı çıkışlar çok duyuluyor. Sanılıyor ki enflasyon o düzeyde kalacak, hiç yükselmeyecek. Oysa enflasyonu doğuran nedenlerin ekonomiyi içten içe kemirdiği, onu şoklara karşı giderek kırılganlaştırdığı unutuluyor.

    Üstelik potansiyel büyüme oranı ile herhangi bir dönemdeki büyüme oranı arasındaki farka dikkat edilmiyor. Bir ekonominin kalıcı biçimde potansiyelinin üzerinde büyümesinin imkânsız olduğu unutuluyor. Potansiyeli yükseltmenin ancak ‘derin reformlar’ ile ilişkili olduğu atlanıyor. Bunlar yapılmadan -mesela Türkiye’de adil bir hukuk sistemi ve bağımsız bir yargı oluşturmadan, eğitimin kalitesi yükseltilmeden- potansiyel büyüme oranının artırılamayacağı gerçeği atlanıyor. Potansiyeli yükseltmeden, bir süreliğine büyüme oranını potansiyelin üzerinde tutmaya çalışmanın yeni sorunlar doğuracağı ve elbette enflasyonu daha da yükselteceği ıskalanıyor.

    Asıl tepki vermesi gerekenler tepki vermeyince/veremeyince ekonomi politikası yapıcıları ve uygulayıcıları uluslararası ölçekte yüksek olan enflasyon oranlarına gözlerini yumuyorlar. Ancak kur alıp başını giderse para politikasının ipine sarılıyorlar. Bir süre sonra da o ipi bırakıyorlar. Oysa hem enflasyonla mücadele sadece para politikası ile mümkün değil hem de geçici tepkiler bir işe yaramıyor ve beklentileri daha da bozuyor.

     

    Bu köşe yazısı 24.11.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

     

    Etiketler:
    Yazdır