Arşiv

  • Mart 2021 (2)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)

    Kamunun döviz borcunu artırması ne zaman haklı olur?

    Fatih Özatay, Dr.19 Şubat 2021 - Okunma Sayısı: 650

    Kamunun döviz cinsinden borcunun toplam borcuna oranı 2020 sonunda yüzde 56.2’ye yükseldi. Bu düzey 2001 krizi sırasında gerçekleşen orandan ‘milim’ yüksek. 2001 sonunda döviz borcunun toplam içindeki payı yüzde 55.8’di. Krizden hemen sonra uygulamaya konulan ciddi ekonomik programın olumlu bir sonucu da bu payın sürekli azalması oldu. 2010’a gelindiğinde yüzde 26.7’ye kadar düşmüştü. Sonrasını biliyoruz. 2014’ten itibaren yine artmaya başladı, artış özellikle 2016’dan sonra çarpıcı bir biçime büründü ve bugüne geldik.

    Son yıllarda artmasında hem yerleşiklerin döviz talebi rol oynadı hem de döviz cinsinden borçlanmanın maliyetin görece düşük olması. Daha önce de değindim; bu ikinci unsur miyopik bir bakışı yansıtıyor. Ödeme zamanı geldiğinde kur sıçramışsa maliyet de sıçrıyor; düşüklüğü geçmiş borçlanma planlamasının bir yanılgısı olarak vade sonunda (bugün) ortaya çıkıyor.

    Peki, döviz cinsinden borçlanma her koşulda kötü bir finansman tercihi midir? Hayır. Döviz kurunun sıçrama olasılığını son derece düşük düzeye indirecek bir ekonomik program uygulanmaya başlansa, döviz cinsinden borçlanmanın ileride cezalandırılma olasılığı da düşer. Bu tip bir program uygulamaya konulduğunda ilk başlarda belki yeterince inandırıcı bulunmayabilir. “Bir süre sonra rafa kalkar” düşüncesi geçerli olabilir. İşte bu aşamada döviz cinsinden borçlanmayı artırmak haklı bir finansman tercihi olarak karşımıza çıkıyor. Zira program kararlılıkla uygulandıkça bu tip görüşler ortadan kalkar. O zamana kadar geçen sürede düşük döviz cinsi faizle borçlanmak kamu maliyesi açısından bir avantaj sağlar.

    Programın meyveleri alınmaya başlandıkça dövize olan talep de düşmeye başlar. Beraberinde yerli para cinsinden borçlanmanın maliyeti de. Bu durumda zaten döviz cinsinden borçlanmanın göreli avantajı ortadan kalkar; riskini almaya gerek kalmaz.

    Dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliyoruz. Son yazımda belirttiğim gibi nasıl döviz rezervini artırmak için döviz alım ihalelerinin sürekliliği önemliyse ve bu süreklilik ancak riskimizi düşürecek bir ekonomik programla sağlanabilirse, şu anda döviz cinsinden borçlanmanın ileride başımıza ek dertler açmaması da yine aynı koşula bağlı. Riskimizi kalıcı olarak düşürecek bir ekonomik program gerekiyor.

     

    Bu köşe yazısı 18.02.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır