Arşiv

  • Kasım 2021 (10)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)

    Herkesin zaten bildiği bir alanda hoca olmak…

    Fatih Özatay, Dr.26 Mart 2021 - Okunma Sayısı: 713

    Bu satırların yazarı kıymetini hiç mi hiç bilmemiş. Sen kalk, tüm çocukluğunda mühendis olmak istediğini söyle, üniversite seçerken ilk sıraya makine mühendisliğini yaz, ODTÜ’ye gir, makine mühendisliği oku, mezun ol, bir yıl makine mühendisi olarak çalış, sonra kalkıp “açmadı bu iş beni diye” ekonomi tahsil etmeye kalk. Merkez bankacı falan ol, yetmedi, ekonomi hocası olup ekonomi dersi vermeye kalk, o da yetmezmiş gibi bir de gazete köşesinden –gerçi o köşe sürekli sayfa değiştirmekte ama olsun- ahkâm kes.

    Ne bileyim, mesela bilmem ne dişlisinin karşı karşıya kalabileceği yüklere ve çalışacağı ortama karşı nasıl tasarlanacağı konusunda kimse kelam etmezken, maşallah herkesin faiz, kur, enflasyon, büyüme, işsizlik, cari açık falan konusunda önemli fikri var. Salt fikir olsa neyse, inanç düzeyinde çoğu. Bu durumda soru şu: Herkesin bildiği bir konuda hoca ya da köşe yazarı olmanın ne anlamı var? Zaten biliniyor; neyin hocası, neyin köşe yazarı?

    Alın şu faiz meselesini. Sanki bir merkez bankası haftalık faizi şu ya da bu düzeyde belirledi diye, ekonomi açısından asıl önemli faizler olan mevduat faizi, kredi faizi, tahvil faizi, her neyse, hemen o merkez bankasının açıkladığı faize ayak uyduracak. Merkez bankası %1 derse, diğerleri de %1’in biraz üzerine marş marş sıralanacaklar. Yok, %20 derse bu sefer %20’un biraz üzerinde yer alacaklar. Tamam, haklısınız; bu örnek Türkiye’ye uygun değil. Bu kadar uç değerleri tavsiye edenler –çok şükür- (henüz) ortalıkta yok. ‘Uçlara’ gitmek meramı iyi anlatır ama hadi daha gerçekçi olayım. Şu anda %19 olan politika faizini ilk toplantıda mesela %9’a indirsek?

    TCMB’nin son faiz kararından önce birkaç yazı yazıp, tek başına faiz artırarak bir çözüme ulaşılamayacağını belirtmiştim. Zira Türkiye’nin önündeki sorunlar tek başına para politikası yoluyla çözülemez demiştim. Başka alanlarda bir adım atılmazsa bir süre sonra yine gözler TCMB’ye döner “hadi nerede faiz artırımı” derlerdi. Yani, o yolun sonu yoktu. Tek başına para politikası ile mücadele etmeye çalışmanın çıkmaz bir yol olduğu hakkında neredeyse görüş birliği varken, yine de -hiç olmazsa- para otoritesinin üzerine düşeni yaptığı algısıyla, TCMB faizi %19’a yükseltince, asıl önemli olan faizler inmeye başladı. Mesela on yıl vadeli devlet tahvili faizi ertesi gün 0.25 puan düştü. Oysa hafta sonunda yaşananlardan sonra aynı faiz bu sefer 5 puan arttı. Bu, o kadar bilindik bir tepki ki, gaza gelip, kalkıp ilginç bir örnek diye yurtdışındaki bir akademik toplantıda kahve molası sohbetinde Türkiye’yi bilmeyen bir akademisyene bunu anlatsanız, “ne var bunda” dedirtirsiniz. Muhtemelen başka bir sohbete katılmak için yanınızdan ayrılır. Olsun, biz bildiğimiz yoldan ayrılmayalım: Lütfen ilk toplantıda keskin bir faiz indirimi!

     

    Bu köşe yazısı 25.03.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır