Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Temel sorunu görmezden geldikçe daha çok çalkantı yaşarız

    Fatih Özatay, Dr.04 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1249

     

    'Biz adam olmayız' ya da eski şerefli yenilgiler döneminden kalan 'biz (milli futbol takımı kastedilen) Kapıkule'den öteye geçmemeliyiz' gibisinden bir başlık oldu korkarım. Klişelerden etkilenmemek mümkün mü?

    Yine bir gerginlik dönemi yaşıyoruz. Bu gerginliği doğuran sadece geçici bir esinti midir, yoksa 2006'daki kadar şiddetli ve uzun süreli bir çalkantı mı kapıdadır bilemiyoruz. Bilmememiz de doğal. Çalkantının en büyük nedenlerinden birisi olarak Greenspan'in konuşması gösteriliyor. Oysa eski FED Başkanı'nın konuşmasının yanlış anlaşıldığı belirtiliyor. Öyle anlaşılıyor ki, Greenspan o konuşmada ABD'de resesyon olasılığı olduğunu fakat bu olasılığın oldukça düşük olduğunu belirtmiş. Kaldı ki yerine gelen Bernanke ABD için böyle bir sorun olmadığını söylüyor.

    Kim haklı, ABD ekonomisi uzmanı değilim, bilemem. Sorun kimin haklı olduğu değil, bizim gibi ülkelere akan sermayenin kısa vadeli olan kısmının havadaki buluttan nem kapmaktan çok hoşlanması. Kapılan nem risk alma iştahını azaltıyor. Bizim gibi ülkelerden sermaye çıkışına yol açıyor.

    İktisat teorisi bu tip sermayenin bir ülkeden aniden çıkmasına yol açabilecek ortamın unsurlarını belirtebiliyor, ama ani çıkışların zamanlaması hakkında sessiz kalıyor. Zamanlamadan kasıt da 'şu gün şu saat' değil, 'şu ay' bile değil, 'şu yıl' olduğu da çok şüpheli. 1994-95 Meksika ya da 1997 Güney Doğu Asya krizleri tipik birer örnek.

    Ne zaman oluşacağı bilinmeyen bu tür ani hareketlerden doğabilecek zararı en aza indirmek elimizde oysa. Bunun yolu da zamanın bu noktasında tanımlandığı şekliyle 'bizim gibi ülkeler' kümesinden çıkıp yarın bir başka 'bizim gibi ülkeler' kümesinde yer almaktan geçiyor. Şüphesiz bir başka yola sapmak kadar kolay değil bu iş. Kapsamlı bir mikro reform paketinin yürürlüğe konulmasından geçiyor bu yol.Ne alâka?

    İşi zorlaştıran unsurlardan bir tanesi görünürdeki birkaç soruna odaklanıp, daha temel sorunlara eğilmemekten kaynaklanıyor. Bu temel sorunların farkında olunsa bile o sorunların çözümünün orta-uzun vadeli olduğu düşünülerek çözüm üzerinde düşünmekten bile vazgeçiliyor. Üstelik bu konuda düşünmeye çalışanlar mevcut sorunları görmeyip 'sorumluluğu başkalarına atmakla' eleştirilebiliyor.

    Belli bir düzeyin üzerinde iktisat eğilimi almışların oysa analiz biçimi biraz farklıdır. Önemli bir makro değişkeni alın ele. Bunun uzun dönemli hareketini (eğilimini/trendini) belirleyen unsurlarla kısa dönemli hareketini (devresel hareketler diyelim) belirleyen unsurlar genellikle farklıdır. Her iki gruptaki unsurlar karşılıklı etkileşim içinde olabilirler, ama farklılıkları daha ağır basar.

    Bu durumda, ele aldığınız değişkenin bundan sonra izleyeceği yolu biçimlendirmek istiyorsanız, hem kısa vadeli çözümler hem de uzun vadeli çözümler üzerinde düşünmek zorundasınız. Bunların illa birbirlerini dışlamaları gerekmez.

    Perşembe günü bizim gazetede okuduğum bir yazı ve arkasından da piyasalarda gözlediğimiz çalkantı nedeniyle yazıyorum bu satırları. Bu yazı sıradan bir ekonomik haber, dedikodu yazısı falan değil. Analiz yapmaya çalışıyor, kurumsal ve kişisel eleştiriler (giderek suçlamalar) var.

    Yazan arkadaşımız ekonomist değil. Şüphesiz ekonomik bir konuda analiz yapılması için formel bir ekonomi eğitimi almış olmak gerekmiyor. Üstelik almış olmak yeterli de olmayabiliyor. Etrafta çok sayıda örnek var neden yeterli olmadığı konusunda.

    Ama bir köşe yazısında hele başkalarını suçlayarak ekonomi konusunda çözümlemelere gidecekseniz, bu konuda uzmanlaşmış olmanız gerekiyor. Ne olduğu tam anlaşılamayan 'mikro reformlar'dan söz ediyor bu arkadaşımız ve bu tür reformlarla sonuç alınmasının şüpheli olduğunu (ne oldukları belirsiz çünkü) ima ederek, sonuç alınsa bile bu sonuçların en erken orta vadede alınabileceğini belirtiyor. Bu tür mikro reformlar yapılmasını önermenin, sorumluluğu başkasına atmak anlamına geldiğini söylüyor. Lahavle...

    Neden mikro reform gerekiyor?

    Mikro reformları diline pelesenk eden birkaç kişi var, biri de benim. Bu tür reformların neden gerekli olduğunu anlamak oysa hiç zor değil. Gayret etse arkadaşımızın da anlayacağından eminim.

    Türkiye'nin uzun dönemli büyüme hızını yukarıya çıkarması gerekiyor. Tarihsel ortalama büyüme hızımız çok düşük. Bu hızla büyümeye devam edersek şu anda 'bizim gibi ülkeler' sınıfından çıkmamız mümkün değil. Bu konuda karşılaştırmalı çok sayıda yazı kaleme aldım.

    Öte yandan, yine çok sayıda yazıda değindiğim gibi cari işlemler açığına ilişkin iki tane yapısal sorunumuz var. Hızlı büyüdüğümüz dönemlerde açığımız artıyor. Bu birincisi. İkincisi de ekonomik ve siyasi istikrar anlamında bizde işler yolunda gittiği sürece çok fazla miktarda yabancı sermaye çekeceğiz (daha az kısa, daha çok uzun vadeli). Bunun anlamı, iyileşmeye paralel olarak ileride paramızın hep değerlenme baskısı altında kalması ihtimalinin yüksek olması. Bu da ikincisi.

    Bu sorunları bir çırpıda çözmek mümkün değil. Parasal önlemlerle yapılabilecek pek bir şey yok (istikrarlı bir ortamı sağlamaya yardımcı olma dışında). Uzun soluklu politikalar gerektiriyor çözüm.

    Nasıl daha fazla yatırım yapılmasını sağlayabiliriz? İşgücünün beceri düzeyini nasıl artırabiliriz? Şirketlerin daha verimli çalışmasını engelleyen mevcut mevzuattan kaynaklanan engeller var mı? Bunlar neler? İşgücü piyasasının sağlıklı çalışmamasına yol açan, istihdam artışını kısıtlayan ne tür unsurlar var? Hangilerini idari kararlarla ortadan kaldırabiliriz? Daha ileri teknoloji kullanımını nasıl teşvik edebiliriz?

    Bu tür soruları düşünmek ve yanıt aramak gerekiyor. Bu konularda yazılmış çok sayıda rapor var. Başka ülkelerin deneyimleri var. Bunlardan yararlanmaya çalışmak gerekiyor. Bunlara yoğunlaşmak, büyüme ya da cari işlemler açığında kısa vadede yapılabilecekler üzerinde düşünmeyi engellemiyor. Sorumluluğu başkalarına atmak anlamına ise hiç mi hiç gelmiyor.

    Daha açık anlaşılsın diye yarın bir mikro reform nasıl tasarlanabilir örnek vereyim.

     

    Bu köşe yazısı 04.03.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır