Arşiv

  • Mayıs 2022 (7)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)

    İklim değişikliği ve fiyat istikrarına ilişkin riskler

    Fatih Özatay, Dr.17 Aralık 2021 - Okunma Sayısı: 314

    Salı günü iklim değişikliğinin finansal istikrara ve fiyat istikrarına ilişkin doğurabileceği riskleri ve bu riskleri azaltmak için yapılabilecekleri tartışan iki rapordan söz etmiş ve finansal istikrar konusunu kısaca ele almıştım. Bugün sıra fiyat istikrarında.

    İklim değişikliği ile mücadele sürecinde merkez bankaları çeşitli sorunlarla karşılaşacaklar. Birkaç nedenle: Birincisi, ileriye ilişkin belirsizlikler artacak. İkincisi, üretken yatırımlara ayrılacak kaynakların bir kısmı mevcut fiziki sermayenin çevre dostu fiziki sermaye ile değiştirilmesine ayrılacak. Üçüncüsü, küresel ısınma ile birlikte işgücünün verimliliği düşebilecek. Dördüncüsü, giderek ısınarak ısının katlanılamaz hale geldiği bölgelerden diğer bölgelere (ülkelere) büyük göçler görülebilecek (Bir örnek: Dün bir toplantıda Bangladeş Dış İşleri Bakanı, yükselen sular nedeniyle 1.6 milyon vatandaşının ülke içinde göç ettiğini belirtti). Beşincisi, tarımsal verimde düşüş olabilecek. Altıncısı, enerji üretiminde önemli sorunlar yaşanabilecek. Dikkat ederseniz bu sayılanların önemli bir kısmı arzı olumsuz etkileyecek unsurlar. Dolayısıyla, yedinci sorun, bazı sektörlerde belirgin fiyat artışlarının gerçekleşmesi ve bu artışların ekonomide maliyetleri yükselterek genel bir fiyat artışı dalgası yaratmaları ihtimali. Sekizincisi, hem ülke içinde hem de ülkeler arasında gelir eşitsizliği artabilecek. Dokuzuncusu, değeri düşen varlıkları merkez bankalarının satın almaları için baskı artabilecek.

    Bu sorunların parasal aktarım kanalının çalışmasını olumsuz yönde etkilemesinden de korkuluyor. Avrupa Merkez Bankası raporu bu konuya da odaklanıyor. Birincisi, varlıkların değersizleşmesi ile bilançoların sarsılması açık ki bu varlıklara sahip şirketleri ve onlara kredi veren bankaları olumsuz etkileyecek. Sermaye ve likidite sorunları boy gösterecek. Bu durumda kredi kanalı daha az işler olacak. İkincisi, varlık fiyatlarında keskin düşüşler şirketlerin piyasadaki değerlerini düşürecekler. Dolayısıyla, bu şirketlerin yatırımları olumsuz etkilenecek. Üçüncü olarak, ileriye ilişkin artacak belirsizliklerin ihtiyat amacıyla tasarrufların artmasına ve yatırımların azalmasına yol açması mümkün. Bu nedenlerle, tüketim ve yatırım harcamalarının mevduat ve kredi faizlerine duyarlılıkları azalabilir. Bu da aktarma mekanizmasını olumsuz etkileyecek bir gelişme olur.

    Finansal istikrara ilişkin sorunlar ve yapılabilecekler daha net gibi görünüyor. Ancak aynı netliğin fiyat istikrarına ilişkin yapılabilecekler açısından olduğunu söylemek zor. Ne yapacak merkez bankaları? Önerilenlerden biri merkez bankalarının ticari bankalarla yaptıkları işlemler için o bankalardan aldıkları teminatlarda yeşil varlıklara ağırlık vermeleri. Benzer biçimde, merkez bankalarının politika faizlerini düşebilecekleri en düşük düzeye (çoğunlukla sıfır) düşürdükten sonra mecburen yaptıkları parasal genişlemede özel sektörden ağırlıkla yeşil tahvil almaları öneriliyor. Bu tür uygulamaları destekleyenler olduğu gibi, bu uygulamaların merkez bankalarının bağımsızlığını tehlikeye atacağını belirtenler de var. Kısacası, merkez bankalarının oynayabilecekleri role dair tartışmalar sürüyor.

     

     

     

    Bu köşe yazısı 16.12.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır