Arşiv

  • Temmuz 2024 (8)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Su Kanunu Hazırlarken Nelere Dikkat Etmeli?

    Mehmet Yeğin28 Temmuz 2023 - Okunma Sayısı: 1029

    İklim değişikliği gündemi doğal kaynakların kullanımına dair tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle de yeniden ikâmesi zor ve yüksek maliyet gerektiren su kaynaklarının gelecekte iklim değişikliğinden nasıl ve ne derecede etkileneceği önemli bir gündem maddesi olarak önümüzde duruyor. İklim değişikliği etkisinin ötesinde, gündelik hayatımızda kullandığımız her türlü ürün ve malın üretiminde de su kullanılıyor. Her ürün ve malda gömülü olarak bulunan bu su miktarı sanal su olarak ifade ediliyor.[1] Bu ürünlerin ticaretiyle eş zamanda ne kadar sanal su ticareti yapıldığını belki dün hesaplamıyorduk ancak daha etkin ve verimli bir su yönetimi için artık bunun hesabını tutmamız gerekecek. Bu çerçevede, atılacak adımlar ve yasal düzenlemeler ile sektörel paydaşların daha fazla yer alacağı yeni bir su yönetişimi modeline ihtiyacımız olacak.

    Türkiye’nin Suyu

    Kullanılabilir su kaynaklarının nüfusa bölünmesi ile elde edilen ve ülkelerin su stresi seviyesini ölçmek için geliştirilen Falkenmark Endeksi’ne[2] göre kişi başı yıllık su miktarı 1.000 – 1.700 m³ arasında olan ülkeler su stresi altındadır. Kişi başına düşen 1400 m³/yıl ile Türkiye de su stresi altında bir ülkedir. 2030 yılına gelindiğinde ise 100 milyon nüfus ile Türkiye’de kişi başına düşecek su miktarının 1.120 m³/yıl olacağı tahmin ediliyor.

    Tablo 1: Falkenmark Endeksi Seviyeleri

    Coğrafi olarak yarı kurak bir iklim bölgesinde bulunan ülkemizin %73,4'ü çölleşme tehlikesi altında. Gıda güvenliğini de tehdit eden çölleşme ve kuraklık yakın gelecekteki en önemli sorunların başında geliyor. Yapılan hesaplamalara göre çölleşmenin yıllık maliyeti şu an için ülkelerin gayrisafi millî hasılasının (GSMH) %4 ile %8’i arasında değişiyor. Ancak, 2050'de bu oranın %40'lara ulaşması tahmin ediliyor. Ayrıca, kullanılabilir su kaynaklarımızın %74 gibi yüksek bir kısmının tarımda sulamada kullanıldığına da dikkat çekmek isterim. OECD tarafından yapılan araştırmada ilerleyen dönemde tarımda su kıtlığı yaşayabilecek ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. OECD’nin bu araştırmasına göre Türkiye, 2024-2050 yılları arasında en çok su riski yaşayacak ilk 15 ülke arasında 9. sırada. Dolayısıyla, gelecekte su kıtlığı çekmemek için şimdiden en fazla su tüketiminin olduğu tarım ve sanayi sektörlerinden başlayarak kapsayıcı ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli politikalar geliştirmek gerekiyor.

    1. Su Şûrası neden düzenlendi?

    İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için kurumlar arası koordinasyonun önemi yadsınamaz. Bu kapsamda, 17 Mayıs 2019’da Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tarım Şûrası Yönetmeliği’ndeki hedefler doğrultusunda 2021 yılının Mart ve Temmuz ayları arasında birden fazla çalışma grubu toplantısının planlandığı 1. Su Şûrası düzenlenmiştir. Böylece, Tarım ve Orman Bakanlığı, kısa ve uzun vadede su yönetişimi de dâhil olmak üzere ilgili stratejilerin belirlenmesi ve gelecekte atılacak adımların tasarlanmasını amaçlamıştır. Düzenlenen Şûrada su güvenliği, su hukuku, tarımsal sulama, havza bazında su yönetimi, su kaynaklarının geliştirilmesi, iklim değişikliği ve meteoroloji temaları altında oluşturulmuş çalışma gruplarına ilgili kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, belediyelerin su ve kanalizasyon idarelerinden uzmanlar ile sivil toplum sektöründen paydaşlar katılım göstermiştir.

    Bu kapsamda, çalışma gruplarından biri olan İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi ve Uyum Çalışma Grubu altında tartışılan konu başlıkları ve çözüm önerilerinin sunulduğu çalışma belgesi Ağustos 2021’de yayımlanmıştır. Bu belge, üç farklı alt çalışma grubunun katkısı ile hazırlanmıştır: i) İklim Değişikliğine Uyum ve Tedbirler Alt Çalışma Grubu, ii) Kuraklık Yönetimi Alt Çalışma Grubu ve iii) Taşkın Yönetimi Alt Çalışma Grubu. Bu çalışma belgesinde özellikle su kaynaklarının verimli ve etkin yönetimi için kurumlar arası işbirliği alanları ile Türkiye’deki yasal ve kurumsal çerçevedeki sorun alanlarına yer verilmiştir.

    Kuraklık Yönetimi Alt Çalışma Grubu Çıktıları

    Alt çalışma gruplarının tespit ettiği darboğazlar ve çözüm önerileri dikkate değerdir. Özellikle kuraklık yönetimine dair bir mevzuatın bulunmaması kurumsal müdahale alanlarının net olmaması ve ilgili kamu kurumlarına kuraklık yönetimi için spesifik sorumluluk yükleyen düzenlemelerin eksikliğini de beraberinde getirmektedir. Ek olarak Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2017-2023 yıllarını kapsayan Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı güncelliğini yitirmiştir. Dolayısıyla, su stresi altında olan ülkemizde acilen güncel sorunlara cevap verebilecek bir kuraklık yönetimi stratejisine ve bölgesel bazda yeni eylem planlarına ihtiyaç olduğu açıktır.

    Aynı zamanda, bazı bölgelerde su ihtiyacı dikkate alınmadan ürünlerin sulanmasıyla suyumuz kontrolsüz bir şekilde tüketilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için olası kuraklık senaryoları dikkate alınarak ürün desenleri ve bitkilerin su ihtiyacı oranında sulama yapılması önemlidir. Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulumunda yer ve sektör seçimi yapılırken su varlığının ve potansiyelinin yeterince incelenmemesi de büyük bir sorundur. Fazla su tüketen sektörlerin su varlığı sınırlı olan havzalara yakın kurulması da su kaynaklarımızı bölgesel olarak baskı altına almaktadır. Dolayısıyla, havzaların su potansiyeli ve sektör eşleşmesini sağlayacak sanayi ve su yönetimi aktörleri arasında yeni bir yönetişim mekanizmasının kurulmasına ihtiyaç vardır. 2021 yılının Ekim ayında kamuoyuyla paylaşılan 1. Su Şûrası Sonuç Bildirgesinde de bu konu ele alınmış ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında sektör ve havza bazında su ayak izinin belirlenerek sanayide su verimliliği uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekliliği vurgulanmıştır.

    İklim Değişikliğine Uyum ve Tedbirler Alt Çalışma Grubu Çıktıları

    İklim değişikliğinin bir sonucu olarak kullanılabilir su potansiyelinin de azalması beklenmektedir. Çalışma grubunda da ülkemizdeki kullanılabilir su miktarının yaklaşık %25 ile %30 arasında azalması beklenmektedir. Buna çözüm olarak bu alt çalışma grubunda havzalar arası su transferinin sınırlandırılması ve tarım, şehirleşme ya da sanayi faaliyetlerinin havza bazlı/bölgesel su potansiyelleri dikkate alınarak yapılması önerilmektedir. Tarımsal üretimde de iklim değişikliği ve olası senaryoların dikkate alınmaması bir darboğaz olarak vurgulanmıştır. Dolayısıyla, ileride su sorunu yaşanabilecek havzalardaki iklim şartları ve olası iklim değişikliği etkileri gözetilerek ona göre bölgedeki ürün desenine karar verme yaklaşımı benimsenmelidir. Şûra’nın sonuç bildirgesinde söz edilen Havza Bazlı Su Verimliliği Eylem Planlarının hazırlanması ve hızlıca uygulanması hem tarımsal hem de endüstriyel üretimdeki su sarfiyatını minimize etmek için kritik öneme sahiptir.

    İklim değişikliği yatay bir eksende birden fazla konuyu kesen bir olgu olduğu için uyum politikaları birden fazla kamu kurumunun faaliyetlerini etkileyecektir. Ancak, kurumların faaliyetlerini planlarken bu etkiyi hesaba katma sorumluluğu ve yükümlülüğü yasal olarak bulunmadığından iklim değişikliğine uyum politikalarını hayata geçirmek güçtür. Üstelik bazı kurumlar politikalarını iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisini gözeterek uygulasa bile koordinasyon sağlayabilecek kapsayıcı ve bütüncül bir politikalar seti olmaksızın bu politikaların etki gücü istenen düzeyde olmayacaktır.

    Sonuç yerine

    Şûranın sonuç bildirgesinde de yer alan Türkiye’nin daha iyi su yönetişimini yasal zemine taşıyacak ve dolayısıyla, iklim değişikliği ve uyum üst başlıklarını dikkate alarak yasalaşacak Su Kanunu, her kamu kurumu için spesifik ve sektörel bazda politikalar setinin hazırlanması için iyi bir başlangıç olacaktır. Bu kanun hazırlanırken ürün ve havza bazlı su ayak izi hesaplamasının yanında her birim ticarette ne kadar sanal su ticareti yapıldığını da dikkate alarak Avrupa Yeşil Mutabakatı ile eş güdüm içinde hareket edilmesi, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olan Avrupa Birliği (AB) ile ticari ilişkilerin daha sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesi açısından büyük bir fırsattır.


    [1] Hoekstra, A .Y., Hung, P.Q., (2002), Virtual water trade: A Quantification of Virtual Water Flows Between Nations In Relation To International Crop Trade, Value of Water Research Report Series No: 11

    [2] Su stresini ölçmek için en yaygın kullanılan göstergelerden biri olan Falkenmark Endeksi, 1989'da İsveçli su uzmanı Malin Falkenmark tarafından geliştirilmiştir.

    Yazdır