Arşiv

  • Haziran 2024 (6)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    U-dönüş olmamalı: Risk düşüyor ama hala yüksek

    Fatih Özatay, Dr.17 Kasım 2023 - Okunma Sayısı: 579

    Gelişmiş ülkeler 2020 ortalarından itibaren yaşamaya başladıkları enflasyonda artış sürecini tersine çevirmeyi başardılar. Birkaç veri: ABD’de yıllık tüketici enflasyonu Mayıs 2021’de yüzde 0.1, Ocak 2021’de ise yüzde 1,4 düzeyindeydi. Bu düzeyler uzun dönemli yüzde 2 hedefinin altındaydı. Enflasyon, sonra, sürekli yükselerek Eylül 2022’de yüzde 9,1 ile zirveye ulaştı. On üç aydır neredeyse kesintisiz düşüyor. Salı günü, Ekim ayı yıllık enflasyonu yüzde 3,2 olarak açıklandı. Düşüş, daha az çarpıcı olsa da enerji ve gıda fiyatlarındaki değişmelerin hariç tutularak hesaplanan çekirdek enflasyonda da gözleniyor.

    Benzer bir olgu İngiltere ve Euro Bölgesi için de geçerli. Tüketici enflasyonu, İngiltere’de 2020 ortasında sıfıra yakın bir düzeydeyken Ekim 2022’de yüzde 11,1’e çıkmıştı. Dün açıklanan Ekim ayı yıllık enflasyonu ise yüzde 4,6. Euro Bölgesi enflasyonu da İngiltere gibi aynı ayda çift haneyi gördü: Yüzde 10,5. Şimdi yüzde 3’ün altına indi. Bu enflasyonların yıllık enflasyonlar olduklarının tekrar altını çizerek enflasyon değerlerini vermeyi keseyim.

    İstenilirse, daha farklı bir ifadeyle, yüzde 9-10 düzeyinde bir enflasyonu görünce cin çarpmışa dönülüyorsa, enflasyonla mücadele edilebiliyor. Gelişmiş ülkeler söz konusu olunca, mücadele için para politikasını düzgün bir biçimde kullanmak, olağanüstü dönemler dışında yeterli oluyor. İngiltere Merkez Bankası Ocak 2022’de, ABD Merkez Bankası Mart 2022’de ve Avrupa Merkez Bankası da Temmuz 2022’de başladılar politika faizini artırmaya. İlki 4,75, ikincisi 5,25, üçüncüsü de 4,5 puan yükselttiler.

    Türkiye’de kimi zaman politika faizini doğru yönde kullanma yeterli olmayabiliyor. Özellikle Türkiye’ye ilişkin risk algılamasının yüksek olduğu dönemlerde, riskin kaynağını kurutmak da gerekiyor. Mesela 2001 krizi sonrası riskin temel kaynağı yüksek bütçe açığı ve kamu borcuydu, şimdi ise ödemeler dengesinin finansmanı, yüksek bütçe açığının ne ölçüde kontrol altına alınabileceği ile programdan U-dönüş olması olasılığı. Elbette düzgün bir para politikası enflasyonla mücadelenin olmazsa olmazı.

    Risk algılamasının yüksek olduğu dönemler -belki garip gelebilir çoğu okuyucuya- hem enflasyonla mücadelenin topluma kabul ettirilmesi hem de mücadelenin başarılı olması için bir şans da sunuyor. Yüksek riski keskin biçimde düşürecek bir program ile hem enflasyonu düşürmek mümkün oluyor hem de büyümeye zarar vermemek. Riskin düşmesi, belirsizliğin azalması demek çünkü. Yani, daha rahat yatırım yapılabilir bir ortam oluşuyor. Riskin düşmesi, aynı zamanda döviz kurunun ‘makul’ bir seyir izlemesi demek. Yani, bilanço kırılganlıklarının bilançoları tahrip ederek ekonomik faaliyet hacmini düşürmemesi anlamına geliyor. Riskin düşmesi aynı zamanda uzun dönemli faizlerin de düşmesi demek. Açık ki ekonomi için olumlu oluyor.

    Belirgin biçimde düştüğü bu dönemde, riskimizin hala yüksek bir düzeyde olduğunu hatırlamakta yarar var.

     

     

    Bu köşe yazısı 16.11.2023 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır