Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Dış ticarette çifte rekor: Küresel ihracat ve ithalatta Türkiye’nin payı arttı

    H. Ekrem Cunedioğlu04 Ocak 2024 - Okunma Sayısı: 1412

    Ticaret Bakanlığı geçici verilerine göre, 2023’te mal ihracatı yıllık yüzde 0,64 artarken mal ithalatı yüzde 0,51 azaldı. Neredeyse yatay seyreden ihracat ve ithalat değerlerine bağlı olarak 2022’de 109,5 milyar ABD doları olan dış ticaret açığı 106 milyar ABD dolarına geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 69,9’dan yüzde 70,7’ye yükseldi. Bu kuru veriler dış ticaret cephesinde çok az da olsa başarılı bir yıl geçirdik şeklinde yorumlanabilir. Ancak ortada alkışı gerektirecek bir performans olmadığını da kabullenmek lazım. Şimdilik yapmamız gereken, dış ticaretle ilgili yapısal sorunlarımıza odaklanıp cari açığı azaltacak bir dış ticaret yapısına nasıl ulaşabiliriz sorusuna cevap aramak olmalı. Bunu yapmadan önce de mevcut durumu iyice anlamak çok önemli.

    Hedefler ve gerçekler

    İlk sorunumuz tahmin yapmadaki sıkıntı. Zaten 2023 bitti diye anlamı kalmasa da uzunca zamandır pek konuşulmayan 2023 hedeflerimiz vardı mesela. Bu hedeflere göre 2013’te 162,5 milyar ABD doları mal ihracatı yapan ülkemiz 2023’te 500 milyar ABD doları ihracat düzeyine ulaşacaktı. Hatta Türkiye İhracatçılar Meclisi bir ara bunu 545 milyar şeklinde güncellemişti. Ancak enteresan olanı Cumhurbaşkanımızın Nisan 2019’da yaptığı bir konuşmada 2019’da 182 milyar, 2023’te ise 500 milyar ABD doları ihracat hedefliyoruz demesiydi. Enteresan çünkü 2019’da 181 milyar ihracat yapan bir ülkenin 2023’te 500 milyara ulaşması için ihracatını yıllık yüzde 28,95 hızla artırması gerekiyor. Oysa 2002-2019 döneminde gerçekleşen yıllık bileşik ihracat artış hızı yüzde 9,9’du. Nitekim 2019-2023 döneminde gerçekleşen yıllık bileşik ihracat büyüme hızı da yüzde 9,1 oldu. Peki, 500 milyar ABD doları ihracata ne zaman ulaşırız? İhracatın dip yaptığı 2020’yi baz alıp 2020-2023 dönemindeki artışın sabit kalacağını varsaysak dahi 500 milyara ancak 2028’de ulaşabiliyoruz. Ancak daha makul bir artış oranı kullanmak adına ihracatın 2013-2023 dönemindeki ortalama hızla artacağını varsaydığımızda 500 milyara varmamız 2038’i buluyor.

    Sadece uzun vadeli değil, kısa vadeli tahminlerimizde de sıkıntı var. Örneğin 2023-2025 Orta Vadeli Program’ında 2023’te ihracatın 265, ithalatın ise 345 milyar ABD doları olacağı tahmin edilmişti. OVP’den sadece bir yıl sonraki gerçekleşme, tahmin edilenden ihracat tarafında yüzde 3,5 az, ithalat tarafında ise yüzde 4,9 fazla oldu.

    Asgari ücret artışı ihracatı olumsuz etkilemedi. Peki, neden?

    Aslında mesele sadece hedef koymakta değil, bu hedefe ulaşmak için attığınız, atacağınız adımlarda. Örneğin, HS sınıflaması 4 basamak detaydaki 1224 sektör içinde rekabetçi olduklarımızın sayısı 2012’de 380 iken 2021’e 433 olmuş. Yani ihracatımızı çeşitlendirmeyi başarmışız. Ancak bu dönüşümü yaşarken 336 sektörde rekabetçiliğimizi korumuş, 97 sektörde rekabetçi statüsüne geçmiş, 44 sektörde ise rekabetçilik kaybetmişiz. Bizim rekabetçiliğimizi koruduğumuz 336 sektörde küresel ticaretin sadece yüzde 24,5’i gerçekleşiyor. 2012’den beri rekabetçilik geliştiremediğimiz 747 sektörde ise küresel ticaretin yüzde 66,2’si (yüzde 11,4’ü mineral yakıtlar) gerçekleşiyor. Diğer bir sorun ise rekabetçilik kaybettiğimiz sektörlerin rekabetçilik kazandıklarımızdan daha hızlı büyüyen sektörler olması. 2012’den 2021’e rekabetçilik kaybı yaşadığımız 44 sektördeki küresel ticaret yüzde 18,7 artarken, rekabetçilik kazandığımız 97 sektördeki küresel ticaret yüzde 16,7 artmış. Sadece bu analiz bile 500 milyar ABD doları gibi bir ihracat hedefine ulaşmak için Türkiye’de ihracatın sektör yapısının değişmesi gerektiğini ve üstelik yaşanan sektörel yapı değişiminin de hedefe ulaşmayı zorlaştırdığını gösteriyor.

    İhracatın niteliği artıyor mu?

    Dış ticaretteki sektör yapısı problemini tartışırken en çok başvurulan göstergelerden biri dış ticaretin teknoloji yoğunluğu gruplarına dağılımı. Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin sanayi ürünleri ihracatındaki payının artması arzu edilen bir durum. Türkiye’nin ihracatında özellikle otomotiv sektörünün katkısıyla orta yüksek teknolojili ürünlerin payı en yüksek. Ancak ihracatın neredeyse yüzde 60’ını düşük ve orta düşük teknolojili ürünler, ithalatınsa yaklaşık yüzde 55’ini yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünler sağlıyor. Grafik 1’de göreceğiniz üzere sanayi ihracatında yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin payında 2020-2021 döneminde azalma, 2022-2023 döneminde ise artış yaşandı. Son bir yıldaki artışa yüksek teknoloji ürünler de katkı sağlamış olsa da bu ürünlerin ihracattaki payı hala 2021 öncesi düzeyin oldukça gerisinde. Teknoloji dağılımındaki değişimi orta yüksek ve orta düşük teknoloji grupları arasındaki geçiş sağlıyor gibi.

    Peki, bu dağılım değişikliği ülkenin yeni sektörlere yönelmesinden mi kaynaklanıyor yoksa var olan sektörler arasındaki performans farkı mı bunu tetikliyor? Örneğin orta düşük teknolojili ürünlerin ihracattaki ağırlığının 2021’de artmasının temel sebeplerinden biri metal fiyatlarındaki artıştı. IMF verilerine göre ana metal fiyat endeksinin yıllık ortalaması 2021’de bir önceki yıla göre yüzde 46,7 artmıştı. Yani Türkiye aynı miktarda ana metal ihracatı yaparak ilgili sektörlerdeki ihracatını yüzde 40’ın üzerine çıkarabiliyordu. Böyle bir durumun 2023’te de geçerli olup olmadığını tartışmak için Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin ihracat değeri ve miktarı verilerini kullanarak ihracat artışının ne kadarının fiyat etkisinden ne kadarının miktar etkisinden kaynaklandığına bakabiliriz. TİM’e kayıtlı ihracat 2023’te bir önceki seneye kıyasla 4,6 milyar ABD doları azaldı. Sektörün 2022’deki ihracat miktarı sabit kalmak üzere 2022’den 2023’e birim fiyattaki değişimden kaynaklı ihracat değişimine fiyat etkisi diyoruz. Fiyat etkisi son bir yıldaki ihracat değişimine 4,18 milyar ABD doları katkı sağlamış. Bu yılki birim fiyat geçerli olmak üzere 2022’den 2023’e ihracat miktarındaki artıştan kaynaklı ihracat değişimine ise miktar etkisi diyoruz. 2023’te miktar etkisi kaynaklı ihracat değişimi ise -8,8 milyar ABD doları. Yani kg cinsinden ihracattaki azalma ihracat gelirini aşağı çeken asıl faktör gibi duruyor. Ancak Grafik 2’deki sektörel sonuçlara baktığımızda hikaye daha anlamlı hale geliyor. Birincisi, otomotiv, elektronik, makine, savunma ve havacılık gibi sektörlerde bariz bir fiyat artışı etkisi var. Çip krizinin de tetiklediği küresel tedarik sıkıntıları sonrasında yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerindeki fiyat artışı Türkiye’nin ihracatına pozitif katkı sağlamış görünüyor. Çünkü bu kategorideki savunma ve havacılık dışındaki sektörlerde miktar etkisi yok denecek kadar düşük. Diğer taraftan, miktar etkisinin tarım ve kimya sektörlerinde belirgin şekilde pozitif; madencilik, metal, toprağa dayalı sanayi ve konfeksiyon sektörlerinde ise belirgin şekilde negatif olduğunu görüyoruz. Özellikle emtia fiyatlarında 2021 sonrasında yaşanan normalleşmeye bağlı düşüş nedeniyle kimya ve metal sektörlerinde fiyat etkisinin negatif olduğu da dikkati çekiyor.

    Hazır giyim ve metal, Türkiye’nin ihracatında öne çıkan sektörler. TİM verilerine göre, bu sektörler 2022’deki ihracatın yüzde 25’ini gerçekleştirirken bu oran 2023’te yüzde 21’e geriledi. İhracatları yaklaşık 10 milyar ABD doları azalmış. Ancak söz konusu azalmanın nedenini artan üretim maliyetlerine bağlamamak gerekiyor. Metal sektöründeki performans kaybında küresel düzeyde hem ticaretteki yavaşlamanın hem de fiyat düşüşünün bariz etkisi var. Konfeksiyonda ise entegre olduğumuz Avrupa merkezli değer zincirindeki yavaşlamayı göz ardı etmemek gerekiyor. Avrupa’da yaşanan ekonomik yavaşlama doğal olarak hazır giyim talebini aşağı çekiyor ve bu da bizim ihracatımızdaki yavaşlamayı tetikliyor. Hal böyleyken ücretlerin çok arttığını ve USD/TRY paritesinin 70’lere çıkması gerektiğini savunmak pek de uygun bir talep olmuyor. Hele ki kurdaki böyle bir artışın sebep olacağı enflasyonu düşündüğünüzde 2 milyar ABD doları daha fazla hazır giyim ihracatı yapacağız diye enflasyonu yüzde 70’in üzerinde mi tutalım tepkisi kaçınılmaz oluyor.

    Neden ithalat konuşmayı sevmiyoruz?

    Son olarak ithalatı bir kavram olarak kabullenemeyişimize değinmek gerek. 2 Ocak’ta düzenlenen ve 2023 dış ticaret verilerinin açıkladığı organizasyonda da ithalata pek yer verilmedi ama ihracattaki yüzde 0,64 artış büyük sevinçle karşılandı. Halbuki söz konusu ekonominin performansı olduğundan ihracattan ziyade dış ticaret dengesi daha önemli bir gösterge ve asıl çözmemiz gereken sorun ihracat artışından çok potansiyel dış ticaret açığını azaltmak olmalı. Peki, ithalatı konuşmayı sevmememizin nedeni ithalatta yaşanan gelişmeler olabilir mi?

    Türkiye’nin ilk 3 çeyrekteki toplam ihracatı 2019’dan 2023’e yıllık bileşik yüzde 8,96 hızla artarken toplam ithalatı yüzde 15,56 hızla arttı. Aynı dönemde küresel ihracatın yıllık bileşik büyüme hızı yüzde 5,78’di. Bu performansıyla Türkiye, DTÖ’nün çeyreklik sıklıkta hem ihracat hem de ithalat verisi sunduğu 94 ülke arasında ihracatı en hızlı artan yirmi üçüncü, ithalatı en hızlı artansa dördüncü ülke. Aynı dönemde küresel ticaretten alınan pay değişimine bakıldığında ise Türkiye’nin ithalat payı artışı sıralamasında birinci, ihracat payı artışı sıralamasında ise dokuzuncu sırada yer aldığı görülüyor. (Grafik 3)

    Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı pay açısından 2023’te rekor kırdığı doğru: Son 4 yılda küresel ihracattaki payı 0,12 puan artışla yüzde 1,06’ya yükseldi. Ancak aynı dönemde Türkiye, ithalat tarafında da 2022 ve 2023’te rekor tazeleyerek küresel ithalattaki payını 2023’ün ilk üç çeyreği itibarıyla yüzde 1,51’e çıkardı.(Grafik 4) Eğer dış ticaret hedeflerine ulaşmak, ödemeler dengesi kırılganlığını azaltmak istiyorsak, yapısal sorunlarımızın çözümüne hızla odaklanmamız gerekiyor. Belki de ilk iş olarak ithalatın Türkiye için önemli bir olgu olduğunu kabul etmeye başlayabiliriz.

    Yazdır