Arşiv

  • Temmuz 2024 (10)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Keşke...

    Fatih Özatay, Dr.23 Şubat 2024 - Okunma Sayısı: 743

    Para Politikası Kurulu (PPK) okumakta olduğunuz yazının yayımlandığı gün toplanıp kararını açıklayacak. 8 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan yılın ilk enflasyon raporunda ve aynı günkü bilgilendirme toplantısında Başkan’ın yaptığı sunumda, enflasyonun ana eğiliminin 2024 sonu için ara hedef olarak alınan yüzde 36 ile uyumlu olduğu belirtildi. Dolayısıyla, PPK çok büyük ihtimalle politika faizini değiştirmeyecek.

    Oysa enflasyonun bunda sonra izleyeceği yolu son haftalarda biraz sis kapladı. Sis çok yoğun değil ama görüşü de zorlaştırdığı ortada. Salt Ocak enflasyonunun yüksek çıkması nedeniyle değil bu görüş zorluğu. Onun yüksek çıkacağı zaten Merkez Bankası’nın tahminleri içinde vardı. Ama Merkez Bankası’nın ne tahmin ettiği başka fiyatları belirleyenlerin (mal ve hizmet üretenler ve onların maliyetlerini etkileyenler) ne düşündükleri başka. Bu ikisinin ‘başka’ olmaması, farklı bir ifadeyle aynı telden çalmaları için Merkez Bankası’nın açıklamaları ve eylemleri ile fiyat belirleyenlerin bekleyişlerini kendi tahminlerine uygun bir yere çekmesi şart. Aksi takdirde tahminin gerçekleşmeler karşısında boynunun bükük kalması söz konusu.

    Beklenen enflasyon oranında hala düşüş yok. Aksine çok sınırlı da olsa artış var. Merkez Bankası’nın ‘Piyasa Katılımcıları Beklenti Anketi’ katılımcılarının 2024 sonu için bekledikleri enflasyon oranı Ocak anketinde yüzde 42 idi. 2024 sonu ara hedefi olan yüzde 36’ya kıyasla yüksek. Yetemezmiş gibi Şubat anketinde yüzde 43’e çıktı beklenti. Yüksek Ocak enflasyonunun Şubat enflasyonunu da olumsuz etkileyeceği yolunda görüşler var. Ayrıca yerel seçimden sonra, bütçe açığını toparlamak üzere enflasyonu yukarıya çekecek ÖTV ve KDV ağırlıklı vergi düzenlemeleri yapılacağı bekleyişi söz konusu. Bu olumsuzluk zincirine, bir de 2023 sonunda şimdiye kadar görülmemiş bir düzeye çıkan tahakkuk eden bütçe açığı ile nakit bütçe açığı arasındaki farkın, yılın ilk kısmında ekonomide likidite fazlası oluşturması olasılığını ekleyin. Bir de çok önceden kamuoyuna açıklandığı gibi yıllık enflasyonun Mayıs’ta yüzde 70’in üzerinde gerçekleşeceği olgusunun birkaç ay sonra oluşacak beklentilere -bu açıklamalara karşın- yansıması olasılığını düşünün.

    Merkez Bankası tahminlerini yaparken elbette Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerinden olası vergi politikası ve nakit açığın finansmanı hakkındaki düşüncelerini almıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi, elbette Ocak enflasyonunun yüksek çıkacağı olgusu tahminlerinde göz önünde bulundurulmuştur. Ama ne olursa olsun, bunların enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığı, en azından beklentilerin düzeyine bakınca giderek daha açık görülmeye başlandı. Üstelik lira cinsi mevduat faizleri istenilen düzeyde değil. Bu nedenle dövize olan talep ve dolarlaşma arzu edildiği hızda düşmüyor. Keza tüketim harcamaları da. Bunlar da enflasyonu olumsuz etkiliyor.

    Bu risklerin gerçekleşmesini beklemeye ne gerek var? Yüzde 45 olan politika faizini yüzde 47,5’e çıkarmamanın ‘teknik’ gerekçesi ne olabilir? Oysa böyle beklenmedik ve sıkılaştırıcı yönde bir para politikası kararı, gerekçesinin iyi açıklanması koşuluyla, enflasyonla mücadele açısından yararlı olacaktır. Keşke böyle bir karar alınabilse ve keşke karar metninde programdan dönüş olacağına dair şüpheleri ortadan kaldıracak önemli reformların yapılmasının kaçınılmazlığı vurgulanabilse. Bu reformların ne olması gerektiği hakkında çok yazdım; tekrarlamayacağım ama meraklısı için üst başlıklarının Salı günü yayımlanan TEPAV’ın Para Politikası Değerlendirme Notunda olduğunu belirteyim.

     

     

    Bu köşe yazısı 22.02.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Ekonomi, PPK, faiz,
    Yazdır