Arşiv

  • Temmuz 2024 (11)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    İhracatçıyı anlamaya çalışan bir yazı

    Fatih Özatay, Dr.28 Şubat 2024 - Okunma Sayısı: 596

    İhracatçılar açısından Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında aldığı reel değer (döviz kurunun yurtdışı ve yurtiçi enflasyon farklarından arındırılmış hali) çok önemli. Kur yurtiçi enflasyonla yurtdışı enflasyon farkına kıyasla daha yüksek bir oranda artıyorsa, yurtiçinde üretilen malların yabancı para cinsinden fiyatları o denli düşük oluyor; mallarımız yabancılar açısından cazibe kazanıyor. Dolayısıyla, yerli paranın reel olarak değersiz olmasının ihracatı artırıcı etkisi, tartışılacak bir konu değil; açık.

    Son zamanlarda çeşitli sektörlerdeki ihracatçıları temsil eden derneklerin, liranın reel olarak değerlendiğine ve dolayısıyla ihracat yapmakta zorlandıklarına dair şikâyetleri giderek artıyor. Grafikte Merkez Bankası’nın yayınladığı reel kur endeksi var. Endeksin giderek yüksek değerler alması, liranın reel olarak değerlendiğini ve dolayısıyla döviz kurunun ihracatçılar açısından istenilmeyen bir eğilim gösterdiğini ifade ediyor. Endeksin düşmesi ise ihracatçılar açısından olumlu bir gelişme anlamına geliyor.

    Merkez Bankası, temelde iki ana reel kur endeksi ve bunların bazı alt bileşenlerini yayınlıyor. Grafikte Ocak 1994’ten beri hareketleri çizilen reel kur endeksi, üretici fiyat endeksi (ÜFE) kullanılarak hesaplanan endeks. İki nedenle bunu dikkate alıyorum. Birincisi, tüketici fiyat endeksi kullanılarak hesaplanan ikinci temel endeks, ihracat açısından asıl önemli olan endeks değil. Mesela tüketici fiyat endeksinde (TÜFE) kuru temizleme ya da saç tıraşı fiyatları da var. Bunlar açık ki ihraç edilebilir hizmetler değil. İkincisi, malum, Eylül 2021-Mayıs 2023 arasında uygulanan ‘dâhiyane’ para politikası sürecinde enflasyon sıçradı; ne hikmetse TÜİK’in yayınladığı TÜFE endeksi ile ölçülen enflasyon hakkında ‘düşük olduğu’ yolunda tevatür ortalığı kapladı. TÜİK’in yayınladığı ÜFE enflasyonu ile TÜFE enflasyonu arasında eski yıllarda gözlenmeyen bir farklılık ortaya çıktı. ÜFE’yi kullanınca, TÜFE’ye göre (tüketici enflasyonu daha düşük olduğundan) reel olarak değersiz olan reel kur, ÜFE’yi kullanınca daha değerli çıkıyor. Dolayısıyla, ÜFE’yi kullanarak ihracatçıların şikâyetlerini daha haklı göstermiş oluyorum.

    O endeksti, yok buydu; okuyucuyu sıkabilir. Sadede gelme zamanı. Üç noktayı vurgulamak gerekiyor. Bir; 2014 ortalarından 2021 sonlarına kadar Türk lirası reel olarak değer kaybediyor (okla gösterdiğim aşağıya doğru inen eğilim). Dolayısıyla, ihracatçı açısından ‘hoş’ bir durum söz konusu. İki; dâhiyane para politikasının başladığı aylardan itibaren Türk Lirası -son aylarda biraz durulsa da- reel olarak değer kazanıyor (yukarıya doğru yönlenen ikinci ok). İhracatçılar açısından olumsuz. Üç; reel kur hala 2014’teki değerinin oldukça altında; Türk Lirası reel olarak değersiz. Ocak 2024 değeri 86,5; yani 2014’e göre paramız yüzde 13,5 oranında daha değersiz. 2014’e ya da daha genel olarak 2004-2014 dönemine kıyasla ihracatçılar açısından olumsuz bir durum yok. Dolayısıyla, son zamanlardaki şikâyetler daha çok 2021 sonrası için geçerli. O da bir ölçüde. Mesela 2022’de o zamanki koşullara göre -o koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi- ihracata yönelik tesis kuranlar ya da mevcut üretimlerini yurtdışı piyasalara yönlendirenler için geçerli. Daha öncekiler açısından fazla şikâyet edecek bir durum en azından reel kur açısından yok.

    Tekrar vurgulayayım; reel kur ihracatçılarımızın rekabet gücü açısından önemli. Ama sorun şu ki, salt kur artışı ile Türkiye’de rekabet gücü kazanmak mümkün değil. Zira kur artışı çok geçmeden enflasyona ve dolayısıyla maliyetlere yansıyor; kur artışı ile gelen rekabet gücü kısa süre sonra maliyet artışı ile gidiyor. Ama ihracatçıyı da anlamak gerekiyor. Bu yazı da bu nedenle kaleme alınıyor. Şikâyetçi ihracatçının da şunları anlaması gerekiyor: Bir; enflasyonu düşmeden kalıcı bir rekabet gücü kazanmaları mümkün değil. İki; asıl olan verimlilik artışı. Yani aynı malı daha ucuza üretmek. Üç; açlık sınırındaki bir asgari ücretten şikâyet edip, asgari ücreti kur artışı ile eritmek çıkar yol değil. Bu koşullarda mutlu bir ülke olmaz Türkiye. Dört; kur artışı ve daha az asgari ücret (sessizce) talep edeceklerine, verimliliği artıracak yardım -sanayi politikası- talep etsinler devletten. Enflasyonla mücadele istesinler. Bunlar ciddi biçimde hayata geçiriliyorken, o zaman az miktarda reel olarak değersiz Türk Lirası istemekte haklı olurlar. Yoksa arşiv orada. Kur 2 lira iken de şikâyetçilerdi, 10 lira iken de, 20, ya da 30 iken de. 40 olsa kur, hiç şüpheniz olmasın az geçmeden yine şikâyet edecekler; maliyetleri de yükselecek çünkü.

     

     

    Bu köşe yazısı 27.02.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır