Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    KİT zamları neden hassas?

    Fatih Özatay, Dr.26 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1543

     

    Cuma günü Radikal'de, sayın Ali Babacan'ın IMF heyeti ile yürütülen çalışmalar hakkında verdiği bilgiler ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Haberden bir alıntı yaparak, üzerinde henüz bir mutabakat sağlanmadığı anlaşılan KİT'lerin mali durumuna ilişkin sayın Babacan'ın söylediklerine yer vereyim:

    "En kolay çıkış, zam... Dolayısıyla fiyat artışlarını, kesinlikle son çare olarak düşünüyoruz. Asıl odaklanmamız gereken maliyetleri nasıl düşürürüz... Ancak bütün bunlar yapılmasına rağmen ekonomik programımız belli adımlar atmayı gerektiriyorsa, o adımları da atarız."

    2007 yılı oldukça kritik bir yıl ekonomimiz açısından. Artık bilmeyen kalmadı, ama tekrarlayayım. İki temel nedeni var bu kritikliğin: Önümüzdeki seçim dönemi ve uluslararası piyasaların bir dönüm noktasının sancılarını çekmesi. Kapıda bekleyen çok sayıda risk var.

    Son yıllarda ülkemize gelen yabancı sermayenin kalitesinde önemli bir değişiklik gerçekleşti. Çok daha fazla uzun vadeli ve doğrudan yabancı sermaye çekebiliyoruz. Bu tür sermayeyi çeken temel unsur, mali yatırım araçlarının yüksek olan getirisi değil. Şüphesiz, esas olarak artan istikrar, iyileşen yatırım ortamı ve ekonomimizin gelecekteki performansının daha iyi olacağı düşüncesi bu tür sermayeyi ülkemize yönlendiriyor.

    Ama kısa vadeli sermaye girişi de az değil, hâlâ önemini koruyor. Bu tür sermaye akımı ile riskten arındırılmış getiri (beklenen) arasında doğrudan bir ilişki var. Hele, bir süre sonra faizlerin düşeceği öngörülüyor, ancak o zaman gelene kadar para otoritesinin politika faizinde indirime gidemeyeceği düşünülüyorsa, dış koşullar da elveriyorsa, daha çok kısa vadeli sermaye akımına maruz kalabiliyorsunuz.

    En ufak buluttan nem kapan bu tür sermayeyi cezp etmeyecek bir reel faiz düzeyine yaklaşmamıza az kalmıştı 2006 yılın ilk aylarında. Enflasyondaki gidişat buna müsaade ediyordu çünkü. Oysa mayıs ayında dış piyasalar karıştı birden. Sonra olanları biliyoruz. Reel faiz düzeyimiz yine yükseldi.

    Enflasyon açısından kritik bir kavşağa yaklaşıyoruz. Genel beklenti mart ayı enflasyonunun da yüksek çıkması, sonra iniş eğilimine girmesi. Özellikle nisan ve mayıs aylarında hızlı bir düşüş bekleniyor. Ortada bu kadar risk varken, beklenen düşüşün gerçekleştiğini görmeden adım atması zor Merkez Bankası'nın.

    Kriz sonrası dönemde mali disiplin ne olursa olsun sağlanmalıydı. Nasıl sağlandığı ikinci önemdeydi. Mal ve hizmetlerin fiyatlarını etkileyecek idari kararlar (mesela sigara ve içkide vergi artışı, elektrik zammı) hakkında o dönemde Merkez Bankası'nın da görüşü alınırdı. Enflasyonu 'şimdi' yükseltecek olmasına karşın Merkez Bankası olumsuz görüş bildirmezdi. Mali disiplin olmadan 'yarınki' enflasyonla mücadele mümkün değildi çünkü.

    Oysa şimdi kısa vade için temel öncelik mevcut enflasyon hedefi ve kur hareketleriyle uyumlu olmayan faiz düzeyinin düşebileceği bir ortamı yaratmak olmalı. Bu açıdan nisan ve mayıs aylarındaki enflasyon gerçekleşmeleri kritik önemde.

    Türkiye çok ilginç bir ülke bir ekonomi köşe yazarı için. Konu çok. Buna karşın insan dönüp dolaşıp aynı şeyi yazabiliyor. Garip bir çelişki. Üstelik benim dönüp dolaşmam da fazla sürmemiş. Şubat ayının son yazısı ile mart ayının ilk yazısında bu önemli noktaya dikkat çekmeye çalışmışım. Bakalım bir daha ne zaman döneceğim bu konuya. Umarım olumlu biçimde olur.

     

    Bu köşe yazısı 26.03.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır