Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Mali kural

    Fatih Özatay, Dr.29 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1332

     

    Dış piyasalardaki çalkantı ve çifte seçim tüm gündemi işgal ediyor. Bu toz duman arasında IMF ile yürürlükteki anlaşmanın 2008'in mart ayında sona receği gözden kaçıyor.

    Kriz sonrasından bu yana yürürlükte olan anlaşmaların en önemli yanı mali disiplin ve yapısal reformlara yapılan vurguydu. Ortada hiç IMF falan olmasaydı da göğe çıkan kamu borcunu ve reel faizi düşürebilmek için mali disipline dayanan bir program uygulamak zorundaydık. Pazar günkü yazıda merkezi yönetimin borcunun ve maliyetinin krizden bu yana nasıl geliştiğine dair bazı verilere yer verdim. Oradaki tablolardan da görülüyor mali disiplinin kriz sonrasında nasıl olmazsa olmaz koşul olduğu.

    Ne kadar can sıkıcı olsa da şunu kabul etmek zorundayız: IMF ile imzaladığımız anlaşma olmasaydı, aynı programı tasarlasak bile yürütemezdik. Özellikle kriz sonrası dönemin başlarında tam bir çapa görevi gördü bu program ve IMF. Hatırlayın, hem koalisyon hükümeti dönemindeki hem de sonraki hükümetin ilk aylarındaki tartışmaları. Bizlerin yaptığı tartışmaları değil, programı yürürlüğe koyanların yaptıklarını. Bu tartışmaların piyasalarda yarattığı çalkantıları da hatırlayın.

    Şüphesiz ekonomimizin kırılganlık düzeyi o boyutta değil artık. Çok mesafe aldık. Ancak aldığımız mesafeyle öğünmeyi (ne kadar haklı da olsa) bir tarafa bırakırsak, hâlâ reel faizimizin, borcumuzun ve enflasyonumuzun yüksek olduğunu hemen göreceğiz. İşsizlik hep yüksek düzeylerde seyretti zaten. Bir de giderek artan bir cari işlemler açığı sorunumuz mevcut.

    2007 ve 2008'in dış piyasalar açısından çalkantılı geçme olasılığı var. Bu olasılık kriz sonrası döneme göre daha yüksek. Irak ve İran'a ilişkin gelişmeler nasıl olacak, bilemiyoruz. Bunların hepsi birer risk kaynağı.

    Bu risklerin gerçekleşmesi halinde bize verebilecekleri zararı azaltmayı şimdiden planlamalıyız. Sonlanacak IMF anlaşmasının gördüğü çapa görevini yerine getirecek bir mekanizmayı şimdiden tasarlamalıyız. Nasıl örtük enflasyon hedeflemesine güven sağladıysak, açık biçimde enflasyon hedeflemesinin neden önemli bir para politikası aracı olduğuna nasıl inandırdıysak, mali bir kural için de aynı güveni sağlamalıyız.

    Enflasyon hedeflemesi rejiminin kuralları, saydamlığı, kamuoyuna bilgi akışındaki zenginliği ve anlaşılırlığı örnek alınabilir. Nasıl tek başına enflasyon hedefi açıklamak enflasyon hedeflemesi rejimi değilse, mali bir kural açıklamak da maliye politikası rejimi değil. Çok daha fazlasını yapmak gerekiyor.

    Unutmamamız gereken bir nokta da şu: Kişi başına gelir düzeyimizi yukarıya sıçratmanın ve işsizlikle kalıcı biçimde mücadele etmenin temel yolu bir dizi mikro reformdan geçiyor. Bu reformların bir kısmının bütçeye en azından ilk yıllarda maliyeti olacak. Güvenilir bir mali çapa atabilirsek, bu reformları gerçekleştirmek için basacağımız sağlam bir zemin olacak. Şimdiden işe koyulmak gerekiyor.

     

    Bu köşe yazısı 29.03.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır