Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    'Neden hissetmediğimiz' ayan beyan ortada

    Fatih Özatay, Dr.01 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1817

     

    2002'den bu yana ekonomi hızla büyürken, iki 'görünürde' çelişkili gelişmeyi beraberinde yaşadık. Büyük ölçüde bu nedenle ulaşılan büyüme hızı 'dudak bükerek' karşılandı. Dudak büküş, açıklanan değerlere duyulan kuşkudan "biz neden hissetmiyoruz?" sorusuna kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayıldı.

    Birincisi işsizlik yüksek bir düzeyde seyretti, 2003'de yüzde 10.5'e ulaştı, daha sonra yavaş bir şekilde düşerek 2006 sonunda yüzde 9.9 olarak gerçekleşti. Üstelik bu küçük düşüş tüm sektörlerde aynı anda yaşanmadı, özellikle tarım sektörü istihdamında önemli azalmalar oldu.

    İkincisi, büyümenin bizatihi kendisi her sektörde aynı düzeyde gerçekleşmedi. Bazı sektörler hızla büyürken, bazıları oldukları yerde saydı. 1998-2007 ve 2002-2007 dönemleri için sanayi sektörü ve bazı alt sektörlerindeki ortalama üretim artışlarının verildiği Tablo 1, bu farklılığı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

    Yukarıda yüksek büyüme hızı ile 'görünürde çelişkili' diye tanımladım bu durumu. 'Görünürde', çünkü özde bir çelişki yok. Sanıyorum çoğu kişi için yeterince açık bir durum bu: Mevcut üretim tesisinizin kapasitesini artırıp, çalıştırdığınız işçi sayısını rahatlıkla azaltabilirsiniz. Teknoloji düzeyi ileri makineler seçip, eskiden daha çok işçi kullanarak yapılan işi, şimdi gelişmiş tezgâhlar kullanarak yapabilirsiniz.

    Dolayısıyla, üretim hızla artıyorken, istihdam yeterince artmayabilir, hatta azalabilir bile. Üstelik bir de genç nüfus nedeniyle işgücüne yeni katılımlar olduğunu düşünün, bu durum haydi haydi gözlenebilir. Bunun istenen bir durum olup olmadığı, başka bir konudur, elbette üretim artıyorken işsizliğin de düşmesi arzulanır, ama sonuçta hem büyüme hem de yüksek işsizlik birlikte görülebilir.

    Nasıl olabilir bu? Mesela, istihdam üzerinde çok fazla vergi yükü varsa, makro istikrar olsa ve ekonominiz hızla büyüse de, yatırımlar daha az işgücü kullanılacak şekilde gerçekleştirilebilir. Ya da döviz kurunun düzeyi yatırım malı ithalatını özendirebilir. Özendirici kur ve vergi yükü aynı anda varsa, daha (fiziki) sermaye ağırlıklı bir üretim yapısı tercih edilebilir, üstelik bu yapı uluslararası rekabet gücünü de artırabilir söz konusu tercihi yapan firmanın.

    Bir de bazı sektörlerin verimlilik açısından atılım yapamadıklarını, ucuz işgücü kullanarak aynı malı üreten başka ülkelerin rekabeti altında ezilmemek için teknoloji düzeylerini yenileyerek katma değer ağırlıklı bir üretime geçemediklerini düşünün. Bu durumda bu sektörlerde üretim düşüşü ve istihdam azalışı görmek kaçınılmaz olur. Üstelik diğer sektörler hızla büyüyorken.

    Tablo 1'deki verilerden iki unsur ön plana çıkıyor. Birincisi, 2002'den bu yana gerçekleşen ortalama büyüme hızı 1998'den bu yana gerçekleşenin iki katı düzeyinde. İkincisi, tekstil ve giyim sektörlerinde son 10 yılda üretim artışı olmamış. Hatta tekstil sektörü küçülmüş. Deri sanayinde bir miktar büyüme var, ama oldukça düşük bir düzeyde. 2002'den bu yana ise bu sefer giyim sektörünün küçüldüğünü, tekstilin yerinde saydığını, deri sektörünün ise tüm sanayide görüldüğü kadar olmasa bile büyüdüğünü görüyoruz.

    Tekstil ve giyim sektörünün deri sektörüne kıyasla üretim düzeyi açısından ezici ağırlığı dikkate alındığında bu mal grubunda son yıllarda işlerin hiç de iyi gitmediğini söylemek mümkün. Oysa aynı dönemde çok hızlı büyüyen sektörler var. Tabloda bunlardan sadece birisine yer verilmiş durumda: Taşıt araçları imalat sanayi. Benzer bir gelişme makine imalat sanayinde de var. Tablo 2'de son iki yılda gerçekleştirdiğimiz toplam ihracat ve bu ihracatın bazı ayrıntılarına yer veriliyor. Benzer bir durum burada da söz konusu.

    Tekstil ve giyim sektörünün ihracat artışları toplam ihracat artışının oldukça altında kalmış 2005-2006 yıllarında. 2006'da bu açıdan durum daha da kötüleşmiş. Oysa ihracatı hızla artan sektörlerimiz var ve bunların üretim artışları da hızlı. Mesela, taşıt araçları ve makine imalat sanayi sektörleri gibi. Dikkat ederseniz bu sektörler, tekstil ve giyim sektörlerine kıyasla çok daha teknoloji yoğun sektörler.

    Bir de Dünya Bankası'nın 2000-2005 dönemi için sektörler arası verimlilik karşılaştırmasından söz edeyim. Her bir sektördeki ortalama saatlik ücret, o sektörün işgücü verimliliğinin bir göstergesi olarak alınıyor. Tahmin edeceğiniz gibi, en düşük işgücü verimliliği (en düşük ücret) tekstil ve giyim sanayi sektörlerinde.

    Bu durumda hızla büyürken, bazı sektörlerin zor durumda olmasına ve işsizlik oranının yeteri kadar düşmemesine şaşmamak gerekiyor.

    ortolo.520px

     

    Bu köşe yazısı 01.04.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır