Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Ekonomik güvenlik

    Fatih Özatay, Dr.29 Mayıs 2024 - Okunma Sayısı: 1063

    Geçenlerde iktisatçı olmayan ama ekonomideki durumla da yakından ilgilenen birkaç arkadaşla sohbet ediyorduk. Güvenlik açısından Türkiye’nin önemli ekonomik sorunlarının neler olduğu gündeme geldi. Hangi göstergeler bu sorunları iyi yansıtırdı?

    İnsanın aklına hemen 2018-19’da yaşananlar geliyor. İlk grafikte, işsizlik oranının 2018’in ilk çeyreği ile 2019’un son çeyreği arasındaki seyri gösteriliyor. Dönemin başında işsizlik oranı yüzde 9,9. Hızla yükseliyor ve 2019’un üçüncü çeyreğinde yüzde 14’e çıkıyor. 1,5 yılda tam 4,1 puan artış! Temelde inşaat ve enerji sektöründeki istihdam kaybından kaynaklanıyor. Özellikle de inşaat sektöründen. Ekonomi 2018’in üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde küçülüyor. Kriz öncesindeki (2018 ikinci çeyrek) GSYH değeri ancak 2019’un son çeyreğinde geride bırakılabiliyor. Bu hareketler ikinci grafikte yer alıyor (yatay eksende çeyrekler var).

    GSYH açısından bakıldığında, 2001 krizi ile 2008’de patlak veren küresel krizde gerçekleşen gelir kayıplarından daha az şiddetli 2018-19 krizindeki gelir kayıpları. Ama işsizlik oranındaki yükseliş onlarla boy ölçüşür. Bunun temel nedenlerinden biri, sürecin başında sıçrayan döviz krizinin özellikle inşaat ve enerji sektörlerini vurması. Döviz cinsinden gelirleri çok az bu sektörlerin. Oysa 2009’da alınan bir kararla döviz geliri olmayan şirketlerin de döviz cinsinden borçlanmalarına ‘olanak’ tanınıyor. 2010-2017 arasında şirketler kesiminin döviz cinsinden borçları hızla artıyor. Grafik 3 bu sevimsiz gelişmeyi net biçimde ortaya koyuyor. O dönemdeki hızlı kredi genişlemesine de dikkat.

    Peki, ne oluyor da 2010-2017 döneminin büyük bir bölümünde ekonomi yüksek oranda büyürken, işsizlik düşerken ve iş insanlarını mutlu kılan hızlı bir kredi genişlemesi yaşanırken birden her şey alt üst oluyor? Nedenini biliyorsunuz; bu köşede yeri gelince vurguluyorum, çok önemli çünkü. Döviz cinsinden borçlar ile döviz cinsi gelirler arasındaki makasın bu denli açılması ile şirketler kesimi kur artışlarına karşı çok kırılgan bir hale dönüşüyor. Döviz kurunun sıçraması bilançolarının tahrip olması ile eş anlamlı hale geliyor. Döviz kuru, malum, çok sayıda unsur tarafından belirleniyor. Bazen bir haberle aniden sıçrayabiliyor. O dönemde tetikleyici unsur Trump’ın özellikle Temmuz ve Ağustos 2018’de Türkiye’yi tehdit eden tweetleri oldu. O tweetler Türkiye’ye dış finansmanın bıçak gibi kesilebileceğini ima ediyorlardı. Mart 2018 başında bir dolar 3,8 lira iken, ağustos ortasında 6,6’ya kadar çıktı. Beraberinde faiz ve risk primini de sıçrattı.

    Dolayısıyla, finansal kırılganlıklar özellikle de döviz cinsinden olanları (burada döviz açık pozisyonu) önemli bir ekonomik güvenlik sorunu. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Merkez Bankası’nın döviz cinsinden kredi artış oranını sınırlaması yerinde bir karar oldu. Ama neden hala faizleri bu kadar yüksekken lira cinsi kredilerin artış oranındaki sınır gevşetilmiyor?

     

     

    Bu köşe yazısı 28.05.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır